Stefan Jagel: “Kiraların Yüzde 60 Oranında Arttığı Münih Zenginler İçin Bir Disneyland’a Dönüşmemeli”
8 Mart’ta yapılacak yerel seçimler öncesinde, Sol Partinin Münih Büyükşehir Belediye Başkan adayı Stefan Jagel ile konut krizinden göçmen temsiline, Müslüman yaşamının kamusal görünürlüğünden Filistin tartışmalarına kadar şehir siyasetinin başlıca gündemlerini konuştuk.
Stefan Jagel, Münih Belediye Meclisindeki (Stadtrat) Sol Parti-Die PARTEI ortak meclis grubunun başkanlığını yapmaktadır. 8 Mart’ta yapılacak yerel seçimlerde Sol Partinin Münih Büyükşehir Belediye Başkan adayı olan Jagel, yerel siyasette özellikle konut krizi, sosyal altyapının güçlendirilmesi ve belediyelerin kamusal hizmetlerde daha etkin rol üstlenmesi gibi konulara odaklanıyor. Uygun fiyatlı konut politikaları ve kiracı hakları üzerine yürüttüğü çalışmalarla tanınıyor.
Münih, nüfusunun yaklaşık yarısının göç geçmişine sahip olduğu ve farklı dinî ve kültürel geçmişlerden insanların birlikte yaşadığı bir şehir. Buna rağmen birçok kişi şehir siyasetinde yeterince temsil edilmediğini düşünüyor. Sizce Münih’teki yerel siyaset bu toplumsal çeşitliliği gerçekten yansıtıyor mu?
Bizim açımızdan bakıldığında Münih Belediye Meclisi (Stadtrat) henüz kentin toplumsal çeşitliliğini tam anlamıyla yansıtmıyor. Göç geçmişine sahip insanların meclisteki oranı, şehir nüfusundaki oranlarıyla örtüşmüyor. Bu nedenle listemizi hazırlarken bilinçli bir tercih yaptık ve seçilme ihtimali en yüksek olan ilk on sırada yaklaşık yüzde 40 oranında göç geçmişine sahip adaylara yer verdik.
Elbette bunun nüfustaki yaklaşık yüzde 50’lik oranı tam olarak yansıtmadığının farkındayız. Ancak özellikle ilk on sıraya bakıldığında diğer partilerle karşılaştırıldığında belirgin biçimde daha ileri bir noktada olduğumuzu söyleyebilirim.
Öte yandan göç geçmişine sahip ve oy kullanma hakkı bulunan seçmenlerin mevcut seçim kampanyasında daha önemli bir rol oynadığını da görüyoruz. Bizim için önemli siyasi hedeflerden biri de yerel seçimlerde oy hakkının genişletilmesi. Yani yalnızca vatandaşların değil, Münih’te yaşayan tüm insanların yerel seçimlerde oy kullanabilmesini savunuyoruz.
“Münih Zenginler İçin Bir Disneyland’a Dönüşmemeli”
Münih ekonomik açıdan güçlü bir şehir olarak görülse de artan yaşam maliyetleri, sosyal eşitsizlik ve özellikle konut krizi siyasi tartışmaların merkezinde yer alıyor. Sizce Münih’in şu anda karşı karşıya olduğu en büyük sorunlar nelerdir ve yaklaşan yerel seçimler bu sorunların çözümünde nasıl bir rol oynayabilir?
Ben Münih’in zenginler için bir Disneyland’a dönüşmemesi gerektiğini düşünüyorum. Bu durum şehir politikalarıyla doğrudan ilgili. Kentte yatırımcıların yön verdiği çok güçlü bir şehirleşme süreci görüyoruz ve bu özellikle konut sektöründe kendini gösteriyor.
Aynı zamanda şehirde sosyal eşitsizliğin arttığını da gözlemliyoruz. Enerji fiyatları yükseldi, gıda fiyatları arttı; ancak en önemli sorunlardan biri kiralardaki büyük artış. Belediye Başkanı Dieter Reiter’in göreve gelmesinden bu yana Münih’te kiralar yaklaşık yüzde 60 oranında yükseldi.
Bunlar siyasi olarak ele alınması gereken temel meselelerdir. Bu konuda somut önerilerimiz var. Örneğin bir milyar avronun yeniden daha güçlü biçimde uygun fiyatlı konut üretimine yönlendirilmesini savunuyoruz. Aynı zamanda kültür alanındaki hizmetlerden ya da sosyal kurumlardan tasarruf edilmemesi gerektiğini düşünüyoruz. Çünkü bu alanlar şehirdeki toplumsal dayanışma ve birlikte yaşam açısından büyük önem taşıyor.
Yerel Siyaset Konut Krizine Karşı Ne Yapabilir?
Münih’te kiralar Almanya’nın en yüksekleri arasında. Belediyelerin hareket alanı sınırlı olsa da şehirlerin konut politikası alanında önemli araçlara sahip olduğu biliniyor. Sol Parti Münih’teki konut krizine karşı hangi somut adımları öneriyor?
Siyasi tartışmalarda sıkça kiracıların korunmasının esas olarak federal hükûmet ve eyaletlerin sorumluluğunda olduğu söylenir. Elbette federal düzeyde daha güçlü düzenlemelere ihtiyaç var ve bu konuda çoğu zaman geniş bir siyasi mutabakat da bulunuyor. Ancak çoğu zaman iddia edildiğinden daha fazlasını yerel düzeyde de yapabiliriz.
Örneğin şehir yönetimi konutların amacı dışında kullanılmasına karşı daha kararlı adımlar atabilir. Biz ayrıca boş tutulan konutlara yönelik bir vergi -yani boş konut vergisi- getirilmesini savunuyoruz. Münih Belediyesinin bu konuda şimdiye kadar yeterince adım atmadığını düşünüyoruz.
Bunun yanında mobilyalı kiralama konusunda da belediyenin belirli yetkileri bulunuyor. Özellikle “Erhaltungssatzung” (Koruma Yasası) kapsamındaki bölgelerde, yani belediyenin şehir planlaması üzerinde daha fazla etkisinin olduğu mahallelerde, mobilyalı kiralama daha sıkı şekilde düzenlenebilir ve bazı durumlarda yasaklanabilir. Yani yerel siyaset de kira krizine karşı önemli araçlara sahip.
Öte yandan konut piyasasında ayrımcılık da önemli bir sorun. Bu yasama döneminde göç geçmişine sahip insanların konut piyasasında karşılaştığı ayrımcılıkla daha güçlü şekilde mücadele edilmesi yönünde girişimler oldu. Örneğin belediyeye ait konut şirketi Münchner Wohnen için anonim başvuru süreçleri düşünülebilir. Bu yöntem iş başvurularında da zaman zaman uygulanıyor.
Ayrıca şehir yönetimi konut piyasasında ayrımcılığa maruz kalan insanlara daha güçlü destek vermelidir. Zaten çok gergin olan kiralık konut piyasasında birçok insan için ev bulmak oldukça zor. Özellikle toplumun omurgasını oluşturan sıradan mesleklerde çalışan insanlar için bu daha da zorlaşıyor. Eğer buna bir de göç geçmişi ekleniyorsa, konut bulmak çoğu zaman daha da güç hale geliyor.
“Müslümanların Belediye Kurumlarında Daha Fazla Yer Bulması Gerektiğini Düşünüyoruz”
Münih’te birçok Müslüman, konut politikası, ayrımcılıkla mücadele, gençlik çalışmaları ya da dini kurumların kamusal alandaki yeri gibi konularda yerel siyasetten beklentiler dile getiriyor. Sizce Müslüman vatandaşların yerel siyasetteki temsili bugün hangi noktada?
Bu konuda kısmen ilk soruya verdiğim cevaba atıfta bulunabilirim. Müslümanlar şu anda Münih Belediye Meclisinde toplumdaki oranlarını yansıtan bir şekilde temsil edilmiyor. Biz de bunu değiştirmeye çalıştık. Bu nedenle belediye meclisi listemizde sekizinci sırada Müslüman geçmişe sahip bir adayımız bulunuyor.
Bence burada iki farklı boyut var. Birincisi siyasi temsil, yani belediye meclisinde kimlerin yer aldığı meselesi. İkincisi ise Müslüman yaşamının kamusal alanda daha görünür hâle gelmesi. Müslümanların kamusal alanda ve belediye kurumlarında daha fazla yer bulması gerektiğini düşünüyoruz.
Buna örnek olarak şehirde ramazan ayı için yapılan aydınlatmaların genişletilmesine yönelik verdiğimiz önergeyi gösterebilirim. Bunun arkasındaki temel fikir, Müslüman yaşamının kamusal alanda ve şehir kurumlarında daha görünür olması gerektiğidir.
“Münih’in Tarihî Kent Merkezinde Bir Cami Olmasını İsterdim”
Son yıllarda Münih’te bazı camilerin şehir merkezinden kaybolduğu ya da şehir çeperlerine taşındığı yönünde eleştiriler dile getiriliyor. Aynı zamanda uzun süredir daha büyük ve merkezî bir caminin inşa edilmesi de tartışılıyor. Sizce şehir yönetimi Müslüman cemaatlerin kamusal alandaki dinî kurumlarıyla nasıl bir ilişki kurmalı?
Diğer büyük şehirlerde merkezî ve görünürlüğü yüksek camiler bulunuyor. Ben de Münih için böyle bir durumu arzu ederdim ve bunun yalnızca şehrin çeperindeki bir bölgede olmasını istemem. Merkezî bir bölgedeki cami, Müslüman yaşamının görünürlüğünü artırır ve Münih’teki Müslümanlar için merkezî bir buluşma noktası oluşturur.
Asıl mesele biraz da “şehir merkezi”nin nasıl tanımlandığıdır. Eğer bununla gerçekten “Altstadt” (şehrin tarihî merkezi) kastediliyorsa şunu söyleyebilirim: Böyle bir camiyi orada görmek isterdim, ancak muhtemelen yeterli alan bulunmayacaktır. Bu durumda mesele daha çok siyasi bir tartışmadan ziyade imar hukuku ya da mekânsal imkânlarla ilgili olur.
Ancak genel olarak şehirde camilerin olması gerektiğini düşünüyorum. Müslüman yaşamı bu şehre aittir ve görünürlük açısından şehir merkezinde de yer bulmalıdır.
“Münih’in Filistin Konusunda Farklı Görüşlere Yeterince Yer Açmadı”
Filistin tartışmaları son yıllarda yalnızca federal siyaseti değil, Almanya’daki birçok şehirde yerel tartışmaları da etkiledi. Sizce Münih gibi çok çeşitli bir şehirde yerel siyaset, bu tür uluslararası çatışmalar ve bunların yol açtığı toplumsal gerilimlerle nasıl başa çıkmalı?
Bence siyaset bu toplumsal gerilimleri ciddiye almalı ve bu tür tartışmaların yapılabileceği alanlar oluşturmalıdır. Farklı görüşlerin bastırılması ya da kendine yer bulamaması kabul edilemez; bunun siyasi açıdan yanlış bir yaklaşım olduğunu düşünüyorum.
Münih’te ise bunun yeterince sağlandığını söylemek zor. Bunun yerine bazı mekânların kullanımının yasaklandığını, bu konuyu ele almak isteyen kültür insanlarının baskı gördüğünü ve bazı insan gruplarının genel bir şüphe altında bırakıldığını gördük.
Öte yandan yerel siyasetin sembolik adımlar atma imkânı da vardır. Ancak Münih’te bu sembolik siyasetin oldukça tek taraflı yürütüldüğünü düşünüyorum. Örneğin belediye binasına yalnızca İsrail bayrağının asılması buna bir örnek. Belediyenin bu sembolik tutumu birçok insanı rahatsız etti ve kendilerini dışlanmış hissetmelerine yol açtı.
Son olarak Münih’teki seçmenlere -özellikle de siyasete daha fazla katılmak isteyen gençlere- hangi mesajı vermek istersiniz?
Bizimle birlikte siyaset yapmak mümkün, özellikle de gençler için. Elbette seçimler önemli bir an, ancak parti çalışması yalnızca seçimlerden ibaret değil. Parti içinde aktif bir yaşamımız var ve siyasi katkı sunmak isteyen herkesi aramızda görmekten memnuniyet duyarız.
Yerel siyasette oldukça somut meseleler söz konusudur: Evinizin önündeki bisiklet yolu, yaşadığınız mahallenin koşulları ya da şehirdeki kamusal alanlar gibi. Bu nedenle mümkün olduğunca çok insanın sandığa gitmesini isterim. Yerel seçimlerde katılım oranı genellikle diğer seçimlere kıyasla daha düşüktür.
Özellikle gençlerin yerel siyasetin önemini daha fazla fark etmesini isterim. Çünkü burada doğrudan günlük yaşamı ilgilendiren konular konuşulur: İnsanların vakit geçirebileceği kamusal alanlar var mı? Tüketim zorunluluğu olmadan bir araya gelinebilecek yerler mevcut mu? Bu tür sorular yerel siyasette karara bağlanır ve gençleri doğrudan ilgilendirir.