ABD-İsrail

Gazze’nin Gölgesinde: Amerikan Yahudileri Siyonizm ve İsrail’e Nasıl Bakıyor?

ABD’de yapılan güncel bir anket, Yahudi toplumunun İsrail ve siyonizmle kurduğu ilişkiye dair dikkat çekici bir tablo ortaya koydu: İsrail’in “Yahudi ve demokratik bir devlet olarak var olma hakkına” destek yüzde 88’e ulaşırken, yalnızca yüzde 37’si kendisini Siyonist olarak tanımlıyor. Veriler, İsrail’e yönelik güçlü bağlılık ile siyonizm kavramına mesafeli yaklaşım arasında belirgin bir ayrışmaya işaret ediyor.

Gazze’nin Gölgesinde: Amerikan Yahudileri Siyonizm ve İsrail’e Nasıl Bakıyor?
Williamsburg, Brooklyn, New York| 19 Eylül 2022 | ABD’de Yahudi nüfusun İsrail ve Siyonizm hakkındaki düşünceleri yeni bir anketin yayınlanmasıyla yeniden gündeme taşındı. | Fotoğraf: Schlager- Shutterstock.com

Kuzey Amerika Yahudi Federasyonlarının (JFNA) gerçekleştirdiği kapsamlı anket, en büyük Yahudi diasporasının bulunduğu ABD’deki Yahudi toplumunun siyonizmle kurduğu ilişkiye dair uzun süredir kabul gören varsayımları sorgulatan sonuçlar ortaya koydu.

2025 yılında yapılan anketin sonuçlarına göre Amerikalı Yahudilerin yalnızca yüzde 37’si kendisini açık biçimde “Siyonist” olarak tanımlıyor. Buna karşılık yüzde 88’i “İsrail’in Yahudi ve demokratik bir devlet olarak var olma hakkı bulunduğuna” inanıyor. Katılımcıların neredeyse yarısı ise kendisini ne “Siyonist”, ne “Siyonist olmayan” ne de “anti-Siyonist” olarak tanımlıyor; İsrail konusundaki görüşlerini bu kavramsal çerçevelerin dışında tanımlamayı tercih ediyor.

Amerikalı Yahudiler İçin Siyonizm Tanımı Konusunda Kafa Karışıklığı Sürüyor

ABD’nin önde gelen Yahudi medya kuruluşlarından Forward’ın aktardığına göre yıllardır ülkenin en büyük Yahudi kuruluşlarının liderleri, Amerikalı Yahudilerin ezici çoğunluğunun -kimi zaman yüzde 95’e varan oranlarla- siyonist olduğunu savunuyordu. Bu iddia, siyonizm karşıtlığının antisemitizmin bir biçimi olduğu tezine güçlü bir dayanak olarak sunuluyordu. Ancak dikkat çekici olan, bugüne kadar yapılan çok sayıda kamuoyu araştırmasına rağmen, Amerikalı Yahudilere doğrudan “Kendinizi siyonist olarak görüyor musunuz?” sorusunun nadiren yöneltilmiş olmasıydı.

Bu eksikliğe dair yapılan başlıca açıklamalardan biri, “siyonizm” kavramının ortak ve net bir tanımının bulunmamasıydı. Terimin farklı kişiler için farklı anlamlar taşıdığı, dolayısıyla doğrudan sorulmasının metodolojik sorunlar yaratacağı savunuluyordu. Bunun yerine, İsrail’in “var olma hakkına” destek gibi dolaylı göstergeler üzerinden ölçüm yapılmasının daha sağlıklı olacağı ileri sürülüyordu.

JFNA’nın büyümeden sorumlu yöneticisi Mimi Kravetz ise sonuçların terime yönelik bir anlam kaymasını ortaya koyduğunu belirtti. Kravetz, araştırmayı duyurduğu yazısında siyonizmin doğru biçimde “Yahudi halkının bir Yahudi devlete sahip olma hakkı” anlamına gelmesi gerektiğini vurguladı. Ona göre kendisini siyonist olarak tanımlamayan pek çok Yahudi, kavramı belirli hükümet politikaları, ideolojik yönelimler veya uygulamalarla özdeşleştirdiği ve bu çerçeveyle anılmak istemediği için etiketi reddediyor.

Kravetz ayrıca, örgütlü Yahudi toplumunun ve federasyon ağının neden “klasik tanıma bağlı kalmayı” sürdürdüğünü de açıkladı. “Bizim için Siyonizm, İsrail Devleti’ni ve İsrail halkını desteklemek ve Yahudi halkını bu ortak bağlılık etrafında birleştirmek anlamına geliyor.” ifadelerini kullandı.

Amerikan Yahudileri Açısından İsrail’e Destek ile Siyonizm Arasındaki Büyüyen Ayrım

Bununla birlikte, “Yahudi halkının bir Yahudi devlete sahip olma hakkını desteklemek” -özellikle bunun aynı zamanda demokratik bir nitelik taşıması gerektiğini savunmak- ile “İsrail Devleti’ni ve mevcut politikalarını desteklemek” arasındaki ayrım, ABD’deki Yahudi cemaatinde temel tartışma başlıklarından biri olmayı sürdürüyor.

Anket sonuçlarının yayımlanmasının ardından, İsrail’in Yahudi ve demokratik bir devlet olma hakkına yönelik yüksek destek oranlarının, en büyük Yahudi savunuculuk kuruluşlarının benimsediği politika pozisyonlarıyla her zaman örtüşmediği yönünde değerlendirmeler yapıldı.

Kravetz’e göre her yaştan Amerikalı Yahudi, İsrail’e ve İsraillilere güçlü bir bağlılık hissetmeye devam ediyor. Nitekim tüm yaş gruplarında İsrail’e yönelik duygusal bağlılığın 2020’den bu yana arttığı belirtiliyor. Katılımcıların yüzde 71’i İsrail’e güçlü bir duygusal bağ hissettiğini ifade ederken, yaklaşık yüzde 90’ı İsrail’in “onu yok etmeye çalışan düşman komşuların sürekli tehdidi altında” olduğuna ve “Filistinli liderliğin yolsuz ve iyi niyetli müzakereye isteksiz olduğuna” inanıyor.

Buna karşın yalnızca üçte biraz fazlası kendisini olumlu biçimde “Siyonist” olarak tanımlıyor. Benzer bir oran bu konuda emin olmadığını ya da hiçbir seçeneği benimsemediğini belirtiyor. 18–34 yaş grubunda yüzde 14, genel toplamda ise yüzde 7 oranında bir kesim kendisini anti-Siyonist olarak tanımlarken; yaklaşık yüzde 8’lik bir kesim ise “Siyonist olmayan” olduğunu ifade ediyor.

Apartheid ve Soykırım Değerlendirmeleri

Anketin en dikkat çekici bulgularından biri, kendisini ne Siyonist ne de anti-Siyonist olarak tanımlayan ve toplam örneklemin yüzde 56’sını oluşturan grubun görüşleri oldu. Bu grubun neredeyse yarısı, İsrail’in Filistinlilere karşı soykırım işlediğini ve ülkenin bir apartheid devleti olduğunu düşündüğünü belirtiyor. Dörtte birinden fazlası ise, “Yahudiler azınlığa düşse bile”, İsrail’in Gazze ve Batı Şeria’daki Filistinlilere İsrail vatandaşlığı vermesi gerektiğini savunuyor. JFNA bu görüşlerin kesin oranlarını kamuoyuyla paylaşmadı.

Bu ayrımlar, ABD’deki ana akım Yahudi kuruluşlarının apartheid ve soykırım suçlamalarını çoğu zaman anti-Siyonizmin bir ifadesi olarak değerlendirmesi nedeniyle önem taşıyor. Anti-Siyonizm ise, Yahudi ve demokratik bir devlet fikrine verilen desteği reddettiği gerekçesiyle sıklıkla antisemitizmle ilişkilendiriliyor. Anket sonuçları, bu çerçevenin toplumun tüm kesimlerini yansıtmadığını ortaya koyuyor.

Araştırma ayrıca, Amerikalı Yahudilerin büyük bölümünün İsrail’le güçlü bir duygusal bağ sürdürmesine rağmen, yalnızca belirli hükümet politikalarına yönelik eleştirileri değil, ülkenin meşruiyeti ve Yahudi çoğunluğunu sürdürme kapasitesi gibi daha temel meseleleri sorgulayan görüşleri de tolere edebildiğini gösteriyor. Bu veriler, ABD ve İsrail’de anti-Siyonizmi doğrudan antisemitizmle özdeşleştiren siyasi söylemi zayıflatabilecek bir zemin sunarken; aynı zamanda Amerikalı Yahudilerin İsrail’le bağının küçük ve örgütlü bir elit tarafından belirlendiği yönündeki iddiaları da yeniden tartışmaya açıyor.

Lobi Kurumu AIPAC’in ABD’deki Etkisi ve “Yahudi Oyu” Tartışması

Anket sonuçları, ABD’de Gazze savaşı ve siyonizm tartışmaları bağlamında Yahudi seçmenin siyasal ağırlığına ilişkin süregelen tartışmaların ortasında geldi. Uzun yıllar boyunca İsrail yanlısı lobicilik kuruluşu AIPAC’in (American Israel Public Affairs Committee) onayını almak, özellikle yüksek profilli seçimlerde önemli bir gösterge olarak görülüyordu. ABD’de İsrail’in çıkarlarını savunmak ile Amerikalı Yahudi nüfusun refahı arasında doğrudan bir bağ olduğu varsayımı da siyasal analizlerde sıkça dile getiriliyordu.

New York seçimleri sürecinde Zohran Mamdani’ye İsrail’in var olma hakkı ve İsrail’i ziyaret edip etmeyeceği yönünde yöneltilen sorular, bu ilişkinin ABD siyasetindeki güncelliğini ortaya koydu. Ancak Yahudi nüfusun yüksek olduğu bir seçim çevresinde Mamdani’nin kazanması, Amerikalı Yahudilerin siyasal önceliklerinin İsrail politikalarıyla ne ölçüde örtüştüğü sorusunu yeniden gündeme taşıdı.

Mamdani’nin strateji ekibinde yer alan ve seçmen davranışları üzerine çalışan veri analisti Michael Lange, Haaretz’e yaptığı değerlendirmede “Yahudi oyu”na dair manşetlerin çoğu zaman indirgemeci olduğunu belirtti. Lange’e göre Mamdani, genel popülaritesine rağmen Yahudi seçmenlerin yalnızca yaklaşık üçte birinin oyunu alabildi; ancak mahalle bazlı analizler, Yahudi oyunun homojen bir blok olmadığını gösteriyor.

Lange, özellikle 2016’dan bu yana istikrarlı biçimde Cumhuriyetçilere oy veren ultra-Ortodoks Hasidik ve Ortodoks seçmenlerin, toplam Yahudi oyları içinde belirleyici bir ağırlığa sahip olduğunu; bu grubun siyasi ve kültürel yöneliminin Yahudi seçmen kitlesinin geri kalanından belirgin biçimde ayrıştığını ifade etti.

AIPAC’in mevcut konumuna ilişkin olarak ise Lange, Gazze’ye yönelik kamuoyu tutumunun ciddi biçimde değiştiğini ve bu meselenin Demokrat Parti içinde giderek bir “turnusol testi” hâline geldiğini söyledi. Lange’ye göre 2028 başkanlık yarışında AIPAC’ten bağış alarak Demokrat Parti ön seçimlerini kazanmak her zamankinden daha zor olabilir. (P)

Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi #0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler