Yıllardır Cevapsız Bırakılan Bir Soru: Burak Bektaş’ı Kim Öldürdü?
Almanya’da aşırı sağ şiddet son yıllarda artarken, bazı cinayet dosyaları hâlâ aydınlatılamadı. 5 Nisan 2012’de Berlin’de vurularak öldürülen 22 yaşındaki Burak Bektaş cinayeti, aradan geçen yıllara rağmen çözülemeyen ve aşırı sağ şüphesiyle tartışılmaya devam eden dosyalardan biri. Ölümünün yıl dönümünde Bektaş’ın hikâyesi, Almanya’daki ırkçı şiddet ve adalet arayışının sembollerinden biri olarak yeniden hatırlanıyor.
Almanya’da aşırı sağ şiddetin son yıllarda yeniden yükselişe geçtiği bir dönemde, bu tablonun en çarpıcı ve hâlâ aydınlatılamamış dosyalarından biri 2012 yılında Berlin’de öldürülen 22 yaşındaki Burak Bektaş cinayeti olmaya devam ediyor.
Resmî veriler de bu tabloyu doğrular nitelikte. Almanya Federal Kriminal Dairesi (BKA) ve Federal Anayasayı Koruma Teşkilatı (BfV) verilerine göre ülkede aşırı sağ motivasyonlu suçlar son yıllarda belirgin biçimde arttı. 2023 yılında 25 bini aşan bu tür suçların sayısı, 2024’te 37 binin üzerine çıkarak yaklaşık yüzde 47 oranında yükseldi. Aynı dönemde şiddet içeren aşırı sağ eylemler de artış gösterdi ve siyasi motivasyonlu suçlar 2001’den bu yana en yüksek seviyeye ulaştı.
Aşırı sağ şiddetin en ağır sonucu ise cinayetler oldu. Araştırmacılar ve insan hakları örgütleri, 1990’dan bu yana Almanya’da yüzün üzerinde kişinin aşırı sağ motivasyonlu saldırılar sonucu hayatını kaybettiğini belirtiyor. 2000-2007 yılları arasında çoğunluğu Türkiye kökenli göçmenlerden oluşan on kişinin öldürüldüğü Nasyonal Sosyalist Yeraltı (NSU) cinayetleri, bu şiddetin münferit değil yapısal bir sorun olduğunu ortaya koyan en önemli dönüm noktalarından biri oldu. 2019’da Kassel Valisi Walter Lübcke’nin öldürülmesi, Halle’de bir sinagoga yönelik saldırı ve 2020’de dokuz kişinin hayatını kaybettiği Hanau saldırısı da aşırı sağın Almanya’daki en ciddi güvenlik tehditlerinden biri olduğunu gösterdi.
Ancak bu tablo içinde Burak Bektaş cinayeti, hâlâ çözülememiş olması nedeniyle ayrı bir yerde duruyor.
22 Yaşında Sokak Ortasında Öldürülen Burak Bektaş Kimdi?
1990 yılında Berlin’de dünyaya gelen Burak Bektaş, ailesinin ilk çocuğuydu. Annesi Melek ve babası Ahmet Bektaş 1980’li yıllarda misafir işçi olarak Türkiye’den Almanya’ya göç etmiş ve Berlin’de tanışmıştı. 1992’de kardeşi Fatih, 2002’de ise kız kardeşi Melike dünyaya geldi. Ailesinin anlatımına göre Bektaş, küçük yaşlardan itibaren kardeşleriyle güçlü bir bağ kurmuş, özellikle küçük kız kardeşiyle çok ilgilenen bir ağabey olmuştu. Ailesi onu “büyük kalpli, neşeli ve insanlara yakın bir çocuk” olarak hatırlıyor.
Bektaş doğduğundan itibaren Berlin’in göçmen nüfusun yoğun olarak yerleştiği Neukölln ilçesinde yaşadı. Aile zaman içinde aynı ilçe içinde birkaç kez taşındı, ancak Neukölln onun hem büyüdüğü hem de sosyal çevresini kurduğu yer olarak hayatında merkezî bir rol oynadı. İlkokulun ardından Neukölln’de bulunan bir lisede eğitim gördü. Okulu bitirdikten sonra bir süre bir pizzacı dükkanında kurye olarak çalıştı. 2010 yılında ise otomobil satış danışmanlığı alanında mesleki eğitim görmeye başladı. Otomobiller onun en büyük tutkularından biriydi; ailesi, çocukken bile annesine farklı araba markalarını anlatmayı sevdiğini hatırlıyor.
Burak Bektaş için aile ve arkadaşları hayatının merkezindeydi. Boş zamanlarını çoğunlukla yakınlarıyla geçirir ve spor yapmakla ilgilenirdi. Fitness ve dövüş sporları, Burak’ın en sevdiği hobiler arasındaydı.
Burak Bektaş Berlin’de Bir Nisan Akşamı Vurularak Öldürüldü
5 Nisan 2012 akşamı, Berlin’in göç kökenlilerin yoğun olarak yaşadığı Neukölln ilçesinde sıradan bir bahar akşamı yaşanıyordu. 22 yaşındaki Burak Bektaş, antrenman sonrası arkadaşlarıyla birlikte sokakta sohbet ediyordu.
Tam bu sırada orta yaşlı bir adam grubun yanına yaklaştı. Herhangi bir tartışma ya da sözlü gerilim yaşanmadan silahını çıkararak gençlere ateş açtı. Saldırganın açtığı ateş sonucu Burak Bektaş olay yerinde hayatını kaybetti. Arkadaşlarından iki kişi ağır yaralandı. Fail ise olay yerinden hızla uzaklaştı ve izini kaybettirdi. Aradan geçen yıllara rağmen saldırıyı gerçekleştiren kişi hâlâ tespit edilemedi.
Cinayetin hemen ardından olayın motivasyonu tartışma konusu oldu. Olay anında herhangi bir tartışmanın yaşanmamış olması, hedeflerin rastgele seçildiği ihtimalini güçlendirdi. Görgü tanıkları saldırganın orta yaşlı, beyaz tenli bir erkek olduğunu ifade etti. Bu profil ve saldırının niteliği, olayın ırkçı motivasyonla işlenmiş olabileceği yönündeki şüpheleri artırdı.
Bektaş ailesi ve çok sayıda sivil toplum kuruluşu, ilk günden itibaren cinayetin aşırı sağ bağlantılı olabileceğini dile getirdi. Saldırının, NSU’nun ortaya çıkarılmasından yalnızca birkaç ay sonra gerçekleşmiş olması da bu şüpheleri güçlendirdi. Berlin’de faaliyet gösteren “Burak Bektaş Cinayetini Aydınlatma İnisiyatifi” de olayın rastgele bir şiddet eylemi değil, ırkçı bir saldırı olduğu görüşünü savunuyor.
Soruşturma Sürecine Dair Eleştiriler: Şüpheli İfadeye Vermeye Çağrılmadı
Bektaş ailesi ve insan hakları örgütleri, soruşturmanın ilk aşamasında aşırı sağ motivasyonun yeterince ciddiye alınmadığını ifade ediyor. Almanya’da daha önce yaşanan NSU cinayetlerinde de güvenlik kurumlarının uzun süre aşırı sağ bağlantısını göz ardı ettiği hatırlatılıyor.
Berlin’de aşırı sağcı suçlara ilişkin yüzlerce dosyanın yıllarca işlem görmeden beklediğinin ortaya çıkması da bu eleştirileri güçlendirdi. Tartışmalar yalnızca cinayetin çözülememiş olmasıyla sınırlı değil; aynı zamanda aşırı sağ tehdidinin kurumsal düzeyde yeterince dikkate alınıp alınmadığı sorusu etrafında yoğunlaşıyor.
Soruşturma sürecindeki en dikkat çekici gelişmelerden biri, 2013 yılında polise ulaşan bir ihbar oldu. İhbarda, Berlin-Neukölln’de yaşayan Rolf Z. isimli kişinin Burak Bektaş cinayetiyle bağlantılı olabileceği belirtiliyordu. İhbarcı, şüphelinin sık sık Rudow semtine gittiğini ve hastane çevresinde “etrafa ateş açtığını” ifade etti. Buna rağmen, geçmişte üzerinde mühimmat bulunmuş olan Rolf Z. bu ihbar üzerine ifadeye dahi çağrılmadı. Bu ihbarın dikkate alınmamış olması, yalnızca bir soruşturma hatası değil, aynı zamanda olası bir şiddet eyleminin önlenememesi tartışmalarını da beraberinde getirdi.
Bektaş Cinayetinin Şüphelisi 3 Yıl Sonra Neukölln’de Luke Holland’ı Öldürdü
Yaklaşık iki yıl sonra, 20 Eylül 2015’te yine Neukölln’de benzer bir olay yaşandı. Bir gece kulübünün önünde bulunan 31 yaşındaki İngiliz vatandaşı Luke Holland, herhangi bir sözlü tartışma ya da görünür bir neden olmaksızın silahla vurularak öldürüldü. Olayın ardından Rolf Z. gözaltına alındı. Yetkililer, iki saldırı arasında doğrudan bir bağlantı kurulamadığını açıkladı. Ancak zanlının evinde yapılan aramalarda çok sayıda silahın yanı sıra Nazi dönemine ait eşyalar ve aşırı sağcı “Landser” rock grubuna ait bir bayrak bulundu. Rolf Z., Holland cinadeyi (Totschlag) nedeniyle 11 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
Şüphelinin evinde bulunan aşırı sağcı materyaller ve 2013 yılında değerlendirilmeyen ihbar, hem araştırmacılar hem de mağdur yakınları tarafından soruşturma sürecine dair ciddi soru işaretleri doğurmaya devam ediyor. Burak Bektaş (2012) ve Luke Holland (2015) cinayetleri, Berlin-Neukölln’de göçmenleri ve siyasi aktörleri hedef alan daha geniş bir şiddet dalgasının parçası olarak değerlendiriliyor. Bölgede yıllardır süregelen kundaklama saldırıları, tehditler ve vandalizm vakaları, münferit olaylardan ziyade süreklilik arz eden bir yapı tartışmasını gündeme getirdi.
Bu çerçevede “Neukölln Kompleksi” olarak adlandırılan süreç, yalnızca bireysel failleri değil, olası ağları ve destek mekanizmalarını da kapsayan daha geniş bir inceleme alanına dönüştü. Bu gelişmeler sonucunda Berlin Eyalet Parlamentosu bünyesinde “Neukölln I” ve “Neukölln II” adlı iki ayrı araştırma komisyonu kuruldu.
2022’den bu yana çalışmalarını sürdüren komisyonlar, yalnızca faillerin izini sürmekle kalmıyor; aynı zamanda güvenlik bürokrasisindeki olası hataları da inceliyor. Komisyon bulguları, emniyet birimlerinin bölgedeki aşırı sağ yapılanmaları uzun süre yeterince ciddiye almadığını ortaya koydu. Özellikle 2013 yılında Rolf Z. hakkında yapılan “etrafa ateş açıyor” ihbarının işleme alınmaması, soruşturmanın seyrini etkileyen kritik bir ihmal olarak kayıtlara geçti.
Yetkililerin, cinayetlerin ardından ırkçı motivasyon ihtimalini dikkate almayıp “çete hesaplaşması” veya “kişisel husumet” tezlerine odaklanması, kurumsal bir önyargının işareti olarak değerlendiriliyor. Bazı aşırı sağcı zanlıların polis teşkilatı içindeki isimlerle temas halinde olduğuna dair şüpheler, komisyonun en hassas inceleme alanlarından birini oluşturuyor.
Ayrıca, olay yerindeki kamera kayıtlarının toplanmasındaki gecikmeler ve dijital verilerin silinmesi gibi teknik aksaklıklar, “kasten karartma” iddialarını güçlendiriyor. Komisyon, Bektaş ve Holland cinayetlerinin, bölgedeki Sol Parti’li siyasetçi ve milletvekili Ferat Koçak’a ve farklı aktivistlere yönelik kundaklama saldırılarıyla aynı “loistik ve ideolojik zeminden” beslenip beslenmediğini araştırıyor.

Neuköll’ndeki Burak Bektaş anıtı. Fotoğraf: Wikimedia Commons.
Burak Bektaş’ın Anısına Yapılan Saldırılar
Burak Bektaş’ın anısını yaşatmak ve cinayetin unutulmamasını sağlamak amacıyla Berlin’de sivil toplum girişimleri tarafından çeşitli anma noktaları oluşturuldu. 5 Kasım 2017’de “Burak Bektaş Cinayetini Aydınlatma İnisiyatifi” tarafından olayın gerçekleştiği bölgede bir anı plaketi yerleştirildi.
Bektaş’ın ölümünün altıncı yıl dönümü olan 5 Nisan 2018’de ise Berlin-Neukölln’deolay yerine yakın bir yeşil alanda bir anıt inşa edildi. Yaklaşık 25 bin avroya mal olan anıt, çeşitli vakıflar ve proje fonlarının katkılarıyla finanse edildi ve 8 Nisan 2018’de düzenlenen törenle açıldı.
Ancak anıtın kendisi de zaman zaman aşırı sağcı saldırıların hedefi oldu. Açılıştan yaklaşık bir hafta sonra anıt kimliği belirsiz kişiler tarafından kimyasal bir maddeyle tahrip edilirken 29 Haziran 2021’de anıtın üzerine siyah boyayla bir gamalı haç ve aşırı sağcı Almanya İçin Alternatif partisinin kısaltılması olan “AFD” harfleri yazıldı. 8 Mart 2023’te ise anıt bir kez daha bilinmeyen kişiler tarafından gamalı haç çizilerek yeniden saldırıya uğradı.
Bu saldırılar, Burak Bektaş cinayetinin yalnızca çözülememiş bir dosya olarak değil, aynı zamanda Almanya’da aşırı sağ şiddetin ve nefretin hâlâ canlı olduğuna dair sembolik bir hatırlatma olarak da görüldüğünü gösteriyor.
Bektaş Ailesinin ve Sivil Toplumun Bitmeyen Adalet Arayışı
Burak Bektaş’ın ailesi, arkadaşları ve “Burak Bektaş Cinayetini Aydınlatma İnisiyatifi”, failin hala aramızda olma ihtimali ve soruşturmanın “faili meçhul” bırakılmasına karşı on yılı aşkın süredir kararlı bir mücadele yürütüyor. Bektaş ailesi için bu süreç sadece bir yas değil, aynı zamanda emniyet teşkilatındaki “sağ körlüğe” karşı verilen hukuki bir savaş anlamını taşıyor.
Her yıl cinayetin yıl dönümü olan 5 Nisan’da, olayın gerçekleştiği yerin yakınında, Berlin-Neukölln’de geniş katılımlı anma etkinlikleri düzenleniyor. Bu etkinliklerde yalnızca Burak Bektaş anılmıyor; aynı zamanda Almanya’daki ırkçı şiddetin kurbanları da hatırlatılıyor.
Anma yürüyüşlerinde en sık dile getirilen sloganlardan biri ise şu: “Unutma, hatırla ve aydınlat.” Bu çağrı, Almanya’daki aşırı sağ şiddetle yüzleşmenin yalnızca geçmişle hesaplaşmak değil, aynı zamanda demokratik toplumun geleceği açısından da kritik olduğunu vurguluyor.
Burak Bektaş cinayeti bugün Almanya’da hâlâ çözülememiş en sembolik ırkçı saldırı dosyalarından biri olarak görülüyor. Aradan geçen yıllar, yalnızca bir cinayetin değil, aynı zamanda bir güven krizinin de derinleşmesine yol açtı.
Cinayet sonrasındaki tartışmaları ve soruşturma sürecindeki sıkıntıları gözlemleyenler için bu dosya, Almanya’nın aşırı sağ şiddetle mücadelesinde hâlâ tamamlanmamış bir hesaplaşmanın sembolü. 13 yıl sonra hâlâ aynı soru soruluyor: Burak Bektaş’ı kim öldürdü?