Portre Adaletin Yılmaz Bekçisi: Muhammed Marmaduke Pickthall

Yaşadığı çağda Müslümanlara karşı yapılan haksızlıklarla mücadele eden ve muhafazakâr Hristiyan bir ailenin oğlu olan Muhammed Marmaduke Pickthall, 61 senelik hayatına birçok kitap ve ülke ziyareti sığdırmış bir Müslüman. İçinde yaşadığı çağda buhrana düşmektense İslam’a sarılan Pickthall, İngilizce Kur’an tercümesiyle de bilinmektedir.

Sevde Betül Ardahanlı 1 Temmuz 2014

Marmaduke Pickthall, 7 Nisan 1875’te Anglikan bir papazın oğlu olarak Londra’da dünyaya gelir. Ailesi çok muhafazakâr bir ailedir, babasından önce dedesi de papazlık yapmıştır ve iki kız kardeşi rahibedir. Pickthall 1881 yılında babasını kaybeder ve annesi ile Avrupa’nın farklı şehirlerinde yaşamaya başlar. Yaklaşık 13 yıl sonra 1894’te tekrar İngiltere’ye döner ve yabancı dillere olan kabiliyetinden ötürü yurt dışında okumak için devlet sınavlarına girer. Fakat bu sınavları başaramayan Pickthall’e hayalindeki yurt dışının kapıları çok farklı bir şekilde açılır. Pickthall, aile dostları olan Thomas Dawling tarafından Filistin’de papazlık yapmak üzere davet edilir. Filistin’e gitmeden önce Kahire’ye gidip Arapça öğrenmek ister. Yabancı dil hususunda kabiliyetli olduğundan Kahire’nin yerlilerinden Arapça’yı kısa bir sürede öğrenir. Filistin’e geçmeden Orta Doğu’da birçok beldeyi gezer ve ilk izlenimlerini şöyle anlatır: “Binbir gece masallarından okuduğum manzaranın aynısını Şam, Halep, Kahire ve Kudüs’te gördüm. Bu insanların biz Avrupalılardaki gibi zengin olma, yaşama hırsı ve ölüm korkusu gibi endişeler taşımadıklarını hissettim.” Orta Doğu’da geçirdiği zaman içerisinde İslam’a çok büyük sempati duymuştur; fakat Müslümanlığı henüz kabul etmemiştir.

Birkaç sene sonra annesinin ricası üzerine tekrar İngiltere’ye döner ve Muriel hanım ile evlenir. Eşi ile iki seneliğine İsviçre’ye giden Pickthall burda yazarlık hayatına başlar ve 1906’da “The House of Islam”, yani “İslam Evi“ isimli eserini yazar. 1907’de ise tekrar Kahire’ye, İngiliz bir memurun yanına döner. Hristiyan bir ailede yetişmiş olmasına rağmen Pickthall, bu yıllarda Osmanlı topraklarında başlayan isyanlara ve Müslümanların Ortodoks papazlar tarafından öldürülmesini Hristiyanların bir zafer gibi kutlamalarına anlam verememektedir ve insanlığa olan inancını giderek yitirmektedir. Osmanlı topraklarının parçalanmaya başlaması ve savaş çanlarının çalması üzerine Pickthall, “The New Age” isimli dergisinde kesin tavrını sergilemiştir; Müslümanlar ve Türklere karşı savaşı tamamıyle reddetmiş ve yazılarında bağımsız bir Osmanlı için çok kez çağrıda bulunmuştur. Bilhassa İngiliz toplumunda Müslümanlara lanetli bir göz ile bakılması Pickthall’in yoğun eleştirilerine maruz kalmıştır. Batı’nın Müslümanlara karşı bu tutumuna ve binlerce Müslüman’ın Bulgaristan’da katledilmesine karşılık “The Black Crusade” yani “Kara Haçlı Sefer” isimli kitabı ile bu algıyı yıkmaya ve Müslümanları müdafaa etmeye çalışmıştır.

1914’te savaşın başlaması ile Pickthall’in tavrı açık ve net Müslümanlardan yanadır; o artık Müslümanların savunucusu hâline gelir. 1917’de bir konferansta açıkça Müslümanlığı kabul ettiğini itiraf eder ve bundan sonra Muhammed Marmaduke Pickthall ismi ile tanınır. İslam’da Hz. Muhammed (s.a.v)’in Hristiyanlık’taki Hz. İsa anlayışının aksine ne Tanrı ne de bir hükümdar olması, söylediklerini öncelikle kendisi yerine getiren ve hayatı ile ümmete yol gösteren bir peygamber olması Marmaduke Pickthall’i en çok etkileyen hususlardan biri olmuştur. Bu nedenle hayranlık duyduğu Peygamber (s.a.v.)’in ismiyle çağrılmak istemiştir.

Pickthall 1920’de Hindistan’a gider ve “Bombay Chronicle” için editörlük yapar. Bu yıllarda Hindistan’ın bölünmesi ve Müslüman-Hindu çatışmalarından dolayı Pakistan bölgesinin Müslümanlara, diğer bölgenin ise Hindistan olarak Hindulara kalması söz konusudur. Pickthall daha önce gösterdiği çabaların aynısını burada da sarfeder. Ülkenin ikiye ayrılmasına karşıdır; bölünmenin her iki taraf -Hindular ve Müslümanlar– için sağlıksız olacağını savunur.

Hindistanlı Müslümanların talebi doğrultusunda Kur’an’ı İngilizce’ye tercüme eder ve hayatının en büyük çalışmasını ortaya koyar. “The Meaning of the Glorious Qur’an” yani “Yüce Kur’an’ın Anlamı” ismiyle İngilizce Kur’an mealini yazar ve bundan sonra daima Kur’an’ı İngilizce’ye tercüme eden mütercim olarak anılır.

Hindistan’daki hizmetlerinden sonra tekrar İngiltere’ye döner ve oradaki Müslümanların dertleriyle bizzat ilgilenir, onlara liderlik yapar. 19 Mayıs 1936’da vefat eden Pickthall’ın çalışma masasında bir seminer için hazırladığı son notlar bulunur. Kağıda yazdığı son cümle şöyledir:
“Kim halis olarak kendisini Allah’a teslim edip güzel davranışlarda bulunursa Rabb’in nezdinde onun mükafatı olacaktır. Onlar ne korkacak ne de üzüntü duyacaklardır.” (Bakara suresi, 2:112)

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar