DOSYA: Avrupa'da Nikâh

İslami Nikâh: Değişen ve Değişmeyen Ölçüler

Evlilik yolları ve şekilleri zaman ve coğrafyaya göre değişebiliyor. Ancak nikâh akdinin değişmeyen boyutları da var. İslami nikâhın sabiteleri hakkında İslam Toplum Millî Görüş’ün Din İstişare Kurulu Başkanı Muhammed Tayyip Sayan ile görüştük.

Fotoğraf: @Vershinin89/Shutterstock.com | Değişiklikler: Perspektif

Öncelikle kavramları açıklığa kavuşturarak başlayalım: Nikâh nedir? İslam fıkhında nikâh neyi düzenler?

Nikâh lügatte “ekleme, toplama, birleştirme, bir araya getirme, evlenme” gibi manalara gelmektedir. Fıkıh ıstılahında ise nikâh, evlilik akdidir. Evlilik şer’en eşler arasında cinsi birleşmeyi mübah kılan bir akittir. Kur’ân-ı Kerîm’de “nikâh” kelimesi ve türevleri genellikle evlenme akdini belirtmek üzere on dokuz ayette geçmektedir. Nikâh akdi Kur’an, Sünnet ve icmâ ile hükmü sabit kılınmıştır. Allah Teâla, insanlar için kaynaşıp huzur bulacakları eşler yaratıp aralarında sevgi ve merhamet meydana getirerek kendi kudretini göstermiştir (Rûm suresi, 30:21).

Hz. Peygamber, imkânı olanları evlenmeye teşvik etmiş, evliliğin iffeti korumada ve neslin devamında önemini vurgulamıştır. Eşler arasında denkliğe dikkat edilmesi ve evlenmeden önce eşlerin birbirlerini görmesi tavsiye edilmiştir. Evlilik ilişkisinin ciddi bir sebep bulunmaksızın sona erdirilmesinden Allah’ın hoşnut olmadığı belirtilmiş, boşanma da tenkit edilmiştir.

İslami nikâh, yüzyıllardır Müslüman topluluklarda uygulanan bir pratik. Bu mefhum etrafında geçmişten bugüne siz hangi nikâh pratiklerinde ve geleneklerinde değişmeler görüyorsunuz?

Bu sorunun cevabını verebilmek için önce nikâhın sıhhat şartlarına bakmak gerek, ki bu şartlar mezhepler arasında ihtilaflı bir mesele. Hanefi mezhebinin içtihadına göre konuşacak olursak, nikâhın sahih olmasının birinci şartı, evlenecek kişilerin evliliklerine herhangi bir engel bulunmamasıdır. Bu, evlenmeyi düşünen çiftler arasında nesepten ya da kandan veya süt kardeşlik gibi bir bağın bulunmaması, eşler arasında haramiyeti gerçekleştirecek herhangi bir ilginin bulunmaması anlamına gelir.

İkinci şart, karşılıklı kabuldür. Çiftler hür iradeyle, kendi rızalarıyla, herhangi bir baskı ve zorlama olmaksızın evlenmeyi kabul etmelidir. Bu kabulün aynı zamanda bir sürekliliği ifade etmesi gerekir. “Seni bir aylığına eş olarak kabul ettim.” gibi bir nikâh batıldır. Şartsız ve zaman belirtmeden, bütün zamanlara hitap edecek şekilde bir icap ve kabul söz konusu olmalıdır. Bir aylığına ya da bir seneliğine gibi bir kısıtlamayla yapılan akid, mut’a nikahı olur. Mut’a nikahı İslam’da batıldır. Peygamberimizin yasak kıldığı bir nikah türüdür.

Nikâhın üçüncü sıhhat şartı, en az iki şahidin bulunmasıdır. Bu şahitlerin özellikle adil olmaları ve akli dengelerinin yerinde olmaları önemlidir. Şahitlerin aynı zamanda dili bilmeleri de önemlidir. Özellikle Avrupa’da bazen Arapça ya da Türkçe kıyılan nikâhlarda bu dilleri bilmeyen şahitlerin olduğu görülüyor. Kişinin bilmediği bir dilden şahitlik yapması uygun değildir.

Nikâhın sıhhat şartlarından dördüncüsü, evlilikte rıza ve iradenin bulunmasıdır. Evlilik bir erkekle kadının, ömür boyu birlikte yaşama ve hayatın iyi ve kötü yanlarını birlikte omuzlama akdi olduğu için iki tarafın da buna rıza göstermesi asıldır. Şafi mezhebinde velinin rızasının da söz konusu olması, bu mezhep için nikâhın sıhhatinin beşinci şartıdır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “Velinin izni olmadan kıyılan nikah sahih değildir.” diyor. Günümüzdeki şartlara baktığımızda birçok gencin bazen velinin izni olmadan da nikâh kıydıklarını ve sonunda ciddi manada sıkıntı yaşadıklarını görüyoruz.

Mehir nikâhın sıhhat şartlarından olmasa da burada bahsi geçmesi gereken bir mesele. Hanefi mezhebinde mehrin, nakdi ve ayni değeri olan para, altın, gayrimenkul gibi bir şey olması gerek. Şafi mezhebinde mehrin ayni ve nakdi değeri olmayıp manevi değeri olmadan da -eğer kadın kabul ederse- verilmesi mümkün. Örneğin kadın bir hac-umre isteyebilir ya da “Ben mehrimin karşılığında senin on talebeyi okutmanı istiyorum.” diyebilir.

Sorunuza geri dönecek olursak: Mehrin ölçüsü veya nikâh töreni şekilleri gibi konularda zamana ve coğrafi örflere göre değişiklik olabilir. Ancak nikâhın sıhhat şartları geçmişten günümüze kadar aynıdır. Nakledilen bu şartlarda herhangi bir değişiklik olmamıştır.

Bugün Avrupa ülkelerinde yaşayan bir çift için ne tarz bir mehir tutarı/içeriği, kadını hukuken korumaya yeter bir tutardır?

Mehir erkeğin evlenirken kadına vermesi gereken nakdi ya da ayni değeri olan bir şeydir. İslam dini mehri kadına bir hediye olarak takdim etmiştir. İslam’da evlilik, çiftlerin sadece dünyada yoldaş olmaları değil, ahirette de birbirlerine eşlik yapabileceği bir anlayışla şekillenmiştir.

Mehir söylenmeden de nikâh sahih olur. Bu durumda erkeğin evlendikten sonra mehr-i misli vermesi gerekir. Mehr-i misli, kadının ablasının ya da annesinin mehri esas alınarak belirlenen mehirdir.

Kur’ân-ı Kerîm’de mihrden bahsedilir. Allah kadının mehrinden ayetlerde bahsetmiştir, örneğin Bakara suresinin 237. ayetinde. Peygamberimiz de kadınların mihri hakkında hadisler vazetmiştir. Örneğin Hz. Peygamber, “Mehir vermemek niyetiyle evlenen bir kişi, kıyamet sabahında hırsızlarla haşrolur.” demiştir. “Mehir olarak bir yüzük bile olsa evleneceğiniz eşinize mehir veriniz.” diyen Peygamberimiz yine, “En helal rızk, bir kadının almış olduğu mehir parasıdır.” buyurmuştur.

Mihrin İslam fıkhında alt veya üst limiti yoktur. Bazı alimler alt limiti o zamanın şartıyla 2-3 koyun, yani bugün Avrupa’daki karşılığıyla 150-500 Euro olarak söylemişler. Ama mehrin üst limitini söylememişler. Günümüz şartlarında Avrupa’da Müslüman bir kadın kocasından ayrıldığı takdirde mehrin en azından 1 sene kirasını ve iaşesini temin edebilecek bir meblağ kadar olması gerektiğini düşünüyorum. Mehri düşük rakamlarla basitleştirmenin, kadının bu konudaki hakkını zayi etmenin adaletsizlik olacağı düşüncesindeyim.

Bugün Müslüman topluluklar arasında “dinî nikâh/imam nikâhı” ve “resmî nikâh” şeklinde iki farklı kavram kullanılıyor. Bu iki mefhum arasında bir ilişki var mı?

Biraz önce de belirttiğim gibi İslam’a göre nikâh, evlenme ehliyetine sahip ve aralarında evlenmelerine dinî açıdan herhangi bir engel bulunmayan iki kişinin evlenmesidir. Bu nikâh ister devlet makamları tarafından ister bir cami imamı tarafından kıyılmış olsun, eğer nikâhın şartları yerine gelmişse bu nikâh sahihtir. İslam toplumlarının tarihine baktığımızda da o dönemlerde tek nikâh olduğunu, devlet yetkililerinin ve şahitlerin huzurunda, velilerin onayıyla, kendi hür iradeleriyle evlenen kişilerin nikâhının resmî merciler tarafından kıyıldığını biliyoruz.

Resmî nikâha ek olarak dinî nikâh kıymanın bir gerekçesi de, insanların salt resmî nikahı yetersiz görmeleridir. Kur’an tilavetiyle, dua ve tesbihatlarla, camide kıyılan bir nikâhın, evlenecek çiftler için daha manevi bir yönünün olmasıdır. Kur’an ile taçlandırılmış, tövbe istiğfar ve İslam’ın şartları hatırlatılarak kıyılan bir nikâhta çiftlerin İslami kimliği de merkeze oturtulmuş olur. Dinî nikahın ibadet oluşu burada kendini göstermiş oluyor. Peygamber Efendimiz’in “Nikah benim sünnetimdir, sünnetimden yüz çeviren benden değildir.” Ve “Evlilikte sadaka sevabı vardır.” hadis-i şerifleri nikâhın ibadet boyutuna işaret etmektedir. Dolayısıyla nasıl ki nikâhsız bir ilişkinin haram boyutu varsa nikâhın da helal boyutu yani ibadet boyutu vardır. İbadet olarak telakki edilen nikâhın camilerde kıyılması Müslümanlar için büyük bir önem arz eder. Nitekim Hz. Peygamber nikâhın ilan edilerek mescitlerde yapılmasını buyurdu.

İkinci olarak dinî nikah özellikle nişanlık döneminde evlenecek olan çiftlerin daha rahat hareket etmeleri açısından bir kolaylık olarak görülüyor. Üçüncü olarak ise dinî nikahın resmî nikaha nazaran daha az sorumluluk getirdiği düşüncesidir, çünkü resmî nikah müeyyide yetkisi olan devlet tarafından denetlenmektedir.

Bununla birlikte özellikle şunun altını çizmek istiyorum: Biz resmî nikâh olmadan dinî nikâhın kıyılmamasını tavsiye ediyoruz. Zira bu konuda ciddi manada mağduriyetlerin yaşandığını görüyoruz. Henüz kimseye nikâh ilan edilmeden, hatta bazen velilerin dahi haberi olmadan kıyılan dinî nikâhlarda tarafların hakları da tam anlamıyla korunmuş olmuyor. Bu nedenle önce resmî nikâhın kıyılması, ardından dinî nikâhın gerçekleşmesini tavsiye ediyoruz.

Ali Mete

Frankfurt’ta Din Bilimleri lisans eğitimini tamamlayan Ali Mete, İslam Toplumu Millî Görüş (IGMG) Genel Sekreteridir. Mete aynı zamanda PLURAL Yayınevinin müdürlüğünü ve Perspektif dergisinin genel yayın yönetmenliğini yapmaktadır.

Yazarın diğer yazıları
Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi#0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler