BM Filistin Özel Raportörü Francesca Albanese, Gazze Şeridi’nde gazetecilere yönelik saldırıları ve uluslararası medyanın İsrail’in Filistin politikalarını nasıl haberleştirdiğini inceleyen kapsamlı bir rapor hazırladı. “Enkaz Altındaki Hakikat: Soykırım Zamanında Medya” başlıklı rapor, yalnızca İsrail ordusunun gazetecilere yönelik saldırılarını değil, haberlerin dünya kamuoyuna nasıl ulaştığını da ele alıyor.

Ekim ayında BM Genel Kurulunun gündemine taşınan 29 sayfalık rapor, gazetecilerin öldürülmesi, İsrail’in medya üzerindeki kontrolü ve Batılı medya kuruluşlarıyla dijital platformların haber içeriklerini şekillendirmesi olmak üzere üç temel konuya odaklanıyor. Raporda, gazetecilerin öldürülmesiyle başlayan ve haberlerin sansürlenmesine uzanan süreç için mediacide, yani medyanın kamusal işlevinin sistematik biçimde yok edilmesi kavramı kullanılıyor. Albanese, bu uygulamaların Filistinlilere yönelik soykırımı gizlediğini ve uluslararası hesap verebilirliği engellediğini söylüyor.

Albanese’nin araştırması, hayatta kalanlar ve uzmanlarla yapılan görüşmelerin yanı sıra raportörlüğe iletilen 89 yazılı katkıya dayanıyor. Bunlardan 62’si Avrupa, Kuzey Amerika ve Avustralya’daki medya kuruluşlarını inceliyor. Raporda ele alınan 12 uluslararası medya kuruluşundan yalnızca üçü görüş talebine yanıt verdi.

Gazze’de Yaklaşık 300 Gazeteci Öldürüldü

Raporun en dikkat çekici bulgularından biri, 7 Ekim 2023’ten bu yana Filistinli gazetecilerin karşı karşıya kaldığı şiddetin boyutu. Albanese’nin aktardığı verilere göre İsrail ordusu bu dönemde yaklaşık 300 gazeteciyi öldürdü, 400’den fazlasını yaraladı. Raporda yaklaşık 70 gazetecinin doğrudan mesleki faaliyetleri nedeniyle öldürüldüğü belirtiliyor. Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütünün (RSF) verileri de Gazze’nin gazeteciler açısından dünyanın en tehlikeli bölgelerinden biri olduğunu gösteriyor.

Gazetecileri Koruma Komitesinin (CPJ) Şubat 2026’da yayımladığı rapora göre, 2025 yılında dünya genelinde 129 gazeteci ve medya çalışanı öldürüldü. Bu, kuruluşun 1992’de kayıt tutmaya başlamasından bu yana en yüksek sayı. CPJ, ölümlerin yaklaşık üçte ikisinden İsrail ordusunun sorumlu olduğunu belirtiyor. Kuruluş ayrıca İsrail ordusunun kayıtların tutulmaya başlamasından bu yana gazetecilere yönelik en fazla kasıtlı öldürme vakasıyla ilişkilendirilen devlet ordusu olduğunu vurguluyor.

Rapor, İsrail ordusunun gazetecileri öldürmeden önce veya saldırıların ardından onları Hamas mensubu olmakla suçlamasına da geniş yer ayırıyor. Albanese’ye göre bu suçlamalar çoğu zaman bağımsız biçimde doğrulanmamış kanıtlara dayanıyor. Örneklerden biri, 10 Ağustos 2025’te Gazze’deki Şifa Hastanesi yakınında beş meslektaşıyla birlikte öldürülen Al Jazeera muhabiri Enes el-Şerif. İsrail ordusu saldırıyı üstlenerek gazetecinin Hamas’la bağlantılı olduğunu ileri sürmüştü. Ama Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ), el-Şerif öldürülmeden önce İsrail’in kendisine yönelttiği suçlamaların gazetecinin güvenliğini tehdit ettiğini açıklamıştı.

Gazetecilere Yönelik Saldırılar Artıyor, Aileleri de Hedef Alınıyor

Rapora göre Ekim 2023’ten bu yana 100’den fazla Filistinli gazeteci gözaltına alındı. Bunlardan yaklaşık 30’u raporun hazırlandığı dönemde hâlâ tutukluydu. Serbest bırakılan gazeteciler ise fiziksel şiddet, cinsel saldırı, aç bırakılma ve psikolojik işkenceye maruz kaldıklarını anlattı.

Albanese, gazetecilerin ailelerinin de saldırılardan etkilendiğini belirtiyor. Raporda Ekim 2023’ten bu yana gazetecilerin yaklaşık 710 aile üyesinin öldürüldüğü aktarılıyor. Albanese, bazı ailelerin gazetecileri susturmak amacıyla kasıtlı olarak hedef alındığına ilişkin kanıtlar bulunduğunu savunuyor.

Gazetecilere yönelik saldırılar Gazze ile sınırlı değil. Albanese’nin raporunda, işgal altındaki Batı Şeria’da İsrailli yerleşimcilerin basın mensuplarına yönelik 139 saldırısının kayda geçtiği belirtiliyor. Bölgede görev yapan gazeteciler, İsrail ordusunun operasyonları sırasında da çeşitli müdahalelerle karşılaşıyor.

Örneklerden biri, Oscar ödüllü No Other Land adlı belgeselin yönetmenlerinden Hamdan Ballal. Ballal, Mart 2025’te Masafer Yatta’daki evinde İsrailli yerleşimcilerin saldırısına uğradı, ardından İsrail askerleri tarafından gözaltına alındı. Aynı yıl Deutsche Welle ekipleri de farklı olaylarda yerleşimcilerin taşlı saldırısına ve İsrail ordusunun göz yaşartıcı gazlı müdahalesine maruz kaldı.

Medya kuruluşlarına yönelik kısıtlamalar da sürüyor. İsrail ordusu Batı Şeria’daki Al Jazeera bürosunu kapatırken Şubat 2026’da Doğu Kudüs’te faaliyet gösteren beş Filistinli medya kuruluşunun çalışmalarını yasakladı. Albanese, bu uygulamaların Filistin’de bağımsız gazeteciliğin önündeki engelleri derinleştirdiğini belirtiyor.

Filistin Gazze Batı Şeria İsrail soykırım medya Francesca Albanese Birleşmiş Milletler

İşgal altındaki Batı Şeria’nın Ramallah kentinde İsrail ordusunun 13 Ekim 2026’da düzenlediği baskında bazı kuruluşların ofisleri kapatılırken bölgede görev yapan gazetecilere de müdahale edildi. | Fotoğraf: AA

Gazze’de Haber Yapmanın Teknik İmkânları da Yok Edildi

Doğrudan saldırıların yanı sıra gazeteciler başka birçok sorunla da karşılaşıyor. İsrail’in Gazze’deki iletişim altyapısını hedef alması, sahadaki gelişmelerin belgelenmesini ve dünyaya aktarılmasını da zorlaştırdı. Raporda kullanılan Dünya Bankası verilerine göre Gazze’deki bilgi ve iletişim altyapısının yüzde 81’i tamamen yıkıldı, yüzde 12’si ise kısmen hasar gördü. Ekim 2025 itibarıyla 150 medya kuruluşu ve ofisinin de tahrip edildiği belirtiliyor.

İnternet ve telefon bağlantılarındaki kesintiler, gazetecilerin haberlerini iletmesini engellerken sivillerin acil yardım hizmetlerine ulaşmasını da zorlaştırdı. Gazeteciler bağlantı kurabilmek için kimi zaman yabancı SIM kartlar ve sınır bölgelerindeki mobil ağlardan yararlanmak zorunda kaldı.

İsrail, Ekim 2023’ten bu yana yabancı gazetecilerin Gazze’ye bağımsız girişini de büyük ölçüde engelliyor. Uluslararası medya kuruluşları bölgedeki gelişmeleri ağırlıklı olarak Filistinli gazeteciler ve uzaktan doğrulama yöntemleriyle takip ediyor. Oxford Üniversitesindeki Reuters Gazetecilik Araştırmaları Enstitüsünün incelemesi, uluslararası gazetecilerin Gazze’den haber yapabilmek için uydu görüntülerine, açık kaynak istihbaratına ve yerel muhabirlerle kurdukları ilişkilere giderek daha fazla bağımlı hâle geldiğini ortaya koyuyor.

İsrail’de Sansür ve Soykırımı Teşvik Eden Yayınlar

Albanese’nin raporu, İsrail’in kendi medya kuruluşlarına uyguladığı sınırlamaları da inceliyor. İsrail’de askerî sansür mekanizmasının 2024 boyunca 1.635 haberi tamamen yasakladığı, 6.265 haberin ise bazı bölümlerini değiştirdiği belirtiliyor. 2025’te de 753 haber yasaklandı, 4.974 habere müdahale edildi. İsrail yönetimi bu uygulamaları ulusal güvenlik gerekçesiyle savunurken Albanese, sansürün kamu yararını ilgilendiren bilgilerin yayımlanmasını engellediğini belirtiyor.

Raporda özellikle hükûmet yanlısı Channel 14 televizyonunda Filistinlilere karşı kullanılan söylemler üzerinde duruluyor. Bazı yayınlarda Gazze’nin tamamen yok edilmesi ve Filistinlilerin öldürülmesi yönünde açık çağrılar yapıldığı aktarılıyor. Albanese, bu açıklamaların bir bölümünün uluslararası hukukta suç sayılan doğrudan ve aleni soykırıma teşvik kapsamında değerlendirilebileceğini savunuyor. Ruanda Uluslararası Ceza Mahkemesinin (UCM) geçmiş kararlarına atıf yapılan raporda, medya mensuplarının da soykırıma teşvik suçundan sorumlu tutulabileceği belirtiliyor.

İsrailli insan hakları kuruluşları da Mayıs 2025’te Channel 14 hakkında yargıya başvurarak televizyonun yayınlarının soykırıma teşvik içerdiğini ileri sürmüştü. Albanese, İsrail basınının tamamını aynı kategoride değerlendirmiyor. Raporda özellikle +972 Magazine ve Haaretz gibi bağımsız yayınların, ana akım medyanın yeterince sorgulamadığı olayları araştırarak önemli bir gazetecilik faaliyeti yürüttüğü vurgulanıyor.

BBC, New York Times ve Alman Medyasına Eleştiriler

Raporun dikkat çekici bölümlerinden biri de uluslararası medya kuruluşlarının Gazze’deki saldırıları haberleştirme biçimine ilişkin. Albanese, BBC ve New York Times gibi kuruluşların İsrailli resmî kaynaklara geniş yer verirken Filistinli tanıklıkları geri planda bıraktığını savunuyor. Rapora göre haberlerde kullanılan kavramlar, olayların sorumlularının nasıl algılandığını da etkiliyor.

Örneğin New York Times’ın kurum içi editöryel rehberinde “soykırım”, “etnik temizlik” ve “işgal altındaki topraklar” gibi ifadelerin kullanımında ihtiyatlı davranılması istendiği belirtiliyor. BBC’nin haber dilinde ise Filistinlilerin ölümüne ilişkin başlıklarda İsrail ordusunun sorumluluğunun yeterince açık belirtilmediği eleştirisi öne çıkıyor. Raporda, İsrail askerleri tarafından öldürülen altı yaşındaki Hind Rajab hakkındaki BBC haberinin başlığında çocuğun ölümüne neden olan failin yer almaması örnek gösteriliyor.

Alman kamu yayıncıları da rapordaki eleştirilerden payını alıyor. Albanese, kamu yayıncısı ARD’nin yayın rehberinde Filistinli sivillerin ölümünün Hamas’ın insan kalkanı kullandığı iddiasıyla ilişkilendirilmesine dikkat çekiyor. Bir diğer kamu yayıncısı ZDF’nin haber diline ilişkin bir araştırmaya da yer veriliyor. Araştırmaya göre “barbarca” ifadesinin kullanıldığı örneklerin yüzde 90,7’si İsrailli mağdurlarla ilgiliyken Filistinlilere yönelik saldırılar için aynı ifadeye rastlanmadı.

Raporda bu tür örnekler, haberlerde kullanılan dilin sivillere yönelik şiddeti nasıl çerçevelediğini gösteren bulgular olarak ele alınıyor. Albanese, özellikle sivillerin öldürülmesinde sorumluluğun belirsizleştirilmesinin ve Filistinli mağdurların kişisel hikâyelerinin geri planda kalmasının kamuoyunun algısını etkilediğini savunuyor.

Zira, Birleşik Krallık merkezli Medya İzleme Merkezinin (Centre for Media Monitoring) Haziran 2025’te yayımladığı araştırma, BBC’nin Ekim 2023-Ekim 2024 dönemindeki 3.873 internet haberini ve 32.092 televizyon ve radyo yayınını inceledi. Araştırmaya göre BBC yayınlarında 2.350 İsrailliye karşılık 1.085 Filistinliyle röportaj yapıldı. Çalışmada ayrıca İsrailli mağdurlar için duygusal ifadelerin Filistinli mağdurlara kıyasla dört kat daha sık kullanıldığı belirtildi.

Sosyal Medya Platformlarının Rolü

Raporda Meta, Google ve X gibi teknoloji şirketleri de Filistinlilerin seslerinin duyulmasını engelleyen uygulamalar nedeniyle eleştiriliyor. Albanese’nin aktardığı sızdırılmış verilere göre 2023 sonundan itibaren Facebook ve Instagram’da Filistin’le bağlantılı yaklaşık 38,8 milyon paylaşım kaldırıldı, engellendi veya erişimi sınırlandırıldı. Filistinli önde gelen haber kuruluşlarının etkileşimlerinde ise yüzde 77’ye varan düşüş kaydedildi. Raporda ayrıca TikTok’un İsrailli makamların içerik kaldırma taleplerine yüzde 99,2, Meta’nın ise yüzde 94 oranında uyduğu belirtiliyor.

Albanese, İsrail hükûmetinin uluslararası kamuoyuna yönelik ücretli reklam kampanyalarını da inceliyor. Rapora göre İsrail, aralarında Google ve X’in bulunduğu şirketlerle yaklaşık 50 milyon dolarlık reklam anlaşmaları yaptı. Bu kampanyaların bir bölümü Gazze’deki açlık krizine ilişkin uluslararası raporları reddeden mesajlar içeriyordu. Raportör, teknoloji şirketlerinin yalnızca içerik kaldırma kararlarından değil, ücret karşılığında yayımladıkları ve insan hakları ihlallerini inkâr eden reklamlardan da sorumluluk taşıyabileceğini belirtiyor.

BM Özel Raportörü Albanese’den Bağımsız Soruşturma Çağrısı

Albanese, raporun sonunda BM Genel Kuruluna gazetecilere yönelik saldırıların belgelenmesi ve delillerin korunması için bağımsız bir mekanizma kurulması çağrısında bulunuyor. Gazetecilerin keyfî biçimde tutuklanmasına son verilmesi, kayıpların akıbetinin açıklanması, yabancı gazetecilerin Gazze’ye erişiminin sağlanması ve sansür yasalarının kaldırılması talepleri de raporun önerileri arasında.

Uluslararası Ceza Mahkemesi Savcılığının, hükûmet yetkilileri ve medya mensupları tarafından yapılan doğrudan ve aleni soykırıma teşvik açıklamalarını soruşturması isteniyor. Medya kuruluşlarına ise çatışmanın taraflarınca ileri sürülen iddiaları bağımsız biçimde doğrulama ve hatalı haberleri aynı görünürlükte düzeltme çağrısı yapılıyor.

Albanese’nin yeni raporu, Filistinlilere yönelik işkenceyi sistematik bir devlet politikası olarak değerlendirdiği önceki çalışmasının ardından geldi. Raportörün çalışmaları nedeniyle karşılaştığı siyasi baskı da sürüyor. ABD, mayıs ayında bir mahkeme kararıyla kısa süreliğine askıya alınan Albanese’ye yönelik yaptırımları yeniden yürürlüğe koymuştu.

Özel Raportör Albanese’ye göre, Gazze’de yaşananların gelecekte uluslararası mahkemelerde soruşturulabilmesi, bugün toplanan tanıklıkların ve görüntülerin korunmasına bağlı. Gazetecilerin susturulması yalnızca haber alma hakkına değil, gelecekte adaletin sağlanması ihtimaline de zarar veriyor. (P)