Taliban Terörü “Tabutların En Ağırları, En Küçük Bedenleri Taşıyanlardır.”

Bilal Amjad, 16 Aralık’ta Pakistan’daki okulda gerçekleşen katliamdan canını kıl payı kurtardı. Bunu, hayatının en hızlı koşusuna borçluydu. Bilal, saldırıdan kurtulmuş olmasına karşın, arkadaşlarından 136, okul görevlilerinden ise 11 kişi yaşamını yitirdi.

Delawar Jan 25 Şubat 2015

Yedi Taliban teröristi, Pakistan’ın Peşaver kentindeki Kara Kuvvetleri Devlet Okulu’na saldırmış; ellerinde yalnızca kalemleri ve kitapları olan öğrencileri kurşun yağmuruna tutmuştu. Yaklaşık dokuz saat süren saldırıda öldürebildikleri kadar öğrenciyi öldürdüler. Pakistan’ın önde gelen gazetelerinden birinin attığı şu başlık, saldırganların liderleri ile yaptıkları konuşmadan bir kesiti ortaya koyuyordu: “Tüm çocukları öldürdük, şimdi ne yapalım?”

“Önümdeki bir öğrenci sırtından vuruldu; biri ise kolundan yaralandı.” diyen Amjad boğazındaki hıçkırıklara engel olamıyordu: Saldırı esnasında ilk yardım öğretmeninin yere çömelmiş olduğunu ve kırmızı bereli silahsız bir askerin ise kafasını iki eliyle tutmakta olduğunu gördü. Asker, saldırganların ikisini beş saniyeliğine gözetledikten sonra, Amjad’a “Koş!” diye bağırmıştı. “İki öğrencinin üzerinden atladım ve koştum. Canımı kurtaran hayatımın bu en hızlı koşusu oldu.” diyen Amjad, kurtulduktan sonra yirmi kadar öğrenciyi toplayıp ana çıkışa götürmüştü. Can pazarından kaçmayı başarabilmiş bu öğrenciler, askerleri katliamdan haberdar etmişlerdi.

Amjad, 8., 9. ve 10. sınıfların ilkyardım dersi için toplandıklarını, saldırıda ilk hedeflerin de konferans salonundaki bu öğrenciler olduğunu anlatıyor. Saldırıdan canlı kurtulanların anlattıklarına göre öğrenci ve öğretmenler saldırıyı önce anlamamış, bunu ordu tarafından yönetilen okulda sık sık yapılan tatbikatlardan biri sanmışlardı. Saldırının ilk anlarında gelen gürültünün tatbikatın bir parçası olarak ateşlenen havai fişekler olduğunu düşünmüşlerdi. Olayın şahitlerinin ifadelerine göre, saldırganlar yan kapıları kullanarak konferans salonuna dalmışlar; öğrenciler ise saldırganlardan korunmak ve saklanmak için kendilerini yere atmışlardı. Militanların ilk girdikleri yerde, sondan ikinci koltuk sırasında oturan 9. sınıf öğrencisi Murtaza Ali olayı şöyle anlatıyor: “Teröristler silahlarını doldurdu, onları yere doğru tutarak öğrencilerin üzerine mermileri boşalttılar. Ben bir sıranın altındaydım ve o sırada bedenimin hangi kısmını korumam gerektiğini düşünüyordum.”

Saldırı esnasında teröristler kurşun yağmuruna başladıklarında diğer bir öğrenci olan Ahmad Shah ise abisine bağırıyordu: “Başını indir!” Abisi başını eğmeye vakit bulamamış, son isteği Machiavelli’nin Prens’i olan Sher Shah, biri kafasına diğeri göğsüne olmak üzere iki kurşunun hedefi olmuştu. Kardeşi Ahmad Shah ise katliamdan kıl payı kurtulmuştu. Ahmad Shah şöyle devam ediyor: “Havada uçuşan kurşunlardan biri yanımda yere kapaklanmış olan bir arkadaşımın başına saplandı; kafasından fışkıran kan doğruca yüzüme boşaldı. ”

Ali ve yaralanmış arkadaşları, konferans salonundan kaçtıkları anda bir derslikte saklanmışlardı. Kapıları kilitlemişler, öğretmenleri ise sıraların altına girip sessizce beklemelerini söylemişti. “Bazı öğrenciler kolları, çeneleri ve birçok yerlerinden yaralanmış olmalarına rağmen hepsi yaklaşık bir saat boyunca sessizce beklediler. Kurşunların parçaladığı yaralar ile ses çıkarmamak mümkün mü?” diye anlatan Ali gözlerine dolan yaşları silerken şunları ekliyor: “Çocuklar korkudan donakalmıştı ve tek istedikleri şey evlerine dönmekti. ”

Teröristler saldırıdan sonra hâlâ hareket eden ve nefes alanları bulup üzerlerine kurşunları boşaltıyorlardı. Kan gölüne dönen konferans salonundaki herşeyi kalbura çevirmiş olan kurşun delikleri felaketin sessiz şahitleri olmuştu.

Konferans salonundan çıkan saldırganlar üst kata yöneldiler. Kış güneşinin altında mutlu bir şekilde sohbet eden çocukların üzerine kurşunlarını boşalttılar; çocuklardan birçoğu ölmüştü.

En vahşi katliama uğrayan ise 1. sınıfa başlaması için okula getirilmiş olan 6 yaşındaki Khaula Altaf oldu. Yaralı öğrencilerden olan Amir küçük kızı duvarın arkasına çekti; ancak küçük kız korkuya kapılıp çığlık attı. Amir ve öğretmeni Muhammed İdrees’in anlattığına göre o sırada ayrılmakta olan saldırganlar geri döndü. Teröristlerden biri Khaula’nın gözüne silahı doğrultup silahı ateşledi.

Aynı katta 18 yaşındaki öğrenciler ise sınavdaydılar. Teröristler, o gün sınavda gözetmenlik yapan İdrees’in anlattığına göre 15 öğrenciyi öldürdüler. Ölmekten kurtulan üç şanslı öğrenciden biri de Hassaan Buryialay idi. Hassaan’ın babası Suhail Rahman olayı şöyle anlatıyor: “Oğlum sesi titreyerek beni aradı ve teröristlerin okulu bastığını söyledi. Telefonda silah seslerini duydum ve konuşma yarıda kesildi.” Suhail oğlunu aramış ve onu hıçkırarak ağlarken bulmuştu. Hassan fısıldayarak, “Baba Allah aşkına beni arama, teröristler bizi avlıyor, lütfen arama!” demişti. Hassan sonrasında sağ salim kurtulmuş, ancak Suhail’in diğer oğlu Azaan öldürülmüştü.

Muhammad Haroon Khan ise her iki oğlu da saldırıdan zarar görmeden kurtulmuş olsa da acıyı derinden hissediyordu. “Olayın bu seviyede bir katliam olduğunu o an bilseydim, şu an kesinlikle ölü olurdum.” Khan saldırının ardından korkudan donmuş hâlde bulunan bir 6. sınıf öğrencisini eve getirmişti. Evleri okula çok yakın olan çocuk, Haroon’a, “Amca, sizin ev okuldan uzakta, değil mi?” diye sormuş, “Amca tüm kapıları kapat, arkamızdan gelecekler, beni bulacaklar.” demişti.

Olayın meydana geldiği yerde sahne öylesine korkunçtu ki saldırıyı haber yapan gazeteciler gözyaşlarına boğuluyordu. Ambulanslara âdeta küçük tepeler hâlinde küçücük cesetler dolduruluyordu.
Yaralıları tedavi etmekte olan doktorlar ve hemşireler gözyaşlarını tutamayıp hıçkırıyorlardı. Bu trajedi, sık sık böyle ölümcül saldırılara sahne olan Pakistan’ı derinden sarstı. Zira buradaki insanların da dediği gibi: “Tabutların en ağırları, en küçük bedenleri taşıyanlardır.”

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar