DOSYA: “Müslümanların Toplumsal Engellerle İmtihanı” “Din Eğitimi İnsana En Kötü Tecrübelerin Bile Bir Anlamı Olduğunu Öğretiyor”

DOSYA

Din, engelli bireyler ve ailelerinin yaşadığı sorunların çözümünde olumlu bir etkiye sahip. “Engelli Bireylerin Din ve Değerler Eğitimi” kitabının yazarı Dr. İslam Musayev ile engelli bireylere yönelik İslam din eğitiminin amacı ve çerçevesi hakkında konuştuk.

Meltem Kural 3 Ocak 2022

“Engelli Bireylerin Din ve Değerler Eğitimi” başlıklı çalışmanız için çok sayıda farklı engel grubundan insanla görüştünüz. Din, engellilerin dünyayı ve kendilerini anlama ve anlamlandırmasında nasıl bir etkiye sahip?

Bu sadece engellilerin değil hepimizin cevabını aradığı sorulardan. Çünkü insan olarak içinde bulunduğumuz evreni, hayatı, olayları ve en önemlisi kendimizi anlamak ve anlamlandırmak istiyoruz. Hayatta kendimize bir anlam ve gaye arıyoruz. Bu nedenle yaşanan kayıplar, hastalık ve felaketler hepimizin yaşamını etkiliyor ve bizi birtakım duygu ve düşüncelere sevk ediyor. Böylesi durumlarda “Neden ben?” sorusuna cevap arıyoruz. Ararken de çoğu zaman dine müracaat ediyoruz.

Benzer şekilde engellilik durumunda da bireylerin neden engelli olduklarını anlamaya çalışırken dinî değerlere başvurduklarını, içerisinde bulundukları durumu Allah’ın takdiri, imtihan, kader gibi kavramlarla açıkladıklarını; ahiret, sabır, şükür, tevekkül gibi dinî inançlarla ümit ve teselli bulduklarını görüyoruz. Dolayısıyla dinî inancı gereği bu değerleri benimseyen insan her kaybettiğinin bir telafisi olduğuna, sabır gösterdiğinde mutlaka karşılığını alacağına inandığı için yaşadığı olumsuzluklarla daha kolay başa çıkabiliyor. Kişiyi dinî inançları, özellikle ahiret inancı ayakta tutuyor. Tüm engellerin ortadan kalkacağı ebedî bir hayata inanmak, insana ümitleri yenileme, elemleri hafifletme, başa gelen musibetlere katlanma gücü veriyor.

Bu minvalde engellilere yönelik din eğitiminin amacını nasıl özetlersiniz?

Öncellikle şunu söyleyebiliriz: Dinî değerler ve inançlar, insana hayatın çeşitli dönemlerinde karşılaşılan olayları, bilhassa trajik tecrübeleri yorumlama hususunda temel bir referans olabiliyor. 2 bin kişi ile gerçekleştirilen bir araştırmada bireylere niçin dindar oldukları sorulduğunda, verilen en yaygın cevap, “Din hayata anlam katıyor.” olmuş. Yine birçok araştırma maneviyatın ve dinî pratiklerin engelli bireyin hayatı anlamlandırmasında önemli bir rol oynadığını ortaya koyuyor. Bu yüzden engellilerle ilgili tedavi süreçlerinde psikolojinin ve tıbbın araçları ile birlikte din eğitimi vasıtasıyla ibadet ve dua gibi manevi araçların da devreye sokulması gerektiği düşüncesindeyim. Bu açıdan bakıldığında engellilere yönelik din eğitiminin amacı, yaşadıkları zorluklarla başa çıkmada onlara yol göstermek olarak özetlenebilir. Zira din eğitimi, yaşama başarıyla uyum sağlayacak mutlu ve huzurlu bireyler yetiştirme noktasında insanoğluna en kötü tecrübelerin bile bir anlamı olduğunu öğreterek katkıda bulunabilir.

DOSYA: “Müslümanların Toplumsal Engellerle İmtihanı”

Müslüman Toplumlarda Engellilik: Kader mi İhmal mi?

3 Ocak 2022

Bu eğitimi, engelsiz bireylere verilen dinî eğitimden içerik olarak ayıran en temel hususlar nedir?

Aslında aralarında çok bir fark olduğu söylenemez, ancak engellilerin din eğitiminde her şeyden evvel onların öncelikli ihtiyaçlarının tespit edilmesi gerekir. Konu ağırlıklı bir din eğitiminden ziyade, onların ilgi, istek ve ihtiyaçları göz önünde bulundurulmalı. Örneğin dua ve sure ezberletme, emir ve yasakları öğretme şeklindeki bir din eğitimi yerine, engellilerin hayat hikâyelerini, yaşantılarını dikkate alan, onları mutlu edecek ve psikolojik olarak rahatlatacak dinî bilgi ve becerilerin kazandırılması amaçlanmalı. Engelli bireylerin ihtiyaç duyduğu konular her din eğitimcisinin öncelik verdiği içerikler olmalıdır bence.

Engelli bireylerin din eğitiminde öncelikli konular neler olmalı? Neden?

Engelli bireylerin neden engelli olduklarını anlamaya çalışırken takdiri ilahî, imtihan, kader, ahiret, sabır, tevekkül gibi kavramlara başvurduklarını daha önce söylemiştik. “Her işte bir hayır vardır.” düşüncesi kişilerin Allah’a teslimiyetini güçlendiriyor. Bu değerlere sarılmak, onları ümitsizliğe düşmekten ve psikolojik bunalımlardan koruyor. Yine peygamber inancı, peygamberlerin hayatından alınan örnekler, sıkıntıları imtihan olarak görme, bunlar karşısında sabretme, şükretme, dua etme, kendini her şeye rağmen değerli görme şeklindeki davranış modelleri engellilere zorlukları aşmada yol gösterici bir rol oynuyor. Ahiret inancı, yaşadıklarının karşılığını alacağı beklentisi onun umutsuzluğa düşmek yerine hayata tutunmasını sağlıyor. Dua ve ibadet konuları manevi bir rahatlama sağlarken, imtihan inancı engelliliğin ilahî bir ceza olmadığı düşüncesini kazandırarak isyanları engelliyor. Dolayısıyla engellilere yönelik din eğitiminde bu konulara öncelik verilmeli; sevgi, saygı, empati ve ilgi ile dengelenen ortamlar oluşturulmalı.

Doktora çalışmanız kapsamında gerçekleştirdiğiniz söyleşilerde katılımcıların çoğunun engellilik durumunu “kader” ile açıkladıkları ve bu durumu kaderlerinin bir parçası olarak kabul ettikleri görülüyor. Peki bu kabul teslimiyetin yanı sıra tam tersi bir etkiye, örneğin isyana da neden olamaz mı? Buradaki dengeyi nasıl kurmalıyız?

Tamamen kader inancıyla açıklamasalar da kadere fazla vurgu yaptıklarını ve içinde bulundukları durumun Allah tarafından kendilerine bir lütuf veya bir imtihan olarak verildiği anlayışına sahip olduklarını söyleyebiliriz. Çünkü kişinin elinden bir şeyin gelmediği durumlar karşısında Allah’ın iradesine teslim olmasının psikolojik olarak rahatlatıcı bir etkisi var. Kadere isyan ise bir çözüm olmadığı gibi insanı bunalıma da sürükleyebilir. Oysa yaşananlar karşısında sükûneti muhafaza etmek veya olayın sonucunu kabullenmek kişiyi rahatlatır.

ÖZEL DOSYA

Müslümanların Toplumsal Engellerle İmtihanı

DEVAMINI GÖR

Bununla birlikte engelli bireylere kader, hayır ve şer inancı anlatılırken, olaylar karşısında öncelikle insanın sorumluluk ve irade sahibi olduğu hususu vurgulanmalıdır. Her şeyin Allah’ın ilim ve kudreti ile meydana geldiği, ancak insanoğlunun Allah’ın ne takdir ettiğini kendi ilmiyle bilemeyeceğinden, elinden geleni yaptıktan sonra gerisini Allah’a bırakması gerektiği açıklanmalıdır. Yine aynı şekilde hayır ve şer konusunda bilgi verirken, yaşananların mutlak olarak olumsuz değerlendirilmemesi gerektiğinden, sıkıntılarda kişinin hakkında hayırlı yönlerin olabileceğinden bahsedilmelidir. Olayların Allah’ın takdiri ve insan iradesinin rolü çerçevesinde meydana geldiğini düşünen kişi, ne aşırı kaderci bir yaklaşımla pasif bir yaşam sürdürecek ne de isyankâr bir tutum ve tavırla kaygı ve endişe içinde olacaktır. Böylece, bir taraftan yaşadıklarından kurtulmak için gerekli tedbirlere başvururken, diğer taraftan inancının sağladığı manevi destekle, huzur ve güven duygusu içinde hayatına devam eder.

Engelli bireyler gibi anne-babaları da birtakım dışlayıcı ve benzeri olumsuz tutumlara maruz kalabiliyor. Çalışmanızda tam da bu nedenle engelli bireylere verilen dinî eğitimin yanı sıra ailelerinin de benzer bir dinî eğitime/manevi rehberliğe ihtiyaç duyduğundan bahsediyorsunuz. Ailelere yönelik dinî eğitimin öncelikli konu başlıkları ne olmalı?

Söylediğiniz gibi anne-babaların eğitimi en az engelli çocukların eğitimi kadar önemli. Sağlıklı bir çocuk sahibi olmayı arzularken beklenmedik bir durumla karşılaşmak tabii ki ebeveynleri ruhsal açıdan yıpratabiliyor. Ebeveynler “Ben kime ne kötülük ettim ki bu başıma geldi?” düşüncesiyle çocuğun engelli olmasından kendilerini sorumlu tutabilmekteler. Bazıları da geçmişteki hataları nedeniyle Allah’ın kendilerini cezalandırdığını düşünebiliyor. Ebeveynlerin suçluluk ve utanç duymaları, çocuklarının gelecekteki bakımına ilişkin endişeler taşımaları depresyon düzeylerini artırıyor. Bu durumda tabii olarak din eğitimi vasıtasıyla sağlanacak manevi destek onların moral düzeyini yükselterek onlara karşılaştıkları sorunlarla baş edebilme gücü kazandırabilir. Böyle bir destek onları manevi yönden teskin ve teselli ederek hem kendileriyle hem de yaratıcıyla bağlarının kuvvetlenmesini sağlayabilir. Engelli çocuklar kadar ailelerine de Allah, ahiret ve kader inancı, imtihan, sabır ve şükür gibi konuların aktarımı önemlidir.

Bunlara paralel olarak ebeveynlere “emanet” bilincinin kazandırılması da önemlidir. Çocuklarının kendilerine “Allah’ın emaneti” olduğu anlayışını benimsediklerinde aileler tedavi ve bakımdan kaynaklanabilecek zorlukları daha kolay aşabilirler. Ayrıca her insanın kendi günahını kendisinin çekeceği, bir başkasının günahını üstlenmenin mümkün olmadığı anlatılmalıdır ki, çocuklarının engelli olmasından ötürü kendilerini suçlamasınlar. Aynı zamanda ailenin ihmali, hatası sonucu çocuğun engelli olabileceğinden de bahsedilmelidir ki ebeveynler dikkatli davransınlar.

DOSYA: “Müslümanların Toplumsal Engellerle İmtihanı”

Kutsayıcı ya da Lanetleyici Geleneklerden Modern Yaklaşımlara: Dinlerin Engelliliğe Bakışı

3 Ocak 2022

Ailelerin suçluluk duygusundan kurtulabilmeleri için kader inancının da doğru şekilde aktarılması gerekir. Kader inancı, durumu kabullenmelerine, üstünü örtmek yerine çare aramaları gerektiği düşüncesinin oluşmasına katkı sağlayabilir. Peygamberlerin yaşadıkları maddi-manevi zorluklar karşısında sergiledikleri davranışlar aktarılarak onları model olarak öğrenme biçiminden yararlanılabilir. Ahiret inancı ve buna paralel olarak manevi ödül anlayışı şevki kırılan, kendilerini manen yorgun hisseden ebeveynlere sabır ve tahammül gücü kazandırabilir. Ayrıca sebebi ne olursa olsun engelliliğin bir imtihan olduğunu bilmeleri yaşadıklarını anlamada ve kabullenmede ebeveynlere olumlu fayda sağlayabilir.

Avrupa veya genel olarak Batı’da engellilere sunulan manevi rehberlik uygulamalarına baktığınızda, bu alanda Müslüman toplumlarda ne gibi eksiklikler görüyorsunuz?

Engelli bireylerin refahına yönelik uygulanan sosyal destek ve bakım hizmetlerinin engelli ve ailelerinin sorunlarının giderilmesi noktasında tek başına yeterli olmadığını düşünüyorum. Burada manevi destek mekanizmalarının devreye sokulması lazım. Bu konuda daha yolun başında olduğumuzu söyleyebiliriz. Öncelikle engellilere yönelik dinî/manevi danışmanlık konusunun akademik düzeyde ele alınması gerekiyor. Türkiye’den örnek verecek olursam hem ruh sağlığı hem de din ve maneviyat alanında uzman eleman yetiştirecek kurumların, bölümlerin olmadığını görüyoruz. Hastanelerde, cezaevlerinde, kadın sığınma evlerinde, engelli bakım ve rehabilitasyon merkezlerinde manevi danışmanlık hizmetleri henüz 2016 yılından itibaren sunulmaya başlandı. Bu hizmetlerin sağlıklı bir şekilde yürütülmesi için öncelikle sağlam bir altyapının oluşturulması, hem ruh sağlığı hem de din ve maneviyat alanında yeterli donanıma sahip uzmanların yetiştirilmesi için disiplinler arası çalışma yapacak bölümlerin kurulması gerekiyor. 

Din ve kültürün iç içe geçtiği Müslüman toplumlarda engellilik konusunda var olan olumsuz söylem ve bilgi kirliliğinden bahsettiniz. Söz konusu yanlış algıların önüne geçebilmek için topluma bu bilinci kazandırabilmek adına sizce uzun vadede neler yapılabilir?

Öncelikle belirtmek gerekir ki, engelli bireylerin tüm sorunlarının temelinde yatan tek bir neden var, o da ön yargılar. Dolayısıyla işe ilk olarak mevcut ön yargıların ortadan kaldırılmasına yönelik çalışmalarla başlanmalı. İlahiyatçılar arasında bile hâlâ engellilerin dinî açıdan sorumluluklarının olmadığına inanan bir kesim var. Bu da engelli bireylerin ötekileştirilmelerine ve din eğitiminden yoksun bırakılmalarına neden olabiliyor. Bu yüzden engellilerden çok toplumun eğitilmesi lazım. Çünkü toplumun ve çevrenin ifade ve yaklaşımları engellileri ve ailelerini yıpratabiliyor. “Kandil gecesinde birlikte olduğunuz için çocuğunuz engelli olmuştur.” veya “Annen baban acaba nasıl bir günah işledi ki sen bu şekildesin?” tarzındaki yaklaşımlara bakacak olursak sağlıklı bir anlayış ve doğru bir din eğitimi için engelliliğin dinî ve felsefi arka planını görebilecek disiplinler arası bir iş birliğinin sağlanması gerekiyor. Dinî yayın ve materyaller de aynı zamanda engellilerin ihtiyaç ve kullanımına uygun olarak hazırlanmalı ki, hiçbir engel olmadan sağlıklı dinî bilgiye ulaşabilsinler. Ayrıca toplumda bu konuda doğru anlayışın oluşturulması için seminer, sempozyum ve konferanslarla farkındalık oluşturulması sağlanmalı.

Meltem Kural

Londra Üniversitesi SOAS’ta (School of Oriental and African Studies) yüksek lisans eğitimini tamamlayan Kural Perspektif dergisi yayın kurulunda yer almaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

    Hakkımızda

    Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

    YAZININ DEVAMI
    Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar |