Türk ve Müslüman Öğrenciler Almanya’da Daha Fazla Ayrımcılığa Uğruyor
Almanya’da yapılan son araştırma, okullarda göç kökenli ve Müslüman öğrencilerin günlük hayatta karşılaştıkları ırkçı ayrımcılığa dair çarpıcı veriler ortaya koyuyor.
Berlin Ampirik Göç ve Entegrasyon Araştırmaları Enstitüsünden (BIM) Prof. Aileen Edele ve Sophie Harms, Almanya’da okulda ayrımcılıkla ilgili araştırmaların verilerini değerlendirdi. Mediendienst Integration için yapılan ve bir basın toplantısıyla paylaşılan değerlendirme, okulda çocukların yaşadığı ayrımcılıkla ilgili çarpıcı veriler ortaya koyuyor.
Almanya’da okullardaki öğrencilerin neredeyse yarısı bir göç kökenine sahip. Okullardaki bu çeşitlilik ülkenin gerçekliği olmasına rağmen, göç kökenine ya da iltica geçmişine sahip olan öğrenciler okullarda hâlâ ırkçı ayrımcılıkla karşılaşıyorlar. Irkçı ayrımcılık, öğretmenler tarafından olabildiği gibi, çocukların sınıfındaki diğer çocuklar tarafından da gerçekleştirilebiliyor.
Menşe Ülkeye Göre Ayrımcılık Algısı Farklı
Konuyla ilgili açıklama yapan Prof. Edele, elde ettikleri verilere göre Almanya’da göç kökenine sahip olan öğrencilerin büyük bir kısmının ırkçı ayrımcılıkla nadiren karşılaştığını söyledi. Bu sonucun, ayrımcılık konusunda rahatlamak için yeterli bir neden olmadığını söyleyen Edele, özellikle belli gruplara mensup öğrencilerin daha yoğun ırkçı ayrımcılık yaşadığını ifade etti.
Öğrencilerin ya da ailelerin menşe ülkesine göre ayrımcılık düzeyi de değişiyor. Buna göre genel olarak kişisel düzeyde hissedilen ayrımcılık oranı nispeten düşük görünse de, gruba yönelik ayrımcılık algısı daha yüksek. Örneğin aileleri Türkiye ya da bir Arap ülkesinden Almanya’ya göç etmiş olan öğrenciler; Polonya, eski Sovyet Birliği ülkeleri ya da eski Yugoslavya gibi bölgelerden gelen öğrencilere kıyasla ırkçı ayrımcılığa daha fazla maruz kaldıklarını belirtiyorlar.
Araştırmacılar ayrıca birkaç faktör bir araya geldiğinde ayrımcılığın daha da büyüdüğü tespitinde bulunuyor. Örneğin yüksek kilolu, Türkiye kökenli ve sosyal açıdan dezavantajlı bir aileden gelen bir oğlan öğrencinin; normal kiloya sahip, Alman kökenli, orta sınıftan bir kız öğrenciye kıyasla açık bir şekilde daha fazla ayrımcılığa uğradığı belirtiliyor.
Bunun yanı sıra, kendisini Almanya ile özdeşleştiren öğrenciler, okulda daha nadiren ayrımcılık yaşadıklarını söylüyorlar. Kendisini yaşadığı ülke ile daha az özdeşleştiren öğrenciler ise daha sık ayrımcılık yaşadıklarını belirtiyorlar.
“Alman Okulları Çoğunluk Öğrencilerin İhtiyaçlarına Ayarlı”
Irkçı ayrımcılık deneyimlerinin, öğrencilerin özgüveni ve psikolojileri üzerinde de olumsuz etkilere sahip olduğunu söyleyen araştırmacılar, Almanya’da okul hayatının “çoğunluk öğrencilerin” ihtiyaçlarına göre düzenlenmiş olmasını da eleştirdi. Almancanın ders ve sınav dili olarak standart kabul edilmesinin Almanca bilgisi zayıf olan öğrenciler üzerinde dezavantajlı bir etki oluşturduğunu söyleyen Edele, Almanya’ya göç eden ailelerin anadillerinin yeteri kadar tanınmamasının problemli olduğunu belirtti.
Araştırmanın yazarları ayrıca Almanya’daki bazı okullarda köken dillerin konuşulmasının yasaklandığını ve Türkçe ve Rusça gibi dillerin, İngilizce ya da İspanyolcaya kıyasla “desteklenmeye daha az değer görüldüğünü” belirtti. Edele ayrıca, Almanca için öğrencilere yeterli öğrenme imkânlarının sağlanması gerektiğini belirtirken, köken dillerin yeterli olmasının, Almancanın öğrenilmesini de kolaylaştıracağını ifade etti.
Bunun haricinde yalnızca çoğunluk toplumunun ihtiyaçlarına göre düzenlenen bir okul sistemi de özellikle göç kökenli öğrencileri otomatik olarak dezavantajlı konuma düşürüyor. Göçmen ailelerin ana dillerinin sınırlı ölçüde tanınması araştırmacılar tarafından bir ayrımcılık biçimi olarak yorumlanıyor.
“Derslerde Almancanın kullanılması, Almanca yeterliliği daha düşük olan çocukların eğitim başarısı için bir engel teşkil ediyor.” diyen Edele, bu durumun kurumsal ya da yapısal ayrımcılık olarak değerlendirilebileceğini belirtiyor.
Ailelerin Okul Başarısında Etkisi Büyük
Araştırmanın yazarlarına göre Alman eğitim sistemi de, öğrenciler arasındaki eşitsizliğin giderilmesine katkı sunmuyor. Özellikle ilkokuldan sonra orta öğretim için çocukların farklı okullara ayrılmasıyla eğitim hayatının çok erken yaşlarda belirlendiğini belirten Edele, öğrencilerin ilkokul bitene kadar eğitime başlarken yanlarında getirdikleri fırsat eşitsizliğini denkleştirilemediğini ifade etti.
Alman eğitim sisteminin özel olarak eşitsiz olduğunu söyleyen Edele, bu durumun öğretmenler tarafından bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde desteklendiğini ifade etti. Araştırmacı, öğretmenlerin göç geçmişine sahip olan öğrencilerden beklentilerinin de düşük olduğunu, bu durumun da öğrencilerin öğrenim gelişimi üzerinde olumsuz etki doyurduğunu belirtti.
Almanya’da azınlık gruplarından gelen öğrenciler, göç geçmişi olmayan ailelerden gelen çocuklara kıyasla daha seyrek olarak en yüksek okul diploması olan Abitur’a ulaşabiliyor. Yine göç kökenli öğrenciler akademik eğitimi mümkün kılan Gymnasium türü okullara daha az gidiyorlar. Bununla birlikte eğitimdeki başarı farklarını sadece öğretmenlerin okul tavsiyeleriyle açıklamak yeterli değil. Ailelerin sınırlı kaynakları ve ebeveynlerin Almanca yeterliliği gibi faktörler de önemli çocukların eğitim başarısı üzerinde büyük rol oynuyor.
Almanya’da okullarda kullanılan ders ve eğitim materyalleri çeşitliliğe giderek daha fazla duyarlı olsa da, birçok ders kitabı hâlâ belirli toplumsal gruplar ve ülkeler hakkında stereotipik imgelere sahip. Edele, göç geçmişi olan ailelerden gelen çocuklar ve gençlerin ders kitaplarında ve öğrenme materyallerinde kendilerini temsil edilmiş hissetmediğini belirtirken, bu materyallerde bazı ülkeler ve toplumların küçümseyici biçimde tasvir edildiğini belirtti. Araştırmacılar örnek olarak Küresel Güney ülkelerini vererek bu ülkelerin insanlarının “neredeyse yalnızca geri kalmış, yoksul ve kırsal” olarak resmedildiğini belirtiyorlar.