Almanya’da Sağın Oyları Artarken ve Sol Gerilerken, Yeşiller Merkezdeki Boşluğu Doldurabilir mi?
Almanya’da sağ partilerin oy oranlarını istikrarlı bir biçimde artırmasına karşılık, sol partilerin oyları geriliyor. Bu eğilimden görece ayrışan Yeşiller solun yeni ana partisi olabilir mi? Bu başarı ancak partinin sosyo-ekonomik açıdan çeşitlenmiş farklı seçmen gruplarına ve geniş toplumsal kesimlere hitap edebilmesi ve dijitalleşen toplumun ihtiyaçlarına uygun bir demokrasi anlayışını geliştirebilmesiyle mümkün olabilir.
Son genel seçimlerde (Bundestagswahl 2025) oyların yüzde 11,6’sını alarak mecliste dördüncü büyük parti konumuna yerleşen Yeşiller Partisi, Hamburg eyalet seçimlerinde yüzde 18,5 oy oranıyla üçüncü sırada yer almayı başardı. Baden-Württemberg eyaletinde ise yüzde 30,2 oy oranına ulaşarak eyalet parlamentosunda en güçlü fraksiyon hâline geldi. Cem Özdemir büyük olasılıkla Hristiyan Birlik Partisi (CDU) ile koalisyon hükûmeti kurarak eyalet başbakanı seçilecek. Seçimin bu şekilde neticelenmesi, hem Baden-Württemberg eyaletinde hem de Almanya genelinde, Türkiye kökenli bir politikacının ilk kez başbakanlığa gelmesi olarak tarihe geçecek. Bu durumun Türkiye kökenli ve Müslüman seçmenler üzerinde nasıl bir etki yaratabileceğini aşağıda ele alacağım.
Yeşillerin bu başarısına karşın, solun ana partisi olan Almanya Sosyal Demokrat Partisinin (SPD) oylarında düşüş eğilimi sürüyor. Genel seçimlerin ardından sosyal demokratlar, Baden-Württemberg ve Rheinland-Pfalz eyaletlerinde de SPD tarihinin en düşük oy oranlarına geriledi. Bu düşüş eğilimi, solun diğer iki partisi olan Sahra Wagenknecht İttifakı (BSW) ve Sol Parti (Die Linke) için de geçerli. Bu durumda Yeşiller, solun yeni çekim merkezi hâline gelebilir mi?
Bu soruya yanıt ararken, Yeşillerin ideolojik yapısını, temsil ettiği toplumsal kesimleri ve son seçim başarılarının temel nedenlerini ele almak faydalı olacak.
Yeşiller: Ekoloji Merkezli, Kentli ve Liberal Bir Siyasetin Taşıyıcısı
Yeşiller, çevre politikaları, iklim değişikliğiyle mücadele ve sosyal adalet gündemiyle öne çıkan, ideolojik olarak merkez-liberal-sol bir parti olarak tanımlanabilir. Parti, özellikle eğitimli, kentsel ve genç seçmen gruplarında güçlü bir destek buluyor. Yeşiller, özellikle iklim politikalarında ekolojik dönüşümü siyasetlerinin ana ekseni hâline getirirken, göç, insan hakları ve azınlık hakları gibi konularda toplumsal açıdan liberal bir çizgiyi savunuyor.
Örneğin, Yeşiller Müslümanların diğer dinî topluluklarla eşit haklara sahip olmadığı tespitinden hareketle, din eğitimi, devlet tarafından tanınma ve toplumsal destek gibi alanlardaki eksikleri gidermeye ve onları nefret söylemi ile ayrımcılığa karşı korumaya yönelik ulusal bir eylem planı talep ediyor.
Ancak diğer konularda, Yeşillerin sol politikalardan ziyade liberal bir tutum sergiledikleri söylenebilir. Örneğin, ekonomi politikaları SPD ve özellikle Sol Parti (Die Linke) kadar yeniden bölüşümcü değil. Parti, işçi sınıfıyla güçlü bağlara da sahip değil ve ağırlıklı olarak kentli orta sınıflara dayanan bir tabanı var. Dış politikada ise daha müdahaleci bir çizgi izleyerek NATO ve ABD yanlısı bir duruş sergiliyor ve klasik sol pozisyonlara mesafeli kalıyor.
Cem Özdemir’in Baden-Württemberg’deki Başarısı: Sağdan Oy Alan Bir Yeşil Profil
Yeşillerin Baden-Württemberg eyaletindeki başarısında Cem Özdemir’in kuşkusuz payı büyük. Cem Özdemir’in Baden-Württemberg’de oyların yüzde 30’unu almasını, yalnızca sol-liberal seçmenden değil, aynı zamanda sağ seçmenden de oy kazanmasıyla açıklayabiliriz. Ancak Türkiye kökenli siyasetçi, klasik sol seçmen tarafından zaman zaman kuşkuyla karşılanıyor. Bunun bir nedeni, Özdemir’in son yıllarda daha muhafazakâr bir çizgiye gelmesi, göç ve İslam konularında âdeta popülist sağa yakınlaşmış olması.
Özdemir tekrar tekrar Müslümanları, göçmen genç erkekleri ve göçmen toplulukları şüphe altında gösteren tartışmalara katılmış ve partisinde Boris Palmer gibi sağ kanat politikacılar tarafından desteklenmiş olmasından dolayı eleştiriliyor. İnsan hakları konularında tutarlı olmamakla ve özellikle “istenmeyen göçmen grupların” vatandaşlık haklarını seçici biçimde yorumlamakla itham ediliyor.
Bütün bunların yanı sıra, İsrail’in Filistin meselesindeki hukuk tanımaz tutumuna karşı sergilediği duruş nedeniyle, Yeşillerin Türkiye kökenli muhafazakâr ve Müslüman seçmenler nezdinde desteği de sınırlı kalıyor.
Yeşiller Radikal Sağın Yükselişine Alternatif Olabilir Mi?
Almanya’da siyasal rekabetin giderek sertleştiği ve sağa kaydığı, SPD’nin toparlanma kapasitesinin ise sınırlı kaldığı bir konjonktürde, Yeşillerin ortaya çıkan boşluktan yararlanarak solun ana taşıyıcı gücü hâline gelme ihtimali tamamen dışlanamaz. AB yanlısı duruşları, hükümet tecrübesi ve transatlantik ilişkilerdeki güvenilirlikleri, Yeşillerin bu rolü üstlenmesinde önemli avantajlar sunabilir.
Bununla birlikte, Yeşillerin CDU ve CSU ile giderek daha fazla benzeşmesi, bazı yorumcular tarafından partinin AfD’ye karşı etkinliğini azaltan ve dolaylı olarak AfD’nin güçlenmesine yol açan bir faktör olarak değerlendiriliyor.
Bir diğer handikap ise ne Yeşillerin ne de partinin Baden-Württemberg’deki lideri Cem Özdemir’in, popülist sağın kitlesel mobilizasyon ve hayal kırıklığına uğramış seçmenleri etkileme becerisini tekrarlayacak kadar net bir siyasal duruş sergileyememesi. Bu nedenle Yeşillerin siyasi sisteme kuşku duyan ve AfD’ye yönelen işçiler ile dar gelirli seçmenleri kazanma olasılıkları sınırlı kalıyor.
Dolayısıyla, Yeşillerin hâlihazırda yüzde 12 ila 15 civarındaki seçmen desteğini artırıp solun büyük partisi hâline gelmesi veya oy oranını sağ ve radikal sağ partiler seviyesine taşımayı kısa vadede başarması pek olası değil. Alman toplumundaki siyasal eğilimler ve güç dengeleri bu yönde değil. Ayrıca parti, mevcut kadro yapısı itibarıyla da bu hedefin henüz uzağında.
Yeşillerin bu konudaki bir diğer handikabı, kapsayıcı ve kitlelerle etkili iletişim kurabilen bir liderliğin yokluğu. Geniş toplumsal kesimler ve seçmenler, yalnızca politik vaatlere değil; kendilerini temsil eden, kaygılarını dinleyen, taleplerini sahiplenen ve yaşadıkları kent ile mahallelerin ve çalıştıkları iş sahalarının gerçekliğini anlayan bir siyasi figüre ihtiyaç duyarlar. Almanya bağlamında, bu niteliklere sahip ve geniş kesimlerde karşılık bulabilecek bir lider ne Yeşillerde ne de diğer sol partilerde henüz yok.
Dijitalleşme ve Yapay Zekâ: Yeşiller İçin Yeni Sınav Alanı
Önümüzdeki yıllarda devlet, bürokrasi ve toplumun dijitalleşmesi hız kesmeden sürecek; siyaset ve kamusal alanda dijital tartışma platformlarının etkisi giderek artacak. Bu dijital platformlar, nefret söylemlerinin yaygınlaşması, trol faaliyetlerinin demokratik tartışmaları zedelemesi ve dezenformasyonun artması gibi sorunları da beraberinde getiriyor. Sonuç olarak, dijital alanın düzenlenmesi siyasal gündemin öncelikli başlıklarından biri hâline geliyor.
Öte yandan, yapay zekâ teknolojileri hem özel sektörde yoğun biçimde kullanılıyor hem de kamu bürokrasisinde giderek daha fazla yer buluyor. Bu durum, yapay zekâ temelli karar alma süreçlerinin yaygınlaşmasının bireysel özgürlükler ve demokratik meşruiyet açısından önemli sorunlar yaratabileceğini gösteriyor. Bu bağlamda, dijitalleşme ve yapay zekâ temelli dönüşüm süreçleri yalnızca teknik bir modernleşme meselesi değil, aynı zamanda siyasal temsil, demokratik meşruiyet ve toplumsal adalet açısından belirleyici bir sınav alanı.
Dijitalleşmeyi yalnızca teknik bir mesele olarak değil, toplumu yatay kesen bir konu olarak ele alan ve daha adil, sürdürülebilir ve demokratik bir dönüşümün parçası olarak değerlendiren Yeşillerin, bu hedefleri örneğin Baden-Württemberg eyaletinde Cem Özdemir’in başbakanlığında ne ölçüde hayata geçirebilecekleri, partinin önümüzdeki yıllarda nasıl bir siyasal aktör hâline geleceğini de belirleyecek.
Özetle, Yeşillerin solun ana partisi hâline gelmesi ve radikal sağın yükselişine karşı etkili bir alternatif sunabilmesi, bu çok katmanlı dönüşümü bütüncül bir perspektifle ele alabilmelerine bağlı. Bu çerçevede, kapsayıcı bir teknoloji vizyonunun geliştirilmesi; teknolojik yeniliklerin ürettiği refahın geniş toplumsal kesimlere yayılması, adil bir yeniden dağıtımın sağlanması ve demokratik katılımın dışlayıcı olmayan bir yapıya kavuşturulması kritik öneme sahip.