Dosya: "Toplumsal Bir Sorun: Aile İçi Şiddet" Aile İçi Şiddet Mağdurlarını Niçin Korumalıyız?

Aile İçi Şiddet

Yapılan yasal düzenlemeler ve artırılan koruma imkânlarına rağmen, Almanya’daki aile içi şiddet mağdurlarının, koruma sisteminden efektif bir biçimde nasıl faydalanacağı hâlen netlik kazanmış değil. Göçmen kökenli mağdurların çözüm aramasını kısıtlayan hukuki ve sosyo-kültürel etkenlerin de hesaba katılması gerekmekte.

Fiza Lee-Winter 28 Şubat 2022

Aile içi şiddet, tanımı belli olan ve küresel düzeyde yaygınlık gösteren bir sorundur. Bu şiddet türü, Almanya’da, sosyoekonomik durumları veya eğitim düzeyleri ne olursa olsun, birçok kadının günlük yaşamının bir parçası olmaya devam ediyor. Almanya Federal Aile, Yaşlılar, Kadınlar ve Gençlik Bakanlığı (BMFSFJ), göçmen kökenli aile içi şiddet mağdurlarının daha fazla fiziksel ve cinsel şiddete maruz kaldığını ortaya koyuyor. İstatistikler, Alman kökenli kadınların sadece yüzde 13’üne kıyasla, göçmen geçmişi olan kadınların yüzde 46’sının mevcut partnerlerinden fiziksel veya cinsel şiddete maruz kaldığını gösteriyor. Daha yakın tarihli veriler, 2018’de 114 binden fazla kadının eşleri veya eski partnerleri tarafından aile içi şiddet, tehdit, takip veya zorlama mağduru olmasıyla birlikte rahatsız edici bir eğilim gösteriyor. Aynı yıl içinde 122 kişi öldürüldü, bir başka deyişle her üç günde bir kadın. 

Dosya: "Toplumsal Bir Sorun: Aile İçi Şiddet"

Şiddet Döngüsü: Aile İçi Şiddetin Nesiller Arası Aktarımı

28 Şubat 2022

Kovid-19 pandemisine karşı alınan karantina önlemleri nedeniyle bu sayılar daha da arttı. Almanya eski İçişleri Bakanı Seehofer, 2021’de Berlin’de düzenlediği basın toplantısında, “Başta kadınlara yönelik olmak üzere aile içi şiddette artış olduğunu” bildirdi, fakat veri toplama sona ermediği için net bir rakam vermedi. Ayrıca bildirilen olayların, cesaret kırıcı bir şekilde, konuşulan rakamların “muhtemelen gerçek sayıların yalnızca bir kısmını oluşturduğunu” da belirtti. Ancak bu rakamlar, yalnızca öne çıkarak bu durumları bildirmeye cesaret eden kurbanlar sayesinde mevcut – peki ya sessizce acı çekenler? Mağdurların neden ihbar etmemeyi seçtiklerini anlamak için, onları bu durumları bildirmekten alıkoyan çeşitli faktörleri anlamamız gerekiyor. Ayrıca Almanya’da, göçmen topluluklardan olan mağdurlar için risk ek zorluklar nedeniyle çok daha yüksek.

Gizli Bir Suç Olarak Aile İçi Şiddet

Aile içi şiddet, doğası gereği gizlilik içinde olması sebebiyle, genellikle yanlış anlaşılan ve gözden kaçan bir suç türüdür. Aile içi şiddetin en yaygın olarak özel alanda meydana gelmesi, suç olarak kabul edilmesini çok daha zor hâle getirir. Ailenin dışındaki insanlar genellikle, aile içi şiddeti alenen gösteren işaretler olsa bile, başkalarının özel hayatına karışma konumunda olmadıklarını düşünürler. Örneğin, bir apartmanda karısıyla sık sık yüksek sesle sözlü tartışmalar yaşayan bir kocayı ele alalım. Komşular duvarların izole edemediği kavga seslerini duyabilirler. Yine de birçok komşu bunu görmezden gelmeyi tercih eder çünkü bu “onların kavgası değil”, bu karı kocanın özel meselesi olarak görülür. Ve yine aynı örneği göz önüne alırsak; komşular, münakaşa yaşanan evdeki eşyaların etrafa saçıldığını ve şiddet mağdurunun büyük olasılıkla zarar gördüğünü belli eden duvara yüksek sesle çarpma sesini duyarlar. Komşular bu durumda bile müdahil olmamayı tercih edebilirler.

Aile içi şiddetin gizli karakterini pekiştiren bir başka veçhe ise aile içi şiddet mağdurlarının normal hayatlarında bir yere sahip olan saldırganların elinde daimî bir şiddete maruz kalmasıdır. Bu, yabancı biri tarafından tecavüze uğrama ve cinayete kurban gitme gibi mağdur ve failin birbirine yabancı olduğu cezai olaylardan tamamen farklıdır. “Normal” bir saldırı sadece bir kez gerçekleşir. Ancak aile içi şiddet kapsamındaki bir saldırı, failin kendisi tarafından mükerrer davranışlar ve seçilmiş taktiklerle kurban üzerinde kontrol sağlamak amacıyla birden çok kez gerçekleşir. Kurbanların maruz kaldığı bu süreklilik, bir şiddet olayının geçmişten gelenler üzerine inşa ederek ve gelecekteki hadiseler için temel teşkil ederek, aile içi şiddeti oldukça gizli tutar

Aile İçi Şiddet Kültürel Bir Mesele Mi?

Bu durum, bu tür şiddetin göçmen toplulukların ev kültüründe “normal” olarak kabul edilmesi gerçeğiyle daha da ağırlaşıyor. Erkekler genellikle evin reisi olarak kabul edilir ve bu nedenle kadınlar üzerinde güç sahibi olurlar. Bu zihniyet, dolayısıyla, bazen erkeğin karısı üzerinde mutlak güce sahip olduğu ve bu nedenle de ister fiziksel ister zihinsel olarak ona zarar vermek anlamında istediğini yapma hakkına sahip olduğu anlamında görülebiliyor.

Aile içi şiddet eylemleri genellikle ev ortamında gerçekleştiğinden tanıkların ve önemli kanıtların olmaması, kolluk kuvvetlerinin olaylara müdahil olmayı reddetmesine de yol açar. Özellikle; kamu görevlileri, bu tür davranışları göçmen toplulukların sahip oldukları kültürlerinin doğal sonucu olarak değerlendirir ve bu vakalara müdahil olmayı bir zaman kaybı olarak görürler. Ayrıca, aile içi şiddet kurbanı olmakla ilişkili kalıcı bir damgalama söz konusudur. Damgalanma endişesi, göçmen kökenli kurbanların -ailelerinden ve arkadaşlarından gelecek tepkilerden çekinmelerinden dolayı- yetkili mercileri bilgilendirmelerine engel olabilir.

ÖZEL DOSYA

Aile İçi Şiddet

DEVAMINI GÖR

Sistemde Çözüm Bulmanın İmkânsızlığı: Ne Yapmalı?

Almanya’da devlet müdahalesi talep eden aile içi şiddet mağdurları için dört ana yol bulunuyor. Bunlardan ilki, mağdurun en yakın yerel kadın sığınma evi (Alm. “Frauenhaus”) veya kadın danışma merkezi (Alm. “Beratungsstelle”) aracılığıyla aktif olarak yardım aramasıyla başlıyor. İkinci yol, polise ihbarda bulunmak ve eve çağırmak. Üçüncü yol ise mağdurun şiddetten kaçmayı kendisinin aktif olarak araması. Dördüncü ve son seçenekse, mağdurun veya mağdurla ilgili endişe duyan birinin 24 saat açık telefon yardım hattını araması. Ne yazık ki tüm bu yollar, kendisini öne atması için kurbana son derece yüksek bir sorumluluk yüklüyor.

Bu dört yolun mevcudiyetine rağmen Almanya’daki koruma sistemi eksik kalıyor ve bilhassa göçmen kökenli aile içi şiddet mağdurları için bu sistemin içerisinde bir yol tayin etmek oldukça zor. Aile içi şiddetin gizli kalan bir suç olduğu konusundaki bilgimize ve bu şiddet olaylarının sürdürülmesinde kültürün nasıl bir rol oynayabileceğine dayanarak, bazı aile içi şiddet mağdurlarının yaşadıklarının gerçekten aile içi şiddet olduğunun farkında bile olmayabileceğini söyleyebiliriz. Finansal kontrolün yanı sıra yanı sıra kendinden şüphe etmeye zorlama (İng. “gaslighting”), sözlü manipülasyon ve aşağılama gibi (failler tarafından uygulanan) diğer toksik davranışları örnek olarak ele alalım. Aile içi şiddetin bu örnekleri fiziksel zararla sonuçlanmasa bile ruh sağlığı üzerindeki zararlı etkileri nedeniyle mağdurlar için hâlâ zararlıdır.

Göçmen kökenli aile içi şiddet mağdurları bunlara ek olarak başka zorluklarla da karşı karşıyalar. Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi’ne (CEDAW) bağlı bir komitenin raporuna göre, “…[Almanya’daki] pek çok göçmen kadın, aile içi şiddete karşı önlemlerden yararlanmıyor veya olası koruma türleri hakkında bilgi almıyor…” Bu insanların üstesinden gelmesi gereken zorluklar dil engelleri, Almanya’daki haklarının neler olduğunu bilmemeleri ve Alman hukuk sistemini anlamada zorlanmaları gibi temel zorluklar değil sadece. Ayrıca, mevcut müdahale ve destek sistemlerine de aşina değiller ve bu durum, aile içi şiddet onların kültüründe de kaide olarak kabul edildiği için birçoğunun sessizlik içinde acı çekmesine neden oluyor.

Ancak göçmen kökenli aile içi şiddet mağdurları için en büyük endişelerden biri, Almanya’nın İstanbul Sözleşmesi’ne, özellikle de 59. maddenin 2 ve 3. fıkralarına yönelik çekinceleridir. Bunu basitçe şöyle ifade edebiliriz: Almanya’da 3 yıldan az ikamet eden ve ne yazık ki kendilerini aile içi şiddet içinde bulan, daha sonrasında bu şiddeti bildiren göçmen mağdurlar, Almanya’ya aileleriyle birleşmek üzere geldikleri için Almanya’daki özerk ikamet haklarını kaybedebilirler. Hukuki ve pratik açıdan bakıldığında, Almanya’nın çekinceleri, İstanbul Sözleşmesi’nin 59. maddesinin 1. fıkrasının aktif olarak uygulanmasını engellemektedir.

Bunun yanı sıra diğer paydaş raporlar da Almanya’nın yetersiz koruma sistemini ve yalnızca göçmen kökenliler için değil her kökenden aile içi şiddet mağdurlarına yönelik ortalamanın altında koruma pratiklerini gündeme getirdi. Bu tür uygulamalar ne yazık ki, aile içi şiddet mağdurlarının yeniden travmatize olmasına ve hâlihazırda karşılaştıkları zorlukların (maddi olanlar dâhil) gereksiz yere artmasına yol açabilir. Bir de maddi manevi yaralanmalara ek olarak Almanya’dan sınır dışı edilmeyle karşı karşıya kalabilirler.

Etkin Olmanın İlk Adımları

Dosya: "Toplumsal Bir Sorun: Aile İçi Şiddet"

Şiddetsizlik ve Erkeğin Kendine Sadakati

28 Şubat 2022

Özellikle yasal olarak çok sınırlı sayıda seçenek varmış gibi görünse de aile içi şiddet mağdurlarını korumaya devam etmek bizim için önemli. Bireysel düzeyde atılabilecek ilk önemli adım diğer insanlara ulaşmak. Aile içi şiddet görüyorsanız veya şiddet gören birini tanıyorsanız, mağdurun izole edilmemesi önem taşıyor. Çoğu zaman, sadece yardım istemek ve yalnız kalmamak bile bir kişinin hayatının kurtulmasını sağlayabilir. İkinci önemli adım, aile içi şiddet ve muhtemel tüm biçimleri hakkında bilgi sahibi olmak: Kişi, aile içi şiddetin bir suç olduğunu kavrayarak, failin hangi davranışlarına dikkat edilmesi gerektiğini ve her bir benzersiz durumun nasıl yönetileceğini öğrenerek bu konuda hazırlıklı olabilir. Üçüncü ve son önemli adımsa çevredeki çeşitli kuruluşlar hakkında daha fazla bilgi edinmek ve bunlar arasında özellikle göçmen kökenli aile içi şiddet mağdurlarına yönelik olanları bulmak. Oradaki profesyoneller, gerekli yardımı sağlamaya ve aile içi şiddet mağdurlarını en uygun kanallara yönlendirmeye hazırlar. Birlikte atılacak bu üç ilk adım, aile içi şiddet mağdurlarının mümkün olan en şefkatli bakım ve korumayı almalarını sağlamada önemli bir fark oluşturabilir.

Fiza Lee-Winter

Fiza Lee-Winter, Almanya’nın Bochum şehrindeki Ruhr Üniversitesinin Uluslararası Barış ve Silahlı Çatışma Hukuku Enstitüsünde (IFHV) doktora çalışmalarını sürdürmektedir. Winter’ın çalışma alanları arasında mülteciler, insan hakları, kamu politikaları ve uluslararası hukuk yer almaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bu içerik 309. Sayıda yayımlanmıştır

Perspektif’te yayınlanan içeriklerden anında haberdar olmak için ücretsiz e-bültenimize abone olabilirsiniz

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar |