Siyasal Dönüşümün Eşiğindeki Baden-Württemberg’de Seçimler Yaklaşıyor
Alman sanayisinin lokomotifi olarak anılan Baden-Württemberg’de 8 Mart’ta eyalet seçimleri gerçekleştirilecek. Yeni seçim yasasının ilk kez uygulanacağı bu seçimler, hem Yeşiller’in siyasi geleceği hem de ortaya çıkacak koalisyon aritmetiği açısından dikkat çekici bir sürece işaret ediyor.
Almanya siyasetinin geleneksel kalesi ve ekonomik motoru olan Baden-Württemberg eyaleti, 8 Mart 2026’da Eyalet Meclisi Seçimlerine doğru ilerlerken, sadece bölgesel bir yönetim değişikliğini değil, aynı zamanda Alman siyasal kimliğinin köklü bir dönüşümünü de oylamaya hazırlanıyor.
On beş yılı aşkın bir süredir eyaletin çehresini değiştiren, muhafazakâr bir toplumda ekolojik dönüşümü “Ländle” (küçük memleket) aidiyetiyle harmanlayan Winfried Kretschmann (Yeşiller) döneminin sona ermesi, siyasal boşluğun nasıl doldurulacağı sorusunu beraberinde getirmişti. Eyaletin Başbakanı Kretschmann’ın siyaset sahnesinden çekilmesiyle oluşan liderlik boşluğu, eyaletin siyasal manzarasında derin bir etki oluşturdu.
Bu boşluk, eyalet başbakanlığı koltuğu için kıyasıya bir rekabeti tetiklemenin yanı sıra, aynı zamanda seçimleri Baden-Württemberg’in son yıllarda yaşadığı köklü demografik ve siyasal değişimlerin de oylanacağı bir referanduma dönüştürüyor. Zira Baden-Württemberg eyaleti, özellikle büyük şehir merkezlerinde artan çok kültürlülük ve genç nüfusun çevre bilinciyle şekillenen yeni siyasi dinamiklerle karşı karşıya.
Eyalette Koalisyon Seçenekleri Daralıyor
8 Mart’ta gerçekleşecek seçimler öncesinde Yeşiller, Kretschmann sonrası dönemde, özellikle iklim ve çevre politikalarındaki başarılarını koruma ve eyaletin ekonomik gücünü sürdürülebilir bir geleceğe taşıma vaadiyle seçmen karşısına çıkıyor. Diğer yandan, geleneksel olarak eyaletin en güçlü partisi olan Hristiyan Demokrat Birliği (CDU), bu liderlik boşluğunu kendi lehine çevirerek iktidarı geri alma ve eyaletin sanayi kimliğini yeniden merkeze koyma stratejisi izliyor.
Ancak, seçim dinamikleri, özellikle aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) partisinin kırsal kesimlerde ve toplumsal değişimden rahatsız olan kesimlerde artan desteği nedeniyle oldukça karmaşık bir hal almış durumda. AfD’nin yükselişi, geleneksel koalisyon seçeneklerini daraltarak, Yeşiller ve CDU’nun olası yeni koalisyon modelleri veya üçlü ittifaklar üzerinde daha fazla düşünmesini gerektiren bir baskı oluşturuyor.
Dolayısıyla bu seçimler aynı zamanda Almanya’daki genel siyasi eğilimler ve koalisyon kültürünün geleceği için de önemli bir gösterge olacak.
Yeşil Saltanatın Gün Batımı: Kretschmann Sonrası Arayışlar
Baden-Württemberg’de Yeşiller Partisi (Bündnis 90/Die Grünen), 2011 yılından bu yana eyaleti yöneterek bir “devlet partisi” kimliği kazandı. Ancak 2026 seçimleri, bu hegemonyanın en büyük sınavı olarak görülüyor. Eyaletin “babası” figürüyle özdeşleşen Winfried Kretschmann’ın aday olmayacağını açıklaması, Yeşillerin üzerindeki devasa koruma kalkanının kalkması anlamına geliyor. 2021 yılında yüzde 32,6 gibi tarihî bir oy oranıyla sandıktan çıkan parti, 2026 yılının başındaki anketlerde yüzde 22-23 bandına gerilemiş durumda.
Bu düşüşün arkasındaki temel dinamik, Yeşillerin artık bir “protesto hareketi” değil, statükonun bizzat kendisi olarak algılanmasıyla ilgili. Yeşiller de, bu yapısal aşınmaya karşı en güçlü kozunu sahaya sürerek yanıt verdi: Cem Özdemir. Federal Tarım Bakanlığı görevinden ayrılarak eyalet başbakanlığına aday olan Özdemir, kendisini “Anadolulu Swabiyalı” olarak tanımlayarak, yerel kimlik ile küresel vizyonu birleştiren bir profil çiziyor. Özdemir’in kişisel popülaritesi, partisinin oy oranının çok üzerinde. Yapılan anketler, eğer eyalet başbakanı doğrudan seçilseydi, Özdemir’in yüzde 41 oranında destek alırken, en yakın rakibi CDU’lu Manuel Hagel’in 17’de kaldığını gösteriyor.
Özdemir’in stratejisi, Kretschmann’ın pragmatizmini bir adım öteye taşıyarak Yeşiller içindeki “Realo” (gerçekçi) kanadın en saf halini temsil etmek olarak özetlenebilir. Ekonomi odaklı bir kampanya yürüten Özdemir, Alman otomotiv sektörünün kalbi olan eyalette sanayinin dönüşümünü “Klimaschutz, der sich rechnet” (hesaplı iklim koruması) sloganıyla savunuyor. Ancak federal düzeydeki Yeşiller karşıtı hava ve bir önceki dağılan federal hükümetin (trafik lambası koalisyonu) mirası, Özdemir’in omuzlarındaki en büyük yük olmaya devam edecek gibi.
Seçimleri Öncesi Siyasi Durum ve CDU’nun Dönüşü
Aşağıdaki tablo, seçimlere kısa bir süre kala kamuoyu yoklamalarındaki durumu ve 2021 seçim sonuçlarıyla karşılaştırmayı sunmaktadır:

Baden-Württemberg Eyalet Seçimleri öncesinde anket sonuçları | Kaynak: Infratest dimap / SWR / Stuttgarter Zeitung
Hristiyan Demokrat Birlik (CDU), anketlerde yüzde 29 ile birinci sırada yer alarak on beş yıllık muhalefet ve eyalet hükûmetindeki “küçük ortak” statüsünden kurtulup yeniden “Ländle” yönetimini devralmaya hazırlanıyor. 37 yaşındaki eyalet lideri Manuel Hagel liderliğinde yürütülen bu hazırlık, partiyi daha genç, dinamik ve “yeni nesil” bir muhafazakârlıkla sunmayı amaçlıyor. Hagel, CDU tabanında sevilen bir isim olsa da eyalet genelinde henüz bir tanınırlık sorununa sahip. CDU’nun Ocak 2026 itibarıyla elde ettiği bu ivme, partinin eyalet üzerindeki geleneksel hâkimiyetini geri kazanma çabasının bir sonucu.
Ancak bu süreçte Federal Şansölye Friedrich Merz’in (CDU) federal düzeydeki çıkışları, eyalet siyaseti üzerinde oldukça karmaşık bir etki oluşturmakta. Merz’in 2026 projeksiyonunda yürüttüğü ekonomi ve güvenlik odaklı politikalar, bir yandan muhafazakâr seçmeni konsolide ederek CDU’ya “istikrarın adresi” imajını geri kazandırıyor ve sanayi çevrelerinde karşılık buluyor. Fakat öte yandan Merz’in düzensiz göçle mücadele ve güvenlik vurgulu “şehir görünümü” (Stadtbild) tartışmaları, Müslüman seçmende dışlanmışlık hissini artırıyor.
Daha da kritik olanı, Merz’in özellikle sosyal politikalardaki keskin çıkışları. Merz’in “lifestyle-Teilzeit” (yaşam tarzı yarı zamanlı çalışma) hakkının kısıtlanması veya emeklilik sistemindeki reform önerileri, Baden-Württemberg CDU’sunun “sosyal kanadı” için ciddi bir risk teşkil etmekte. Hagel, ebeveynlerin haklarını savunarak Merz’in bu söylemleriyle arasına yerel düzeyde mesafe koymaya ve eyaletin “liberal muhafazakâr” dokusuyla bir uyum yakalamaya çalışıyor. Yine de Merz’in federal düzeydeki kutuplaştırıcı dili, CDU’nun Müslüman seçmen arasındaki yüzde 15’lik sınırlı desteğini riske atıyor ve merkez seçmeni Cem Özdemir’in ılımlı politikalarına itme tehlikesi taşıyor.
AfD’nin Yükselişi: Normalleşen Radikalizm
Baden-Württemberg, tarihsel olarak aşırı sağın Batı Almanya’da en erken ve en güçlü kök saldığı bölgelerden birisi. Eyalet seçimlerine giderken AfD, anketlerde yüzde 20 bandına oturarak eyaletin üçüncü, hatta bazen ikinci büyük gücü hâline geldi. Markus Frohnmaier liderliğindeki AfD, sadece bir protesto partisi olmaktan çıkıp, özellikle kırsal bölgelerde ve ekonomik kaygı taşıyan orta sınıf arasında bir “alternatif” olarak kendini kabul ettirdi.
AfD’nin başarısının temelinde, diğer ana akım partilerin göç ve güvenlik konularındaki yetersiz kaldığı algısını bir öfkeyle birleştirmesi yatıyor. Frohnmaier’in kampanyası, “Sınırların kapatılması” ve “kültürel kimliğin korunması” gibi temalar üzerinden, özellikle 16 yaşına düşürülen seçmen yaşıyla birlikte ilk kez oy kullanacak genç kitleyi de hedefliyor. AfD’nin bu eyaletteki yükselişi, diğer partiler üzerinde bir sağa kayma baskısı oluşturuyor ve koalisyon senaryolarını imkânsız hâle getiren bir parlamento aritmetiği oluşturuyor.
Olası koalisyon senaryolarında CDU-Yeşiller koalisyonu en güçlü senaryo. Ancak bu kez liderliğin CDU’da olması bekleniyor. CDU-SPD-FDP’nun yer aldığı “Almanya koalisyonu” arasında ideolojik bir yakınlık olsa da FDP’nin barajı geçememe riski mevcut. Olası bir CDU-SPD koalisyonu ise, seçim sonucundaki sandalye sayısına bağlı olarak ek ortak arayabilir.
Yeni Seçim Sistemi: Genişleyen Bir Parlamentoda Temsil İmkânı
Baden-Württemberg eyalet seçimlerinin en somut değişikliği, ilk kez uygulanacak olan yeni seçim yasası. Seçmenler artık federal seçimlerde olduğu gibi iki oy (ilk oy ve liste oyu) kullanacaklar. Eyalet meclisi (Landtag) için belirlenen yasal asgari sandalye sayısı 120; ancak Überhang (artık sandalye) ve Ausgleich (dengeleme) mekanizmaları nedeniyle bu sayının 2021’deki 154 sandalyenin de üzerine çıkarak 200’e yaklaşabileceği öngörülüyor.
Sandalye sayısındaki bu muhtemel artış, özellikle Müslüman ve göçmen kökenli adaylar için stratejik bir önem taşıyor. Eski sistemde sadece doğrudan seçim bölgelerindeki başarıya odaklanan yapı, yerini partilerin eyalet genelindeki listelerinden daha fazla ismin parlamentoya girmesine olanak tanıyan bir sisteme bırakmış durumda. Bu durum, toplumsal çeşitliliğin parlamentoya yansıması açısından teknik bir avantaj sunsa da, partilerin bu isimleri listelerin seçilebilir yerlerine koyup koymaması temel belirleyici olmaya devam ediyor.
Müslüman Seçmen: Temsil mi, Yoksa Oy Deposu mu?
Baden-Württemberg’de yaşayan yaklaşık 1,1 milyon Müslüman, eyaletin ekonomik ve sosyal hayatının ayrılmaz bir parçası. Ancak seçimlere katılım motivasyonu ve aday düzeyinde temsil konuları incelendiğinde, bu kitlenin Alman siyasal sistemiyle kurduğu bağın hâlâ geçici ve sorunlu olduğu da gözlemleniyor.
Müslüman seçmenlerin sandığa gitme oranı, genel seçmen ortalamasının yaklaşık 15-20 puan altında. Müslüman seçmenler, kendilerini ilgilendiren konularda partilerin sadece seçim dönemlerinde sahneye çıktığını hissediyorlar.
Oysa Baden-Württemberg seçimlerinde Müslüman seçmeni sandığa çekebilecek birçok konu da var. Örneğin AfD’nin yükselişi, Müslüman toplumunda varoluşsal bir kaygı oluşturuyor. Bu durum, “AfD’yi durdurma” motivasyonuyla sandığa gidişi artırabilir.
Öte yandan eyaletin eğitim sistemindeki eşitsizliklerin göçmen kökenli çocukları daha fazla etkilemesi, veliler nezdinde bir siyasal talep oluşturabilir. Ayrıca Almanya’nın federal düzeydeki Gazze politikası, yerel seçimlerde de Müslüman seçmenin ana akım partilere (SPD ve Yeşiller) olan güvenini sarsmış durumda. Bu durum da seçimlere katılımı teşvik etmesi gereken bir faktör olarak yorumlanabilir.
Bununla birlikte Baden-Württemberg Eyalet Meclisi’nde Muhterem Aras gibi istisnai ve başarılı figürlerin olması, genel temsildeki eksikliği gizlemeye yetmiyor. Müslümanların aday düzeyinde neden temsil edilmediği sorusuna yönelik analizler, yapısal engelleri de ortaya koyuyor. Partiler, “göçmen kontenjanı” olarak gördükleri isimleri genellikle listenin alt sıralarına yerleştirmeye devam ediyorlar. Alman partilerinin iç yapısındaki ağlar, Müslüman aday adaylarının girmekte başarısız olacağı kadar zor yapılar. Ayrıca Müslüman bir adayın, sadece liyakatiyle değil, aynı zamanda “İslam ve Batı” üzerine bitmek bilmeyen sınavlara tabi tutulması potansiyel adayları soğutan bir diğer faktör.
Bununla birlikte geleneksel partilere yönelik güven erozyonu, yeni oluşumlara da alan açıyor. Sahra Wagenknecht İttifakı (BSW), ekonomi politikalarında sol, sosyal değerlerde muhafazakar bir çizgi izleyerek Müslüman seçmenden yüzde 17 gibi ciddi bir ilgi görüyor. Todenhöfer’in Takımı isimli parti, Emre Sevik liderliğindeki eyalet listesiyle özellikle devletler hukuku ve dış politika odaklı söylemiyle genç Müslüman kitlede karşılık buluyor.
Öte yandan federal düzeydeki beklentilerin aksine, DAVA Partisi 9 Ocak 2026’da açıklanan listelerde Baden-Württemberg seçimlerine katılacak partiler arasında yer almıyor. Bu durum, temsil arayışındaki oyların BSW ve diğer küçük partiler arasında dağılmasına yol açabilir.
Müslüman seçmenin genişleyen parlamento yapısı ve ilk kez uygulanacak olan liste usulü sistem karşısında gerçek bir siyasal özne haline gelip gelemeyeceği, sadece oy vererek değil, karar alma mekanizmalarında ne kadar yer bulduğuyla da ölçülecek. Cem Özdemir’in şahsi başarısı, eğer arkasından yeni bir kadrolaşma getirmiyorsa, sadece bireysel bir entegrasyon hikâyesi olarak kalma riski taşıyor. Nihayetinde Baden-Württemberg, 2026 yılında çok kültürlü bir toplumun, aşırılıklar karşısında nasıl bir orta yol bulacağını tüm Almanya’ya gösterebilir. Bu yolun ne kadar sahici olduğu, 8 Mart akşamı sandıklar açıldığında ortaya çıkacak.