İsviçre'de Tepki Çeken Yasa “Durchsetzungsinitiative” SVP’yi Durdurur Mu?

İsviçre’de suç işleyen yabancıları kayıtsız şartsız sınır dışı etme talebinin oylamaya sunulduğu “Durchsetzungsinitiative” vicdanlı insanların ayaklanması ile şubat ayında reddedildi. Bu gelişmenin sağ popülist SVP’yi durdurup durduramayacağını zaman gösterecek.

Önder Güneş 1 Nisan 2016

28 Şubat 2016 tarihinde St. Gotthard‘ta ikinci bir tünelin açılması, gıda maddeleri ile borsada spekülasyonların yasaklanması gibi isteklerin yanında yabancıları çok yakından ilgilendiren bir halk oylaması gerçekleşti. Kanunlaştırılması istenen yasa İsviçre’de bulunan tüm yabancıların ağır suç veya iki defa hafif suç işlediklerinde sorgusuz sualsiz sınır dışı edilmelerini öngörüyordu. Tansiyonu yüksek bir süreçten sonra tasarı yüzde 59 hayır oyuyla reddedildi. Bu oran tasarının hem destekçileri hem de karşıtları için sürpriz oldu. Sağ parti SVP tasarıyı kamuoyuyla paylaştığında kendinden emindi ve İsviçre’nin kurtarıcısı gibi hareket ediyordu. Parti yetkilileri Federal Meclis’in 2010’da ilk defa oylanan ancak bu kadar katı olmayan sınır dışı kanununu yetersiz uyguladığını savunuyor ve “sorunu” kökünden halletmek istiyordu. İlk aylardaki anketler SVP’nin oylamadan büyük bir zafer ile çıkacağını gösteriyordu. “Mülteci kaosu” diye bir tabir üreten SVP Avrupa’daki mülteci dramını ve gelenlerin çoğunlukla Müslüman olmalarını korkuya çevirerek oylarını artırmaya çalışıyordu.

Süreç ilerledikçe normalde halk oylamalarını uzaktan izleyen ve bugüne kadar yorum yapmayan aydınlar meseleye müdahil oldu. Hukuk profesörleri manifestolar hazırlayıp insanlara örnek oldular. Çıkış noktaları hukuki açıdan oldukça basitti: Tasarı kabul edilirse İsviçre’de yaşayan insanların dörtte biri hukuk karşısında ikinci sınıf vatandaş muamelesi görecek ve yabancılar suç işledikleri zaman kendilerini mahkemede savunamayacaklardı. Ailelerinin burada yaşaması dikkate alınmayacak ve sınır dışı edileceklerdi.

SVP içinde ilk ciddi çatlak Ueli Vogt isimli hukuk profesörünün çıkışı ile oldu. Ona göre bu yasa vatanını sadece tatillerden tanıyan “secondo”lar için geçerli olamazdı. Secondo tabiri İsviçre’de doğup tüm hayatını burada geçiren, ancak İsviçre pasaportuna sahip olmayan insanlar için kullanılıyor. Parti yönetimi bu beyanatı anında o kişinin şahsi görüşü olarak nitelendirdi ve yeni yasanın elbette Secondolar için de geçerli olacağını vurguladı.

SVP aslında hiç öngörmediği bir kitleyi, gençleri de karşısına aldı. Siyaseti önemsemeyen gençler bir anda bu yasadan kendi yakın arkadaşlarının da etkileneceğini fark ettiler. Operation Libero ismi ile ün yapan bir üniversiteli gençler grubu gençlere öncü oldu. Birçok konferansa katılıp SVP’nin usta polemiği karşısında asıl suçun böyle bir yasayı hazırlamak olduğunu dile getirdiler.

Zaman ilerledikçe tabandan güç alan bir hareket oluştu. Başı çeken bir komite veya SVP’de olduğu gibi bir fikir babası yoktu. Almanya’da farklı bir manada kullanılan “edepli insanların ayaklanması” sloganı etrafında buluşanlar özellikle sanal âlemde bu yasayı protesto ettiler. Operation Libero üyeleri seçimden sonra başarı reçetesinin geceler boyunca bıkmadan usanmadan tüm kör polemiklere karşı edeplerini bozmadan cevap vermek olduğunu anlattılar.

İşin komik tarafı SVP yetkililerinin belli bir noktadan sonra insanların toplu hâlde üstlerine gelmelerinden veya abartılı örnekler kullanılmasından şikâyetçi olmalarıydı. “Komşu bahçeden armut çalanlar sınır dışı edilecek” gibi çok basit örneklerle yasayla mücadele etmenin etik olmadığını savundular. Ancak unuttukları kendilerinin de bundan önce birçok oylamada mübalağanın oylamanın doğal bir parçası olduğunu savunmalarıydı. SVP İsviçre’ye Avrupa’dan toplu göçü engelleyen halk oylamasını “Kosovalılar İsviçrelilerin boğazını kesiyor.” sloganları ile kazanmıştı.

Tüm halkın karşılarında birleştiğinden şikâyetçi olan SVP yetkilileri bugüne kadar gündemi ve sloganları kendileri belirliyordu. Karşı propagandanın merkezî bir yerden değil toplumun birçok farklı kesiminden gelmesi onları şaşırttı.

Burada unutulmaması gereken bir detay var: “Tasarı sadece mültecileri, Kosovalıları, Bosnalıları ve Türkleri kapsayacak” diye bir ayırım yapılsaydı sonuç belki de bu kadar net olmayacaktı. Son aylarda İsviçre pasaportu için müracaat eden İtalyanların ve İspanyolların sayısı çift rakamlı oranlar ile arttı. Bu da arkadaş çevrelerinde ses getirdi. İsviçreliler beraber eğlendikleri ve marketten şarap hırsızlığı yaptıkları arkadaşlarının sınır dışı edilme ihtimalini gördüler. Ağır suç işleyen yabancılara tahammül olmamasına rağmen, insanlar kendilerinin de düşebildikleri durumlardan dolayı arkadaşlarının sınır dışı edilmesini istemedi.

Oylama sonucunun ileriye yönelik sağ partinin yükselişini durdurması beklenemez. İsviçre halkı tasarıyı yabancılara karşı duyduğu sempatiden dolayı reddetmedi, asıl mesele prosedürün hukuka aykırı olmasıydı. İsviçre halkı “Bu kadar da olmaz!” derken sağ partiler de bu süreçten ders çıkardı. Kendilerini toparladıktan sonra bir dahaki oylamalarda kendi tabanlarındaki gençleri de sanal âleme dâhil ederek fikirlerini sürdürecekleri açık.

İşin aslına bakılırsa Avrupa’daki ekonomik kriz ve mülteci akımı devam ettikçe hoşgörü beklemek hayal. Sorun iki farklı siyasi görüş değil sadece. Aşırı sağ propagandayı benimseyenler Avrupa’nın gerçekten İslamlaşmanın eşiğinde olduğuna, medyanın asıl gerçeği hükûmet baskısı ile sansürlediğine ve yakında bir devrim olacağına inanıyorlar. Hayatı boyunca dürüstçe çalışıp bir ev ve bir araba alan orta sınıf zar zor elde ettiği bu kazanımı kaybedeceğine inanmaya devam ettikçe bu durum değişmeyecek. Dolayısıyla sağ partilerin orta sınıfı ikna etmek için yeni bir alt tabaka ve ikinci sınıf insan üretmesi gerekiyor. Orta sınıf ise vicdanın sesi ile korkular arasında gidip geliyor. Bu esnada basit çözümler getiren popülist haykırışlar onları rahatlıyor.

Müslümanlar açısından alınan ders açık: Siyasi katılımı güçlendirmek, dik durarak sabırla cevap vermek, Avrupa’nın kendi iddiası olan değerlere dikkat çekmek ve İsviçre pasaportuna sahip tüm soydaşlarımızı sürekli bilgilendirmek.

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar