Dosya: "Müslüman-Yahudi İlişkileri" Geçmişte ve Günümüzde Müslüman ve Yahudi İlişkileri

Yunan ve Yahudi kültürü arasında gerçekleşen etkileşimden izler taşıyan Hristiyanlığın aksine, Yahudilik, tarihî olarak büyük oranda kendi semitik köklerindeki dünya görüşüne bağlı kalmıştır ve dinin temel alanlardaki görünüşü, yapısı, hukuku ve uygulamaları açısından İslam’a oldukça benzemektedir. İki inancın da merkezinde adil ve merhametli olarak tasavvur edilen ve toplumların yararı için bu değerlerle örtüşen bir yaşamı vahyeden Tanrı’nın birliği ve üstünlüğü fikri üzerine her türlü pazarlığı kesinkes reddeden tektanrıcı bir etik vizyonu bulunmaktadır.

David Rosen 1 Temmuz 2014

İslam ve Yahudilik benzer şekilde “vahyedilen kutsal kitap” fikrini paylaşmakta ve her ne kadar metinler üzerinde ayrılsalar da, Tevrat ve Kur’an pek çok benzer dinî anlatım biçimi ve emri paylaşmaktadır. Yine pek çok temel dinî konsept de ortaktır; örneğin Hesap Günü’nde mükâfat ve ceza, cennet ve cehennem ve ölümden sonra diriliş gibi… Dahası hukuki/fıkhi kodların yapı ve işleyiş biçimi -şeriat ve halaha- benzerlikler göstermektedir.

Hem İslam hem de Yahudilik, esas olarak teokratik demokrasilerdir; ya da daha doğru bir ifadeyle, din adamlarının toplumun diğer kısmından dinî bir üstünlükle ayrılmadığı meritokrasilerdir. Her iki inanca göre de dinî otorite, topluma temel olarak dinî kaynakların öğretileriyle rehberlik edebilmek için sahip olunan bireysel yeterlilikten başka bir şey değildir. Pek çok farklılık olmakla birlikte, iki inanç da oruç ve sadaka, yanı sıra beslenme kuralları ve temizlik ritüelleri açısından benzerlikler paylaşırlar. Moderniteyle karşılaşması sonucunda Yahudiliğin içinde gelenekleri ortadan kaldıran ya da yeniden yorumlayan reformist, yenilikçi veya liberal akımlar ortaya çıktığı için ibadetler anlamındaki benzerlikler özellikle Ortodoks Yahudilik’te kendisini daha belirgin bir biçimde göstermektedir.

İslam, Hristiyanları ve Yahudileri “ehl-i kitap” olarak İslam otoritesi altında koruma altına almıştır. Yahudilik ise İslam’ı enkarnasyon, teslis, azizlere tapınma ve heykel kullanımı konusundaki tavizsiz tutumu dolayısıyla ahlaki monoteizmin saf bir biçimi olarak değerlendirmiştir.

Şüphe yok ki Yahudiler Müslüman hâkimiyeti altındayken, Bizanslı Hristiyanların hâkimiyeti altında olacaklarından daha iyi bir durumdaydılar ve büyük ihtimalle Zerdüşt Perslilerin hâkimiyeti altında görecekleri muameleden de daha iyi muamele görüyorlardı. Bununla beraber Yahudiler her ne kadar kendilerine bir müdahale olmaksızın dinlerini yaşama özgürlüğüne sahiptiyseler de, Ömer Paktı’yla1 yürürlüğe giren bir dizi kısıtlayıcı şartla ikinci sınıf statüde olmaları sağlanmıştı.

Orta Çağ İslam medeniyeti 900 ila 1200 yılları arasında en verimli dönemine ulaşmıştı ve Yahudi medeniyeti burada İslam medeniyetini takip ediyordu. Bu dönemde Yahudi felsefesinin, edebiyatının, hukukunun, dil biliminin ve lügatinin en başarılı örnekleri yazıldı; bu, İslam dünyasındaki büyük ilerlemelerle paralel bir biçimde gerçekleşti. İbranice Yahudi şiiri de bu dönemde bir Rönesans yaşadı ve vezin, biçim ve içerik olarak Müslüman Arap muadilleriyle paralellikler gösteriyordu. Bu durum İspanya’da, İslami ve fenni bilimler ve kültürle birlikte Yahudi medeniyetinin de yeşerdiği ve Arapça’da Endülüs olarak bilinen bölgeden başka hiçbir yerde bu denli yoğun yaşanmamıştır. Kuzey Afrikalı orduların, Müslümanları kuzeydeki kalelerinden güneylere doğru iteleyen İspanyol Hristiyanlarına karşı yardıma gelmesiyle birlikte Endülüs’ün bu nispeten açık görüşlü toplumu da tersine dönmüş ve çok geçmeden son bulmuştur. Yahudiler İslami Berberi yönetimleri altında oldukça kısıtlanmışlar ve bunun sonucunda kuzeye, o dönem için daha iyi muamele gördükleri, Hristiyanlar tarafından yeni ele geçirilmiş bölgelere doğru göç etmeye başlamışlardır.

Yahudilerin İspanya’da tersine dönmeye başlayan talihleri, 13. yüzyıl itibariyle savunmacı bir pozisyona geçen İslam toplumlarının açık ve hümanist yapıdan daha kapalı ve kontrol merkezli feodalist bir zihniyete yerini bırakmasıyla oralara da yansıdı. İslam dünyasının gerileyişiyle birlikte, içerisinde bulunan Yahudi toplulukları, Yahudi entelektüelleri ve kültürü Avrupa’daki Yahudi topluluklarına doğru kaymaya başladı. Bütün bunlara rağmen İslam dünyasında kalmaya devam eden Yahudi toplulukları, ikinci sınıf statülerini kabul ettikleri müddetçe bir kural olarak Ömer Paktı ile korunmaya devam etti; barış ve iş birliği içerisinde Müslüman komşularıyla yaşadılar.

İmparatorluk hâkimiyetinin çöküşü ve modern milliyetçilik akımlarının yükselişi Yahudilerin, atalarından kalma anavatanlarında kendi kaderlerini tayin hevesinde olan Yahudi milliyetçileriyle, bölgesel ve yerli Arap toplulukları arasında çatışmalara yol açtı. Bu toprak anlaşmazlığı son zamanlarda giderek dinî bir anlaşmazlık hâlini almaya başladı.

Orta Doğu’daki politik çatışmanın sebepleri ve etkileri, doğruları ve yanlışlarına girmeden önce, bölgesel bir mücadelenin giderek dinî bir kimliğe büründürülmesinin ardında, bu sorunu İslam dünyası ile Batı/Hristiyan toplumu arasında bir medeniyetler çatışması şeklinde yansıtan çeşitli çevrelerin olduğunu belirtmek gerekir.

Oysa ki meselenin aslı, medeniyetler arası bir çatışmadan ziyade medeniyetler içi bir çatışmadır. Bu çatışma dinî bir kültürün, aldığı tarihî yaralar ve bozgunluk hissi ile hem kendi toplumları hem de diğer dinî kültürlere mensup toplumlarla çatışma ve yabancılaşma yaşayan kendi unsurları arasındaki çatışmadır; bu anlayış aynı zamanda dünya kültürü ve moderniteyle pozitif bir etkileşimin parçası olarak diğer toplumlarla yapıcı bir iletişim kurmayı arzulayanlarla da çatışır.

Farklı gelenek ve kültürlere mensup dinî fanatikler genellikle farkında olmadıkları bir “çatışma planının” parçası durumundayken, bu gelenekler içerisindeki dinin aydınlanmış seslerinin birlikte çalışma sorumluluğuna işaret ederler. Bu sorumluluk, diğerlerini sayı olarak geçmekten ziyade, dinler arası iş birliği ve karşılıklı saygıyı temel alan bir alternatif sunabilmek için gereklidir. Bilhassa, Müslüman ve Yahudi liderlerinin, kendi itikadi geleneklerinin ve dinî medeniyetlerinin yıkıcı bir biçimde istismar edilmesinin önüne geçmek ve bu noktada, herkesin iyiliği için, İbrahim’in çocukları olan Müslüman, Hristiyan ve Yahudiler arasında geçmişteki muhteşem uyum ve iş birliği örneklerinden esinlenerek hareket etmek gibi görevleri vardır.

ETİKETLER:

    0 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz!
    Perspektif açık bir tartışmayı teşvik eder. Fakat bununla birlikte ırkçılık ya da farklı gruplara yönelik aşağılama içeren her türlü yorum editörün süzgecine takılacaktır.

    • *Tüm alanları doldurunuz

DİĞER DOSYA YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar