Demir Kubbe

İsrail’in Savaş Teknolojisi Avrupa Güvenliğinde Nasıl Merkeze Yerleşti?

Başta Almanya olmak üzere Avrupa ülkeleri, artan füze ve İHA tehdidi karşısında İsrail’in hava savunma sistemlerine yöneliyor. Ukrayna'daki savaşla görünür hâle gelen kapasite açıkları ve Avrupa savunma sanayisinin yıllara yayılan hareketsizliği, test edilmiş ve hızlı temin edilebilir İsrail teknolojilerini kıtanın güvenliğinde merkezî bir konuma taşıyor.

İsrail’in Savaş Teknolojisi Avrupa Güvenliğinde Nasıl Merkeze Yerleşti?
Almanya Federal İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt (CSU) ile İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, Kudüs’te ocak ayında siber ve güvenlik anlaşması imzaladı. | Fotoğraf: BMI/ Laurin Schmid

Avrupa’nın İsrail savunma sistemlerine yönelimini siyasi bir tercihten ve ideolojik yakınlıktan ziyade, kıta çevresinde hızla sertleşen güvenlik ortamına verilen yapısal bir tepki olarak nitelemek mümkün. Ukrayna-Rusya Savaşı, Avrupa’nın sanayi hazırlıksızlığını, teknolojik ve operasyonel kapasitesindeki yetersizliği gözler önüne serdi.

Avrupa’nın uzun süredir ihmal ettiği hava ve füze savunma kapasitesini, sınırlı savunma sanayi üretim hızını ve yalnızca ulusal ya da “tamamen Avrupa menşeli” çözümlerin kitle hâlindeki füze ve İHA tehditleri karşısındaki yetersizliğini açığa çıkardı. Bu nedenle İsrail savunma teknolojileri, özellikle füze savunması, insansız sistemler, İHA karşı tedbirleri, siber güvenlik ve muharebe yönetimi alanlarında, hızla temin edilebilir, operasyonel olarak olgun ve gerçek savaş koşullarında tasdik edilmiş olmaları nedeniyle popüler hâle geldi.

Öyle ki, İsrail’in savunma ihracatı 2024 yılında 14,8 milyar dolarla tarihî bir rekor kırdı. 2023 yılında bu ihracatın yüzde 35’i Avrupa ülkelerine yapılırken, 2024 yılında bu oran yüzde 54’e yükseldi. Bu durum Avrupa’nın İsrail savunma teknolojilerine ilgisinin söylem düzeyinde değil, hızla derinleşen fiili bir tedarik eğilimi olduğunu kanıtlıyor.

Avrupa’da Savunma Üretimi, Hâlâ Barış Dönemi Mantığıyla İlerliyor

Avrupa’nın İsrail sistemlerine yönelmesinde belirleyici unsur, söz konusu sistemlerin muharebe sahasında doğrulanmış performans göstermesi. Arrow-3, David’s Sling, Barak MX, Spike füzeleri ve İsrail yapımı insansız hava araçları gibi sistemler yalnızca testlerden geçmemiş; yoğun, çok cepheli ve doygun saldırı koşullarında aktif olarak kullanılmış durumda.

Örneğin, Almanya’nın hava savunma mimarisinin merkezine yerleştirilen Arrow-3 füze savunma sistemi, Haziran 2025’te İsrail-İran gerginliği sırasında ve Yemen’de yüzlerce balistik füzenin önlenmesinde kullanıldı. Bu durum İsrail sistemlerini henüz uzun süreli muharebe stresine maruz kalmamış birçok alternatifinden ayırıyor.

Kısacası, söz konusu alımların Avrupa açısından teorik bir teknoloji tercihinden ziyade, doğrudan güvenlik ihtiyacının karşılanmasına yönelik bir tepki olduğunu söyleyebiliriz. Rusya’nın Iskander, Kinzhal, Oreshnik füzeleri, seyir füzeleri ve uzun menzilli İHA’larla yarattığı tehdit ortamında, Avrupa savunma planlamacıları artık “kâğıt üzerindeki” vaatlerden çok, savaşta işe yarayan sistemlere yöneliyorlar.

Öte yandan, Ukrayna-Rusya Savaşı ile birlikte ortaya çıkan acil stratejik riskler, zamanın Avrupa’nın aleyhine işlediğini kanıtlıyor. Savaş öncesinde ve sonrasında iddialı projeler ve iş birliği çerçeveleri açıklanmış olsa da bunların çoğu parçalı, yetersiz finanse edilmiş ve operasyonel olgunluktan uzak. Avrupa’nın entegre hava ve füze savunma mimarisi, neredeyse tüm tehdit spektrumu boyunca ciddi kapasite açıkları barındırıyor. Özellikle önleyici füze stokları yetersiz ve üretim süreçleri hâlâ barış dönemi mantığıyla ilerliyor.

Bu farkındalık, savunma harcamalarında da tarihî bir kırılmayı beraberinde getirdi. NATO ülkeleri savunma harcaması hedeflerini yüzde 2’den yüzde 3,5 GSYH seviyesine yükseltme, buna ek olarak yüzde 1,5 oranında savunma harcama hedefi konusunda uzlaştı.

Bu, NATO tarihinde ilk kez savunma harcamalarının toplamda yüzde 5’e yaklaşan bir çerçevede tanımlanması anlamına geliyor. İsrail sistemleri, bu hızlanan yeniden silahlanma sürecinde Avrupa’nın bekleyemeyeceği alanlarda kısa vadeli çözüm sunuyor.

İsrail-Almanya Güvenlik İş Birliği

Almanya’nın Arrow-3 füze savunma sistemini tedarik etmesi, bu mantığı özellikle net biçimde gösteriyor. 2023’te onaylanan ve daha sonra 3,1 milyar dolardan 6,7 milyar dolara genişletilen Arrow-3 anlaşması, İsrail tarihinin en büyük savunma ihracatını ve savaş sonrası Almanya tarihinin en önemli füze savunma alımını teşkil ediyor.

Arrow-3, Almanya’ya ve dolayısıyla Avrupa’ya, atmosfer dışında balistik ve potansiyel olarak hipersonik füzeleri önleyebilen ilk operasyonel kabiliyet kazandırmakta. Sistemin Avrupa Gökyüzü Kalkanı Girişimi’ne entegrasyonu, Berlin’in şu anda eşdeğer bir Avrupa kabiliyetinin mevcut olmadığı gerçeğini kabullendiğini gösteriyor. Aralık 2025’te Holzdorf hava üssüne konuşlandırılan sistem 2030 yılında tam operasyonel kabiliyete eriştiğinde, potansiyel olarak Almanya sınırlarının ötesi olan Polonya, Çek Cumhuriyeti ve Baltık ülkelerine kadar uzanan bir kapsama alanına erişecek.

Öte yandan, İsrail-Almanya ilişkisi, klasik bir alıcı-satıcı ilişkisinin ötesine geçmiş durumda. Füze savunması, İHA’lar, siber güvenlik, yapay zeka ve terörle mücadeleyi kapsayan bu iş birliği, 11 Ocak 2026 tarihli İsrail-Alman Güvenlik Ortaklığı Anlaşması ile kurumsallaştı. Bu anlaşma, Almanya’nın ABD sistemlerine olan tek taraflı bağımlılığı azaltma ve aynı zamanda NATO mimarisi içinde kalma arayışını yansıtmakla birlikte İsrail’in NATO dışındaki önemli müttefik statüsünü de tahkim ediyor.

Ayrıca, Almanya’nın İsrail’i Avrupa istikrarına doğrudan katkı sağlayan bir güvenlik sağlayıcısı olarak kabul ettiğini gösteriyor. Finlandiya David’s Sling hava savunma sistemine, Polonya ve Yunanistan Spike anti-tank füzelerine, Yunanistan Spyder ve Barak MX sistemlerine, Romanya Demir Kubbe, Çek Cumhuriyeti ve Slovakya IAI MMR radar sistemlerine ve Estonya İsrail yapımı gezici mühimmatlara duyduğu ilgi ile Almanya’yı takip ediyor.

İsrail Savunma Ürünleri ve Avrupa Güvenliğine Katkıları

İsrail savunma sistemleri Avrupa güvenliğine üç temel düzeyde katkı sunmakta: Birincisi, İsrail teknolojisi acil kapasite boşluklarını kapatıyor. İsrail sistemleri Avrupa devletlerinin uzun vadeli sanayi hedeflerinden vazgeçmeden tehlikeli boşlukları kapatmalarına olanak tanıyor. Füze ve hava savunması bunların başında geliyor. Arrow-3, balistik füzeleri atmosfer dışında imha ederek nükleer ya da konvansiyonel başlık kalıntılarının yerleşim alanlarına düşme riskini azaltıyor. David’s Sling, Barak MX ve Iron Dome (Demir Kubbe) gibi sistemler ise kısa ve orta menzilli tehditlere karşı katmanlı savunma ihtiyacını karşılıyor.

İkincisi, İsrail teknolojileri hibrit tehditlere doğrudan yanıt veriyor. Avrupa’da artan İHA ihlalleri, kritik altyapıya yönelik sabotajlar ve siber saldırılar, İsrail’in onlarca yıldır karşı karşıya olduğu güvenlik sorunlarıyla örtüşüyor. Üçüncüsü, İsrail sistemleri NATO için bir kuvvet çarpanı işlevi görüyor. Romanya’nın Rafael’den 2 milyar doların üzerinde hava savunma sistemi satın alması bu yönelimin tekil değil, kıta çapında olduğunu gösteriyor.

İsrail’in katma değer ürettiği alanlar, Avrupa’nın bugün karşı karşıya olduğu tehdit spektrumu ile İsrail’in onlarca yıllık operasyonel tecrübesi arasındaki doğrudan örtüşmeden kaynaklanmakta. İsrail savunma sanayisinin Avrupa açısından en kritik katkısı, katmanlı hava ve füze savunması alanında. Arrow-3, David’s Sling, Barak MX ve Iron Dome sistemleri; balistik füzelerden seyir füzelerine, hipersonik tehditlerden insansız hava araçlarına kadar geniş bir tehdit yelpazesine karşı bütünleşik bir savunma mimarisi sunuyorlar.

Bir diğer kritik alan, insansız hava araçlarına ve hibrit tehditlere karşı savunma. Rusya’nın Ukrayna’da başlattığı savaşta düşük maliyetli İHA üretmesi ve bu araçları NATO hava sahasına yakın bölgelerde giderek daha agresif biçimde kullanması, Avrupa’nın bu alandaki kırılganlığını gözler önüne serdi.

Almanya’nın ABD ve Avrupa Dışındaki Güvenlik Ortağı: İsrail

İsrail ise kitlesel İHA ve doygun saldırılarla onlarca yıldır karşı karşıya kaldı; sensör füzyonu, elektronik harp, erken uyarı ve düşük maliyetli önleme çözümleri geliştirdi. Avrupa’nın kısa menzilli ve çok düşük irtifa savunmasındaki açıkları, İsrail’in bu alandaki çözümleriyle doğrudan örtüşüyor.

Üçüncü alan ise, siber güvenlik ve yapay zeka destekli savunma sistemleri. 11 Ocak 2026 tarihli İsrail-Almanya Güvenlik Ortaklığı Anlaşması, geleceğin çatışmalarının yalnızca fiziksel değil, ağlar, veriler ve algoritmalar üzerinden yürütüleceği varsayımına dayanıyor. Bu anlaşma; siber savunma, kritik altyapıların korunması, yapay zeka tabanlı tehdit analizi ve İHA karşı tedbirleri gibi alanları önceliklendiriyor. Anlaşma ayrıca Almanya’nın İsrail’i ABD ve Avrupa dışındaki en önemli güvenlik ortağı olarak konumlandırdığını da ortaya koyuyor. Bu durum, İsrail’in teknoloji odaklı güvenlik yaklaşımının Avrupa tarafından stratejik bir alternatif olarak görüldüğünü teyit ediyor.

Son olarak, İsrail’in katkısı yalnızca donanımla sınırlı değil. Operasyonel doktrin, muharebe yönetimi ve eğitim alanında da İsrail tecrübesi Avrupa için önemli bir referans noktası. Arrow-3’ün Almanya’da konuşlandırılması sürecinde, Alman Hava Kuvvetleri’nin İsrailli uzmanlarla birlikte eğitim alması ve İsrail Hava Kuvvetleri’nin operasyonel deneyimlerinden yararlanması bu durumun somut bir örneği. Doygun saldırılar altında hızlı karar alma, sensör-veri entegrasyonu ve gerçek zamanlı muharebe yönetimi, İsrail’in savaş koşullarında geliştirdiği temel yetkinlikler. Bu yetkinlikler, Avrupa ordularının henüz teorik düzeyde tartıştığı senaryolar için pratik bir rehber olarak algılanıyor.

İdeoloji Değil, Pragmatizm

Avrupa’nın İsrail savunma teknolojilerine yönelimi ideolojik bir yakınlaşmadan değil, stratejik zorunluluktan kaynaklanmakta. Avrupa, füzeler, İHA’lar ve hibrit baskı araçlarını kitlesel biçimde kullanan bir rakiple karşı karşıya. Buna karşın kendi sanayi ve doktrin altyapısı hâlâ dönüşüm sürecinde. İsrail sistemleri, Avrupa’nın en çok ihtiyaç duyduğu üç unsuru sunuyor: Hız, güvenilirlik ve muharebe ile kanıtlanmış etkinlik.

Asıl risk, Avrupa’nın İsrail teknolojilerine yönelmesi değil; güvenliğin zaman kazanılarak ya da siyasi sembollerle sağlanabileceği yanılgısı. Rusya gelişmiş füzelerini sahada tutmaya, İran pek çok çatışma alanına İHA’lar yaymaya ve hibrit savaş Avrupa toplumlarını tehdit etmeye devam ettiği sürece, İsrail savunma ürünleri Avrupa güvenlik mimarisinin merkezinde bir tercih olarak değil, bir zorunluluk olarak kalacak.

Sibel Düz

Ortadoğu Teknik Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun olan Düz; askerî strateji, terörizm ve ayaklanma ile şiddete varan aşırıcılıkla mücadele (CVE) alanlarında araştırmalarını sürdürmektedir.

Yazarın diğer yazıları
Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi #0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler