İslam Karşıtlığı

Almanya’da İslam Karşıtlığının 2024’teki Politik ve Toplumsal Bilançosu

"2024 Avrupa İslamofobi Raporu"nun bulguları, Almanya’da İslam karşıtlığının yalnızca kamuoyundaki ön yargılarla sınırlı kalmadığını; devlet politikaları, güvenlik söylemi ve baskı mekanizmalarıyla birlikte derinleştiğini ortaya koyuyor.

Almanya’da İslam Karşıtlığının 2024’teki Politik ve Toplumsal Bilançosu
Rostock, Almanya | Lütten Klein’de “İslamlaşmayı Durdurun” sloganıyla düzenlenen AfD gösterisi ve buna karşı sol grupların karşı gösterisi. | Fotoğraf: Elpisterra - Shutterstock.com

Almanya’nın II. Dünya Savaşı sonrasındaki tarihinde İslam karşıtı söylem ve vakalar bakımından bir eksilme yok. 1970’ler ve 80’lerde sözde “misafir işçilerin” (Gastarbeiter) dışlanmasından, 1990’lardaki aşırı sağcı saldırılara; 2000’lerde sözde bir “İslamlaşma”ya dair komplo teorilerinin yayılmasından, 2014’teki sözde “mülteci krizi”nin ardından bitmek bilmeyen göç karşıtı tartışmalara kadar uzanan bir süreklilik söz konusu. Ancak Almanya’nın 7 Ekim 2023’ten bu yana yaşadığı ırkçı söylem kayması, yakın tarihte benzeri görülmemiş bir nitelik taşıyor.

“İsrail’in güvenliğinin devlet aklının gereği olduğu” yönündeki resmî doktrin (Staatsräson) arkasına sığınılarak, Alman federal hükûmeti ve siyasal düzenin neredeyse tamamı, İsrail’deki aşırı sağcı hükümeti ve onun Gazze’de ve Orta Doğu’nun diğer bölgelerinde yürüttüğü şiddet, yıkım ve zorla yerinden etme politikalarını büyük ölçüde koşulsuz biçimde destekledi.

Bu destek; silah sevkiyatlarını, hem ikili ilişkilerde hem de uluslararası platformlarda diplomatik korumayı, AB düzeyinde yaptırımların engellenmesini ve Uluslararası Ceza Mahkemesindeki (UCM) davalara karşı hukuki savunuyu kapsadı. Buna paralel olarak, İsrail politikalarına eleştirel yaklaşan sesler Alman toplumunun her düzeyinde damgalandı ve kriminalize edildi; yalnızca kimlikleri nedeniyle (başta Müslümanlar, Arap kökenli kişiler ve solcu Yahudiler olmak üzere) “antisemit” ya da “terör sempatizanı” olarak yaftalandı. Bu süreç, yasalarla, yürütme pratikleriyle ve kamusal söylem aracılığıyla eşzamanlı olarak işletildi.

Sınır Dışı Etme ve Tecrit Politikası

2024 yılında da ırkçı söylemler Almanya’nın göç politikasına yön verdi. Politika, ağırlıklı olarak tecrit, sınır dışı etme ve dışlama ekseninde şekillenmeye devam etti. Mülteciler; Sosyal Demokrat Parti (SPD), Yeşiller, Hür Demokrat Parti (FDP), AfD ve Sahra Wagenknecht İttifakı (BSW) siyasetçileri tarafından düzenli olarak bir “yük” ve “tehdit” olarak kodlandı. Önceki yıllarda Yeşiller ve SPD’nin kimi kesimleri göç politikasındaki sağa kayışa karşı dururken, 2024 itibarıyla artık tecrit ve sınır dışı etme konusunda adeta geniş bir “büyük koalisyon”dan söz etmek mümkün hale geldi.

Bir dizi yasal düzenlemeyle sığınmacıların hakları daha da daraltıldı. Bundestag, 18 Ocak 2024’te “Geri Gönderme İyileştirme Yasası”nı kabul ederek, mültecilerin sınır dışı edilmesini ve gözaltına alınmasını kolaylaştırdı.

14 Mayıs 2024’te AB, Almanya’nın da oyu ile ve insan hakları örgütlerinin itirazlarına rağmen “Ortak Avrupa İltica Sistemi”ni (GEAS) kabul etti. Bu düzenleme, çocukların AB dış sınırlarında gözaltına alınabilmesini de mümkün kılıyor. 18 Temmuz 2024’te Alman hükûmeti, 81 kişiyi ilk kez Afganistan’a sınır dışı etti. Eleştirmenler, bu adımı o dönemde yürütülen eyalet seçimleri bağlamında sağcı taleplere verilmiş bir taviz olarak yorumladı.

18 Ekim 2024’te Bundestag ayrıca sözde “Güvenlik Paketi”ni kabul etti. Bu paket, sığınmacılara yönelik sosyal yardımları kısıtlıyor ve mültecilerin kendi ülkelerini ziyaret etmeleri halinde koruma statülerinin geri alınabilmesini mümkün kılıyor.

Almanya Tarihinde Görülmemiş Düzeyde İslam Karşıtı Suç İşlendi

2024’te Almanya’da Müslümanların, mültecilerin ve Arap kökenli insanların güvenlik durumu daha da kötüleşti. 2023 yılında polis kayıtlarına geçen İslam düşmanı suçlar zaten tarihî bir zirveye ulaşmışken, 2024’te tablo daha da ağırlaştı. İslam karşıtı suçların sayısı yaklaşık 1.848’e yükseldi (2023: 1.464). Bu, bir önceki yıla göre yaklaşık yüzde 25’lik bir artış anlamına geliyor ve 2022’ye kıyasla (569 suç) sayıların neredeyse üç katına çıktığını gösteriyor. Aynı zamanda bu rakam, 2017’de kayda geçmeye başlanan İslam karşıtı suçlar açısından şimdiye kadarki en yüksek seviye.

En ağır sonuçlara yol açan, İslam karşıtı saikle işlendiği düşünülen saldırı 20 Aralık 2024’te Magdeburg’da gerçekleşti. 50 yaşındaki bir erkek, aracıyla Noel pazarına daldı; altı kişiyi öldürdü, 323 kişiyi yaraladı. Fail, daha önce X platformunda (eski adıyla Twitter) yaklaşık 40 bin takipçisi bulunan ve ağırlıklı olarak sağ popülist ve aşırı sağ çevrelerce takip edilen bir “İslamlaşma karşıtı aktivist” olarak tanınıyordu. Saldırı, failin ateist olmasına ve belgelenmiş İslam karşıtı faaliyetlerine rağmen, birçok medya kuruluşu ve siyasetçi tarafından yalnızca kökeni nedeniyle (Suudi Arabistan doğumlu olması ve 2009’da Almanya’ya gelmesi gerekçe gösterilerek) “İslamcı” olarak sunulması nedeniyle de büyük tartışma yarattı.

Filistin Yanlısı Göstericilere Yönelik Polis Şiddeti

Alman devleti, 2024’te kendi yurttaşlarına karşı da giderek daha şiddetli ve baskıcı bir tutum benimsedi. 7 Ekim sonrasında yetkililer tarafından getirilen Filistin yanlısı gösterilere yönelik kapsamlı yasaklar 2024’te kısmen gevşetildi; ancak bu kez sert kısıtlamalar eşliğinde gösterilere izin verildi. Bu durum, benzeri görülmemiş düzeyde polis şiddeti ve idari tacizle birlikte ilerledi.

İnsan hakları örgütleri ve uluslararası kuruluşlar, İsrail/Filistin bağlamında toplanma ve ifade özgürlüğüne getirilen kısıtlamaları ve polis şiddetini defalarca sert biçimde eleştirdi. Bu eleştirilerde bulunanlar arasında Human Rights Watch, Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International), Civicus, Avrupa Komisyonu ve BM İnsan Hakları Konseyi de yer aldı.

Müslümanların En Fazla Ayrımcılığa Uğradığı Ülkelerden Biri

7 Ekim 2023’ten bu yana Almanya’da yaşanan ırkçı ve İslam karşıtı söylem kayması, artan ayrımcılık bildirimlerine de yansıyor. Avrupa’da Müslümanların Almanya’daki kadar sık ırkçı ayrımcılığa maruz kaldığı çok az ülke var; yalnızca Avusturya’da oranlar daha yüksek. Bu sonuç, AB Temel Haklar Ajansı (FRA) tarafından 21 Ekim 2024’te yayımlanan “AB’de Müslüman Olmak” raporunda ortaya kondu. Rapora göre Müslümanlar Almanya’da sağlık hizmetlerinden konut piyasasına, iş yaşamından okullara kadar her alanda ayrımcılığa uğruyor.

Benzer sonuçlara, Alman Entegrasyon ve Göç Araştırmaları Merkezi (DeZIM) bünyesinde yürütülen temsili nitelikteki “Ulusal Ayrımcılık ve Irkçılık Monitörü” de ulaştı. Araştırma, birçok insan için ırkçılık ve ayrımcılığın Almanya’da gündelik hayatın bir parçası olduğunu gösterdi. En sık etkilenen gruplar Müslüman kadınlar ve Siyah bireyler. Bu bulgular, Federal Ayrımcılıkla Mücadele Dairesi’nin verileriyle de örtüşüyor. Kurum, 2024’te olası ayrımcılık vakalarına ilişkin 11.405 başvuru kaydetti; bu sayı 2019’a kıyasla iki kattan fazla. Irkçı ayrımcılığa dair başvurular ise 2019-2024 arasında üç kattan fazla arttı.

Başörtülü Kadınların Devlet Eliyle Meşrulaştırılan Dezavantajı

Başörtüsü takan kadınların kamu hizmetlerinden dışlanması, hâlâ birçok eyalette yasal olarak düzenlenmiş durumda. Bu özellikle polislik ve hâkimlik gibi mesleklere erişimin engellenmesi anlamına geliyor. Öğretmenler için başörtüsü yasağı ise Federal Anayasa Mahkemesi tarafından 2015 ve 2023’te hukuka aykırı bulunmuştu. Buna rağmen Berlin eyaletinde bu kararların uygulanması 2024 boyunca da gecikti.

Devlet kaynaklı başörtüsü yasakları ve bu konudaki tekrar eden siyasal tartışmalar, Müslüman kadınların hayatın diğer alanlarında da dışlanmasını körüklüyor. Sözde “dinî ve ideolojik tarafsızlık” gerekçesiyle, başörtülü kadınlar özel sektörde de düzenli olarak ayrımcılıkla karşılaşıyor. Her ne kadar mahkemeler geçmişte pek çok davada kadınlar lehine karar vermiş olsa da, hukuki süreçler çoğu zaman pahalı ve yıpratıcı.

2024 yılında İslam düşmanlığı ile Almanya’nın Filistinli ve Filistin yanlısı seslere yönelik tutumu, eğitim ve bilim özgürlüğü üzerinde de ciddi etkiler yarattı. Medya ve siyaset kaynaklı hedef göstermeler, fon kesintisi korkusu, iptal edilen etkinlikler ve hatta ülkeye giriş yasakları akademik ve kültürel hayatın parçası haline geldi.

Okullarda Filistin Karşıtı ve İslam Düşmanı Ayrımcılık

Üniversitelerin, insan hakları örgütlerinin, hukukçuların, sivil toplumun ve hatta İsrailli STK’ların yoğun itirazlarına rağmen Almanya Federal Meclisi, 6 Kasım’da SPD, Yeşiller, FDP, AfD ve CDU/CSU’nun oylarıyla “Bir daha asla şimdi!”  (Nie wieder ist jetzt!) başlıklı kararı kabul etti. Karar, sanat ve bilim alanındaki kamu desteklerinin, önceden “antisemitik anlatılar” açısından denetlenmesini şart koşuyor. Eleştirmenlere göre bu ifade, esasen İsrail hükûmetinin politikalarına yönelik eleştirileri hedef alıyor.

Filistin sembolleri -özellikle geleneksel Filistin atkısı kufiye- etrafında yürütülen siyasi tartışmalar ve 7 Ekim sonrasında getirilen yasaklar, okullarda ayrımcılık vakalarının artmasına yol açtı. Ayrımcılıkla mücadele merkezleri ve İslami kuruluşlar, 2023’ten itibaren özellikle Arap kökenli ve Müslüman öğrencilerin öğretmenler tarafından hedef alındığını raporladı. Bu eğilim 2024’te de devam etti.

Bu yeni dışlama biçimi, uzun süredir var olan başka bir yapısal ayrımcılıkla iç içe ilerliyor. Siyaset, medya ve kamu kurumları; dua etmek ya da oruç tutmak gibi Müslümanların gündelik dinî pratiklerini üniversitelerde hatta anaokullarında dahi “İslamcı” olarak çerçeveliyor ve bunları “İslami sızma” komplo teorileriyle ilişkilendiriyor.

Müslüman öğrenciler, din derslerine erişimde de yapısal dezavantaj yaşamayı sürdürüyor. Anayasa, Almanya’da din cemaatlerinin sorumluluğunda “mezhebe dayalı din eğitimi” öngörse de, Müslüman öğrenciler için bu eğitim yalnızca birkaç eyalette, sınırlı sayıda okulda ve geçici pilot projeler şeklinde sunuluyor. Üstelik bu projeler de sürekli olarak aşırılık, İslamlaşma ya da dış etkiler iddiaları etrafında dönen İslam karşıtı tartışmalarla kuşatılıyor.

Müslümanların ve Onları Temsil Eden Kişi ve Kurumların Dışlanması

İslami temsil kurumlarının sürekli problemleştirilmesi, İslam’ın Hristiyanlık ve Yahudilikle hukuki eşitliğinin sağlanmasını da engelliyor. Oysa bu eşitlik, anayasal din özgürlüğünün bir gereği. Hamburg’da 2012’den bu yana yürürlükte olan ve eyalet hükümeti ile Müslüman kuruluşlar arasında imzalanan devlet sözleşmesi, 2024 boyunca da tartışma konusu oldu. CDU’nun sözleşmenin feshi yönündeki talebi ise şimdilik başarısız oldu.

İslam’ın resmî olarak tanınmaması, Almanya’daki yaklaşık altı milyon Müslümanın toplumsal katılımı ve eşitliği üzerinde doğrudan etki yaratıyor. Sorunlar; İslami din derslerinin eksikliği, imam yetiştirme imkânlarının yetersizliği, İslami usullere uygun defin alanlarının yokluğu ve yayın kurulları gibi kamusal organlarda temsiliyetin bulunmaması gibi alanlarda sürüyor. Ayrıca ibadet ve cemaat hayatı için yeterli ve temsili mekânlar da hâlâ eksik. 2024’te medya ve siyaset, bu yapısal eşitsizliklere neredeyse hiç dikkat göstermedi; bunları gidermeye yönelik somut adımlar ise atılmadı.

Ve son olarak unutulmamalı: Almanya’daki İslam düşmanlığının sonuçları ülke sınırlarında sona ermiyor. Bu politikaların mağdurları arasında, Gazze’de ve Ortadoğu’nun diğer bölgelerinde; Alman silahları, Alman parası ve Alman siyasi desteğiyle mümkün kılınan ve Almanya’daki ırkçı söylemlerle meşrulaştırılan bir soykırımın altında yaşayan milyonlarca insan da bulunuyor.

NOT: Her yıl yayımlanan “Avrupa İslamofobi Raporu” Avrupa’daki İslam düşmanlığının seyrine dair kapsamlı bir tablo sunuyor. En son yayımlanan 2024 raporundaki Almanya bölümünün kaleme alan Fabian Goldmann, bu yazıda öne çıkan bulguları derlemiştir. Yazının Almanca aslına buradan ulaşabilirsiniz.

Perspektif’le Avrupa gündemini günlük takip etmek ister misiniz? Perspektif bültenine kaydolun, Avrupa'daki gelişmeler e-posta kutunuza gelsin.

 

Fabian Goldmann

Jena ve Şam’da Siyaset ve İslam Bilimleri eğitimi gören Fabian Goldmann, serbest gazeteci olarak çalışmaktadır.

Yazarın diğer yazıları
Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi #0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler