Müslümanlar Almanya’da Ev Bulmakta Zorlanıyor
Almanya’da yapılan yeni bir araştırma, Müslümanların konut piyasasında yaşadığı zorlukları ortaya koyuyor. Her 3 Müslüman'dan biri Almanya'da ev bulmak konusunda sorun yaşıyor.
Almanya’da yapılan yeni bir araştırma, siyahiler ve Müslümanlar gibi ırk veya etnik kökenleri nedeniyle damgalanan kişilerin konut piyasasında ciddi eşitsizliklerle karşılaştığını ortaya koydu. Alman Entegrasyon ve Göç Araştırmaları Merkezi’nin (DeZIM) Ulusal Ayrımcılık ve Irkçılık Monitörü (NaDiRa) tarafından hazırlanan ve 9 bin 512 kişiyle yapılan anket ile saha deneylerinden elde edilen veriler, Almanya’da konut arayışının birçok boyutunda ayrımcılık yaşandığını gösteriyor.
Araştırmaya göre, siyahiler ve Müslümanlar, ev kiralarken veya satın alırken ev sahipleri tarafından daha az ev görme randevusuna davet ediliyor. Müslüman katılımcıların yüzde 35’i, siyahilerin yüzde 39’u, ırk veya etnik kökenlerinden dolayı ev görme randevusuna çağrılmadığını bildirirken, ırk temelli damgalanmamış kişilerde bu oran yalnızca yüzde 11. Saha deneylerinde de benzer bir tablo ortaya çıkmış durumda. Almanca isimlerle yapılan başvuruların yüzde 22’si ev görme randevularına davet alırken, Orta Doğu ve Kuzey Afrika Bölgesinden (MENAT) gelen isimlerle yapılan başvuruların yalnızca yüzde 16’sı davet aldı.
Yaşam Alanları Küçük ve Kira Sözleşmeleri Güvencesiz
Araştırma, ayrımcılığın yalnızca konuta erişimle sınırlı kalmadığını, yaşam alanı koşulları ve konut kalitesinde de eşitsizliklere neden olduğunu ortaya koyuyor. Irk temelli ayrımcılığa uğrayan kişiler, Almanya’da ortalama olarak 47 m²’lik bir alanda 1,3 odada yaşarken, diğer kişiler 69 m² ve 1,9 odada yaşam alanına sahip.
Irk temelli ayrımcılığa uğrayan kişilerin kiralık konutlarda güvencesiz kontratlarla yaşama olasılığı da daha yüksek. Süreli sözleşmeler, kira endeksleri ve kademeli kira artışları gibi riskli kontrat türleri, planlama ve mali güvenliği azaltıyor. Örneğin, süreli sözleşmeler siyahiler ve Müslümanlar arasında yüzde 12 iken, diğer kişilerde yüzde 3. Endeksli kiralar ve kademeli artışlar da benzer şekilde daha yaygın.
Almanya’da Yüksek Konut Maliyetleri
Araştırma, ırk temelli etiketlenen kişilerin konut maliyetlerinden dolayı aynı zamanda daha fazla finansal baskı altında olduğunu da gösteriyor. Bu kişilerin yüzde 37’si gelirlerinin yüzde 40’ından fazlasını kira ve konut masraflarına harcıyor. Karşılaştırıldığında, ırk temelli ayrımcılığa uğrayan kişilerde bu oran yüzde 30. Sonuç olarak, konut yoksulluğu riski siyahiler ve Müslümanlar arasında yüzde 36 iken, diğer kişilerde yüzde 19 olarak tespit edildi.
Araştırmaya katılan siyahiler ve Müslümanlar, Almanya’da kusurlu konutlara ve dolayısıyla çevresel sorunlara daha fazla maruz kalıyor. Örneğin, yaşadıkları evlerdeki yetersiz ısı yalıtımı nedeniyle soğuktan etkilenen Müslüman katılımcıların oranı yüzde 27 iken diğer kişilerde bu oran yüzde 11. Aynı şekilde küf sorunları da sırasıyla yüzde 20 ve yüzde 5. Ayrıca, bu gruplar hava kirliliği gibi çevresel risklere de daha sık maruz kalıyor.
Siyahilerin yalnızca yüzde 11’i, Müslümanların ise yüzde 24’ü yaşadıkları konutun sahibi. Diğer kişilerde bu oran yüzde 57. Almanya’da bu gruplar açısından mülkiyet sahibi olamamak, ekonomik güvenlik ve servet birikimi açısından da ciddi bir dezavantaj yaratıyor.
Müslümanlar Komşularından Ayrımcılık Görüyor
Araştırma, siyahiler ve Müslümanların komşuluk ilişkilerinde de ayrımcılık yaşadığını ortaya koyuyor. Siyahilerin yüzde 23’ü, Müslümanların yüzde 18’i komşuluk ortamında olumsuz muamele veya aşağılayıcı davranışlara maruz kaldığını belirtiyor. Öte yandan, kadınlar, tüm gruplar arasında gece saatlerinde yaşadıkları evlerde kendilerini daha güvensiz hissediyor. Almanya’daki kadınlar oturdukları konutlarda erkeklere kıyasla yaklaşık 10 puan daha düşük güvenlik algısına sahipler.
Almanya’da ırk temelli damgalanan gruplar, konutlarından daha az memnun. Özellikle Müslümanların yalnızca yüzde 68’i konutundan memnunken, diğerlerinde bu oran yüzde 80. Memnuniyetsizlik, psikolojik stresle de yakından ilişkili. Yaşadıkları konuttan memnun olmayan bireylerin yüzde 32’si orta veya yüksek düzeyde stres belirtilerine sahipken, evlerinden memnun olanlarda bu oran yüzde 11.
DeZIM Enstitüsü’nden Dr. Noa K. Ha, “Konut, Almanya’da eşit toplumsal katılımın belirleyici alanı. Bulgular, özellikle konut arzının kısıtlı olduğu dönemlerde politika ve toplumun harekete geçmesini zorunlu kılıyor.” dedi. NaDiRa Müdürü Dr. Cihan Sinanoğlu ise, “Veriler, konut piyasasında hem toplu hem de gruplar arası eşitsizliklerin sürdüğünü gösteriyor. Bu durum, ekonomik koşullar ve ırk temelli damgalamanın birleşiminden kaynaklanıyor. Politika, dezavantajlı grupları hedef alacak önlemler geliştirmeli” ifadelerini kullandı.
Araştırma, Almanya’da konut piyasasında eşitlik sağlanması, dezavantajlı grupların konut erişiminin güvence altına alınması ve ayrımcılıkla mücadele edilmesi gerektiğini de ortaya koyuyor.
Araştırma, Müslümanların Şikâyetlerini Doğruluyor“
İslam Toplumu Millî Görüş (IGMG) Genel Sekreteri Ali Mete, Alman Entegrasyon ve Göç Araştırmaları Merkezi tarafından yapılan araştırma sebebiyle bir açıklama yaptı. Müslümanların konut piyasasında ciddi şekilde dezavantajlı durumda olduğunu ve bu konuda siyasetin önlem alınmasını talep ettiklerini belirten Mete sözlerini şöyle sürdürdü: “Almanya’da kişinin ismi, kökeni veya Müslümanlığına dair görünür bir işaret taşıması ev bulma şansını belirleyici şekilde etkiliyor. Müslümanlar, diğer başvuru sahipleri ile aynı kredi notuna sahip olsalar bile ev görmeye nadiren davet ediliyor, nadiren geri dönüş alıyor ve daha pahalı, daha küçük ve daha sorunlu bölgelerde yaşıyorlar.”
Rapora göre aynı yaşta, aynı eğitim düzeyinde ve aynı mali durumda olan iki kadının aynı daireye başvurduğunu söyleyen Mete, bu kişiler arasındaki tek farkın, birinin Müslüman olması, diğerinin ise etnik aidiyetine dair ayırıcı bir işaret bulunmaması olduğunu söyledi. Mete ayrıca, yüksek gelirlerine rağmen, Müslüman kadının evi görmeye davet edilmeme olasılığının yüzde 27, diğer kadınınkinin ise sadece yüzde 8 olduğuna işaret etti.
“Bu örnek, meselenin üzücü tekil vakalarla sınırlı kalmayıp, tüm konut piyasası bağlamında yaygın bir yapısal sorun olduğunu gösteriyor.” diyen Mete sözlerine şöyle devam etti: “İslam geleneğinde barınma hakkı, adaletle birbirine sıkı sıkıya bağlantılıdır. İnsanın güven içerisinde yaşadığı evi, Allah’ın bahşettiği haysiyetin bir parçası olarak kabul edilir.” dedi.
Mete, Genel Eşit Muamele Yasası’nın, mağdurların haklarını fiilen uygulayabilecekleri şekilde gelişmesi gerektiğini belirterek şöyle dedi: “İnsanlar sadece isimleri veya dinî aidiyetleri nedeniyle yapısal olarak dezavantajlı duruma düşürülürse, sadece bireyler güvenlerini kaybetmekle kalmaz, demokrasi de inandırıcılığını yitirir.”