Dosya: "Cami Saldırıları" Bir Saldırganı Anlamak

Cami Saldırıları

Bir camiye gamalı haç çizerek boyalı saldırı yapan iki genç cami saldırılarının arkasındaki saldırganların motivasyonları ya da profilleri hakkında da önemli ipuçları veriyor. Bu gençleri –yaptıklarının asla mazur görülecek bir yanı olmadığını bilmek kaydıyla- anlayabilmek cami saldırılarını önleyebilmek için atılacak ilk adımlardan biri.

Bekir Altaş 1 Nisan 2016

Bir saldırganı anlamak… Eylül ayında Baden-Württemberg eyaletindeki bir caminin camlarına ve duvarlarına gamalı haç çizen iki erişkin gençle buluşmaya tam da bu amaçla gittim. Niyetim asla kabul edilemeyecek bir şey yapan bu gençlerin kafalarındaki sigortanın neden attığını anlayabilmekti. Çünkü ancak onları anlayabildiğimiz oranda onlara yardım edebiliriz.

Saldırganları “anlamak” asla saldırıyı kabul etmek ya da mazur görmek anlamına gelmiyor. Şiddeti gerçekçi bir şekilde analiz etmek ve gerginliklerin muhtemel nedenlerini ortaya çıkarmak için gösterilen her türlü çaba değerli.

Özür dilemek için gelen gençlerle oturduğumuzda karşımda gayet sıradan, terbiyeli iki genç buldum. Burada doğmuş, burada sosyalleşmişlerdi ve düzenli bir hayatları vardı. Yaptıklarını asla meşrulaştırmasa da saldırganlar kendilerinin de mağdur oldukları olayları anlattılar.

Biz bu yazıda saldırıyı gerçekleştiren gençlerden birine T., diğerine ise P. diyelim. P. olaydan birkaç hafta önce hamile kız arkadaşıyla doktordan çıktıklarında 4 Türk gencinin kendilerine sataştığını söylüyor. Onların Türk olduklarını nereden anladığı sorulduğunda ise “lan”, “oğlum” gibi kelimeler kullandıklarını ekliyor. Bu sarhoş gençler daha önce de kız arkadaşına “asılmışlar.”

Olay gecesi P. ile T., P’nin evinde içki içiyor, ardından gece yarısı sigara almak için dışarı çıkıyorlar. Tren istasyonundaki otomattan sigara alırken otomatın karşısında sürekli takılan gençler onlardan sigara istiyor. Sigara vermeyince itiş kakış başlıyor. Türk gençlerden biri P.’nin sırtına tükürüyor ve hakaret ediyor. P. kendisine hakaret edilmesine oldukça sinirlendiğini söylerken şehrin merkezindeki kadınların artık rahatça dışarı çıkamadığından, Türk ve Arnavut gençlerin geceleri buralarda aşırı içtiklerinden bahsediyor. Sataşmalardan sonra P. eve gidiyor, fırça ve boyayı alıyor ve camiye giderek gamalı haç çiziyor.

P.’ye içki içen ve kadınları taciz eden gençlerin büyük ihtimalle herhangi bir camiyle bağlarının olmadığını, eğer bir camiyle ilişkileri olsaydı böyle davranmayacaklarını anlatıp neden yaşadıklarının ardından camiye boyalı saldırıda bulunduğunu soruyorum. O gece yaptığının kesinlikle özrü olmadığını belirterek “kendisine sataşan gençler, Türkler ve cami” arasındaki bağlantının otomatik olarak kurulduğunu söylüyor: “Bizim çevremizdeki Türkler içki içiyorlar. O nedenle içki içmenin Müslümanlar için normal bir şey olduğunu düşündüm.”

Almanya’da okula gitmiş bir gence gamalı haçın ne demek olduğunu anlatmanıza gerek yoktur, çünkü Almanya’nın antisemitizm konusundaki dehşetli tarihi buradaki herkese gamalı haçın ne anlam ifade ettiğini söyler. Peki bunu bilmelerine rağmen gençler neden “gamalı haç” çizmişti? P. bu sorunun cevabını bilmediğini söylüyor. Cemiyetteki Müslümanlara korku mu salmak istiyorlardı? Söylediklerine göre ne kimseyi korkutmak ne de bir mesaj vermek istiyor, sadece kendilerinden sigara isterken onlara sataşan gençlerden intikam almak istiyorlardı. Bu arada P., neden gamalı haç kullandıklarını kendilerine bile açıklayamadıklarını söylüyor.

P.’ye ülkedeki Müslüman nüfusa dair olumsuz haberlerden etkilenip etkilenmediğini soruyorum, “Yaptığımız sadece yaşadığımız kötü olaylarla cami arasında bir bağ kurmamızın sonucuydu.” diye cevap veriyor ve “Kötü bir gündü. Başka bir şey değil. Bölgedeki aşırı sağcılarla iletişimimiz ya da yakınlığımız yok. Aşırı sağ düşüncelerimiz de yok.” diye ekliyor. T. ise konu mültecilere geldiğinde mültecilerin buraya gelebileceğini, ama suç işlediklerinde gitmeleri gerektiğini söylüyor. P.’nin görüşü ise “Savaş varsa gelebilirler.” şeklinde. Belki aşırı sağ düşüncelere sahip olmadıklarını kanıtlamak adına mültecilere yardım bile edebileceklerinden bahsediyor, sonra da mutabık bir şekilde ekliyorlar: “Aşırı sağla ilgisi yok. Alkol olmasaydı bu saldırı da olmazdı. Çok sarhoştuk.”

Sabah ayıldıklarında yani iş işten geçtiğinde yaptıklarının farkına vardıklarını, fakat o sırada saldırının herkesçe duyulduğunu söylüyor. Fakat anlattıkları “Neden gamalı haç?” sorusuna hâlâ bir yanıt vermiyor. Sadece boya sürerek camiye zarar verebileceklerken neden belirli bir simge ve neden gamalı haç? Gamalı haç gaz odalarına kadar uzanan bir gaddarlığın en kristalleşmiş göstergesi, Müslümanlara yönelik kullanıldığında da farklı bir mesajı ihtiva etmiyor elbette: Tehdit, dışlama, acı ve ölüm. P. rolleri değiştirdiğinde böyle bir şeyle karşılaştığında kendisinin de korku duyacağını söylüyor.

Bu noktada cemiyetin bulunduğu şehirdeki yerel halkın ve siyasilerin hassasiyetini ve duyarlı davranışlarını takdir etmekte fayda var. Bu olayların önünü kesebilmek adına saldırganları tanımak ve onları anlamak ne derece önemliyse yerel halkın gösterdiği duruş da bir o kadar önemli. Olaydan sonra caminin önünde bir sürü insan toplanıp dayanışma gösterdiğinde ikisi de oraya gitmek, özür dilemek istemişler. Fakat cesaret edememişler. Zaten olaydan 2 hafta sonra da yakalanmışlar. Polisler T.’nin evini aramış. Telefonuna cami saldırısında kullanılan boyadan sürüldüğü ortaya çıkınca aradıkları kanıtı bulmuşlar. T. evdeyken, P. ise işteyken aynı anda sorguya çekilmiş.

Mahkemede ana sanık olan P. daha önce gençlik kavgalarına karışıp şartlı tahliye aldığı için 3 ay tecilli hapis cezası, saldırı esnasında orada olan T. ise 3000 Euro para cezasına çarptırıldı. Mahkemenin verdiği ceza örnek oluşturması bakımından önemli. En azından insanların ibadethanelere zarar verip hayatlarına normal bir şekilde devam edemeyeceklerini göstermesi bakımından toplumsal bir mesaj niteliği taşıyor.

Daha önce depresyon tedavisi gören P. konuşmamız esnasında yakında baba olacağını ekliyor. Saldırıdan sonra bisikleti çalınıp arabası çizilince şehirden taşınmış. Bu sıradan genci bir mabede zarar vermeye iten şeyi anlamaya, bütün konuşmaların ardından biraz olsun empati göstermeye çalışıyorum: Gecenin bir yarısı ıssız bir caddede genç ve egzotik görünümlü bir grup gencin bana anlamadığım bir dilde bir şeyler söylediğini düşünüyorum. Böyle bir durumda ahlaki prensipler ya da kibarlık mı, yoksa bilinç altı mı devreye girer? Ailesinden, arkadaşlarından, medyadan ve siyasetçilerden “yabancı”ların daima ne kadar tehlikeli olduğunu duyan bir genç düşünelim. Siyasiler ve gazetecilerin “tehlikeli yabancı”ya karşı kamusal histeri duyulması konusunda ne kadar sorumlu olabildiklerini düşünelim. Belki gece yarısı o “tehlikeli yabancılar”la gergin bir karşılaşmanın neden duygusal açıdan aşırı tepkilere yol açtığını anlayabiliriz. Belki de bu saldırının ardından asıl suçlamamız gereken bu sıradan gencin bilinçaltını en savunmasız zamanda ırkçı bir Naziye dönüştürme potansiyeline sahip olan siyasetçiler ve medyadır. Belki de asıl suçlu bu gençler ve alkol değil, mültecilerle ilgili sertleşen söylemler, Müslümanlara yönelik senelerdir kullanılan ötekileştirici dil ve her ikisinden de vazgeçme erdemini göstermek yerine üslubunu daha da sertleştiren aktörlerdir.

ETİKETLER:

    0 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz!
    Perspektif açık bir tartışmayı teşvik eder. Fakat bununla birlikte ırkçılık ya da farklı gruplara yönelik aşağılama içeren her türlü yorum editörün süzgecine takılacaktır.

    • *Tüm alanları doldurunuz

DİĞER DOSYA YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar