Dosya: "Cami Saldırıları" Cami Saldırılarında Buzdağının Görünen Kısmı

Cami Saldırıları

Hollanda’daki cami saldırıları alarm veriyor. Araştırmacılar tarafından kayıt altına alınan saldırılar 2014’ten beri giderek artarken basına yansıyanlar buzdağının sadece görünür kısmı.

Ineke van der Valk 1 Nisan 2016

Avrupa’da uzun süredir gerçekleşen cami saldırıları fazla araştırılmıyor ve kayıtlara da geçirilmiyor. Bu durum birkaç senedir İslamofobi izleme projelerinin de gündeminde. Hollanda’da ise 2005 ile 2010 yılları arasındaki sürede camilere yönelik ayrımcı saldırıların sayısı yıllık 11 ila 25 arasında değişim gösteriyor. Özellikle film yapımcısı Van Gogh cinayetinin olduğu 2005 yılı ile 2007 ve 2008 yıllarında camilere yönelik ayrımcı saldırıların sayısı hayli yüksekti. Sonrasında ise rapor edilen eylemlerin sayısı azaldı. Bu sayılardaki azalma eğilimi 2011 ile 2012’de devam etse de bu durum 2013 ile 2014 yılları arasında değişti. 2013 ve 2014’ü toplam olarak aldığımızda 39 camide 55 adet ayrımcı saldırı meydana geldi.

Bu rakamlar camilere karşı yapılan saldırılarda artış olduğunu gösteriyor. Olayların birbirini izlemesinde kısır bir döngü de mevcut. Yani saldırı faaliyetleri çoğunlukla siyasi ve toplumsal sorunlara paralel olarak cereyan ediyor. Benzer bir durum 1992’deki Körfez Savaşı ile ilgili olarak da gözlemleniyordu. Aynı şekilde 2001’de 11 Eylül saldırıları ve 2004’te Van Gogh cinayetinin ardından da cami saldırılarının arttığı görülmüştü. Günümüzde ise IŞİD’in yükselişi, köktendincilerin gerçekleştirdiği terörizm, Orta Doğu’daki savaş ve mülteci krizi ile bağlantılı eylemler gözlemleniyor. Bununla birlikte Müslümanlar ve İslam’la alakalı düşüncelerin sertleşmesi meydana gelen saldırgan ve ayrımcı olayların sayısı üzerinde etkili oluyor. Bütün bunların yanında camilere yönelik ayrımcı amaçlar güden faaliyet ve saldırılar buzdağının yalnızca görünen kısmını teşkil ediyor.

Hollanda başta olmak üzere diğer Avrupa ülkelerinde de eski binaların satın alınarak yeni camilerin kurulmasına dair planlar hem çevrede yaşayanlar hem de başka şehirlerdeki insanlar tarafından giderek artan bir şekilde protesto ve dirençle karşılaşıyor. Yalnız karşılaşılan tek engel aynı muhitteki insanların tepkisi değil. Cami dernekleri ve yönetim kurulları inşaat projelerini bürokratik prosedürlerden geçirirken de pek çok engelle yüzleşmek zorunda. Yerel direniş ve protestolar yüzünden memurlar ve yerel otoriteler cami projelerini değerlendirirken aşırı titizlik gösteriyor. İl ya da İlçe Meclis üyeleri baskı altında kalıyor, hatta kimi zaman yeni cami planlarına ya da bu camilerin finanse edilmesine karşı ret oyu kullanmaları için isimsiz tehdit mektupları alıyorlar. Bazı siyasi aktörler, özellikle de Geert Wilders’in başkanlığını yaptığı Özgürlük Partisi (PVV) insanları kendi siyasi programları kapsamında belirledikleri İslam karşıtı amaçlarına göre harekete geçirebilmek için yerel halkın kaygılarından faydalanıyor. Nitekim PVV de Pegida, Identitair Verzet (Avrupalı Identitarian Hareketi) ve Voorpost (Belçika’da 1976’da kurulmuş olan aşırı sağcı, etnik milliyetçi ve İslam karşıtı grup) gibi diğer aşırı sağcı grupların desteğini alıyor.

Bu açıdan değerlendirildiğinde yeni ibadet yerleri inşa etme girişimlerinin camilerin daha kolay ve daha sık hedef hâline gelmesini tetiklediği ortaya çıkıyor. Her ne kadar ikisi arasında doğrudan bir sebep sonuç ilişkisi kurmak zor olsa da yeni ibadethane inşaatlarına karşı gösterilen direniş ve bu direnişe PVV’nin, MoskNee web sayfasıyla ve benzeri inisiyatiflerle destek olması camilerin daha kolay hedef hâline gelmesine zemin hazırlıyor. PVV ve ilgili inisiyatiflerin camilere saldırmak isteyenleri bu eylemlerinden vazgeçirmek için çaba sarf etmedikleri açık. Hatta insanların hukukun da ötesine geçmeye teşvik edildiği bile söylenebilir.

Bununla birlikte Hollanda’daki siyasi partiler PVV’nin bu alandaki önerilerini genellikle desteklemiyor. 12 Haziran 2015’te Ulusal Meclis’te gerçekleşen Gouda’ya yeni bir cami inşa edilmesi tartışmasında PVV iki eski milletvekilinin desteğiyle yeni cami inşaatlarının yasaklanması teklifini sundu. Yalnızca PVV tarafından verilen ikinci bir yasa teklifi ise mevcut tüm camilerin kapatılmasını öngörüyordu! Her iki önergeyi de hiçbir parti desteklemedi.

2015 yılbaşı arefesinde İsveç’te üç cami kundaklandı. Sonrasında ise Hollanda’da İsveç örneğini takip etmeleri için insanlara çağrılar yapıldı. “PVV’yi destekle” (Holl. “Steun de PVV”) ve “Mosknee” gibi Facebook sayfaları Hollanda camilerini de ateşe verme çağrıları yayımladı. Her ne kadar bu tarz çağrılar Facebook’ta daha önce de görülmüş olsa da bu kez ulusal medya ile siyasilerden tepki topladı. Ulusal ve uluslararası medya, radyo, televizyon ile yazılı basın, camilere karşı yürütülen ayrımcı saldırganlık üzerine benim de içlerinde bulunduğum araştırmacıların bulgularını yayımladı. Müslüman organizasyonlar suç duyurularında bulundu ve daha fazla destek ve güvenlik önlemlerine ihtiyaç duyduklarını hükûmete mektup yazarak bildirdiler. Hükûmet bu organizasyonlarla yakın iş birliği içinde Müslümanlara karşı yapılan ayrımcılıkların kararlılıkla kayıt altına alınmasını sağlayacaklarını bildirdi.

2015 şubat ayında Identitair Verzet’in Leiden’de inşa edilecek yeni bir camiye karşı yürüttüğü kampanya gazete manşetlerine taşınmıştı bile. Söz konusu cami henüz inşaat aşamasındayken bu radikal sağcı grup tarafından belirli bir süre boyunca işgal edildi. Aynı zamanda, “İslam’ı durdur!” sloganlarıyla pankartlar açıldı. Bununla birlikte kaygılı bir grup yerel halk ile popülist bir parti olan Leefbar Leiden bu durumdan faydalanmaya çalıştı ve camilere karşı sunulan itirazlarda önemli bir rol oynadılar. Özetle aşırı sağcılar ve popülist aktörler hem görünürde hem de perde arkasında birlikte çalıştı ve girişimlerde bulundular. Bu aktörler bir yandan aleni bir şekilde insanların radikalleşme ve aşırıcılık korkularını sömürürken, diğer yandan üstü örtülü bir şekilde halkı Müslümanlara karşı harekete geçirmeye çalışmışlardır. Şubat ayındaki cami inşaatı işgalinin yanı sıra sonbaharda aynı cami iki kez kurşunlandı ve tahrip edildi. Bu esnada bölge halkı kimsenin kendilerinin fikrini almamasından şikâyet ediyordu. Muhitteki sağduyulu insanların görüşleri yankı bulmuyordu. Leiden’de bir polis memurunun bana söylediğine göre yerel halk arasında pek çok kişi camiyi benimsemiş ve herhangi bir itirazda bulunmamıştı.

Leiden’deki olaylara ek olarak 2015 yılında 19 camide 27 olay meydana geldi. Burada dikkat edilmesi gereken husus camilerle ilgili saldırı sayılarının nihai olmayıp, buzdağının yalnızca görünen kısmını teşkil etmesidir. Özellikle vandalizm olayları dikkat çekicidir. Charlie Hebdo’ya yapılan saldırının ardından ilk beş hafta boyunca Vlaardingen ile Schiedam’da camilere boya topları atıldığı, Enschede’de bir caminin boya ve duvar yazılarıyla kirletildiği, Almelo’da iki caminin pencerelerinin kırıldığı rapor edildi. Rotterdam’da ise ölüm tehditleriyle dolu bir nefret mektubu bir camiye gönderilmiş, diğer iki cami boya ve camlarla saldırıya uğramıştır. Lahey’de bir Fas camisine nefret mektupları gönderilmiş ve camilere boya bombalarıyla saldırılmıştır. 17 Ocak’ta Lahey’deki bir başka Fas camisine koku bombasıyla saldırılmıştır. 19 Ocak’ta Rotterdam’da bir Türk camisine elle yazılmış tehdit mektubu gönderilmiştir. Mektupta ülkeyi terk etmedikleri takdirde öldürülecekleri tehdidi yer almakta ve “Bugün hesaplaşma günüdür!” cümlesi bulunmaktadır. Mektupta ayrıca Müslümanlara “hamam böcekleri” yakıştırması yapılmıştır.

2016’ya Bakış

Bu makalenin yazıldığı 2016 yılında, camilere karşı düzenlenen pek çok saldırı gerçekleşmişti bile. 2016’nın yalnızca ilk iki ayında onlarca camiye aynı tehdit broşürleri bırakıldı. Bu broşürlerde gamalı haç üzerindeki bir kartal resmi vardı ve yazılı metinde, “Tüm İslam ibadet merkezlerine çok önemli misafirler geliyor: Domuzlar!” cümlesi bulunuyordu. Göze çarpan nokta ise Rotterdam ile çevresinde şiddeti artmış saldırı eylemleri idi. Lahey’de 3 saldırı meydana gelmişti. Hâlbuki önceki araştırmalar dört büyük kentte (Amsterdam, Utrecht, Rotterdam ve Lahey) daha düşük oranda saldırı eylemleri gerçekleştirildiğini ortaya koyuyordu. Maalesef bu durum artık değişiyor. 28 Şubat’ta 2016 yılında vatandaşların namaz için toplandıkları Enschede’deki bir camiye molotof kokteyli atıldı, saldırgan tutuklandı. Polisin saldırganın evinde yaptığı aramalar sonucu silahlar ve daha birçok saldırganın da işin içinde olduğuna dair kanıtlar ele geçirildi. İlk kez bir savcı bu olayı terörist amaçlarla işlenmiş bir suç olarak kategorize etti. Bu da yetkililerin camilere karşı yürütülen ayrımcı saldırıların din özgürlüğüne, ayrımcılık karşıtı ilkelere ve hukukun egemenliğine yönelik birer tehdit olduğuna nihayet ikna olduklarını açıkça ortaya koyuyor.

ETİKETLER:

    0 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz!
    Perspektif açık bir tartışmayı teşvik eder. Fakat bununla birlikte ırkçılık ya da farklı gruplara yönelik aşağılama içeren her türlü yorum editörün süzgecine takılacaktır.

    • *Tüm alanları doldurunuz

DİĞER DOSYA YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar