Fransa Fransa Seçimleri: Devrim Değil, İsyan

Fransa’daki Cumhurbaşkanlığı Seçimleri’nde aşırı sağcı Ulusal Cephe’den Marine Le Pen ve Emmanuel Macron ilk turu geçti. Sonuçlar Fransa halkının isyan çığlığı olarak yorumlanıyor.

Hassina Mechaï 1 Mayıs 2017

Fransa’da 23 Nisan’daki Cumhurbaşkanlığı Seçimlerinin ilk oylamasının ardından, uluslararası gazeteler “yeni Fransız Devrimi”nden bahsediyor. Efsaneye göre, 1789’da Fransız Kral Louis XVI, halkın hoşnutsuzluğunu ilk duyduğunda saraydaki adamlarına döner ve kaygıyla sorar: “İsyan mı çıktı?” Maiyetinden birisi ona şu cevabı verir: “Hayır ekselansları. Bu isyan değil, devrimdir!”
Peki ilk tur seçim sonuçları ne anlama geliyor?

23 Nisan 2017’de Fransız seçmenler oylarını iki olağandışı aday için kullanmaya karar verdi: Emmanuel Macron ve Marine Le Pen. Adayların aldığı oy oranı yüzde 23,86 ve yüzde 21,43. İlk finalist, François Hollande yönetiminin eski Ekonomi Bakanı Emmanuel Macron. Daha önce hiç seçilmemiş olan 39 yaşındaki siyasetçi ünlü yatırım bankalarında çalıştı. İkinci aday ise Avrupa Parlamentosu milletvekili ve tabii ki Ulusal Cephe Partisi’ni kuran Jean-Marie Le Pen’in kızı.

İlk turu geçen iki aday Beşinci Cumhuriyet’in iki tarihî partisini devreden çıkardı: 1958’den beri en yüksek koltuk sayısını paylaşan Sosyalistler ve Cumhuriyetçiler. François Fillon (Cumhuriyetçiler) yüzde 19,9 oranında oy alarak üçüncü sırada kaldı. Jean-Luc Mélenchon (La France Insoumise Partisi) oyların yalnızca yüzde 19,6’sını alarak, yüzde 6,3’e ulaşan Benoît Hamon’u (hâlâ yönetimde Sosyalist Parti adayı) geride bıraktı.

Fransa 24 Nisan sabahına bölünmüş bir şekilde uyandı. Emmanuel Macron, oyların çoğunu büyük ve orta ölçekli şehirlerde, nüfusun en eğitimli ve vasıflı kesiminden kazandı. Macron’a oy veren insanlara göre küreselleşme ve Avrupa fırsat anlamına geliyor. Macron bu seçmenler için “optimistler” ifadesini kullanıyor. Marine Le Pen ise, oyların çoğunu köylerde ve küçük kasabalarda kazandı. Ona oy veren insanlar daha az nitelikli, yıllık kazancı daha az olanlar ve genellikle küreselleşmeden korkanlar. Marine Le Pen, “halkı” temsil ettiğini iddia ederken, Emmanuel Macron “yurtseverleri” temsil ettiğini iddia ediyor.

Uluslararası ilişkiler alanında da bu iki finalistin görüşleri birbirine tamamen zıt. Donald Trump, “Sınırlar ve göç konusunda en iddialı söyleme ve Fransa’da olup bitenler hakkında en gerçekçi bakışa sahip olduğunu” söyleyerek Marine Le Pen’e övgüde bulundu. Trump, bu demeci Barack Obama’nın Emmanuel Macron’u aramasından bir gün sonra verdi. Rusya’da ise gecenin geç saatlerine kadar medya, Marine Le Pen’in ilk oylamada Emmanuel Macron’u geçtiğini ilan ediyordu.

Herkes Sandığa

Birinci oylamanın sonuçları açıklanır açıklanmaz sosyalist temsilciler, Ulusal Cephe’nin (Fr. “Front National”) kazanmasını önlemek için Macron lehinde seçim çağrısında bulundu ve bir sonraki mücadelenin yaklaşmakta olan parlamento seçimlerinde olacağını hatırlattı. Ulusal Cephe tarafından Macron’un manevi babası olarak görülen Francois Hollande, tebrik etmek için eski bakanını akşam saat 18:15’te aradı. Cumhurbaşkanına yakın kaynaklardan edinilen bilgiye göre, Cumhurbaşkanı aşırı sağcı kanada oy verilmemesi çağrısında bulunacak. Francois Fillon ve Benoit Hamon da aynı çağrıda, yani Ulusal Cephe’nin kazanmasını engelleme çağrısında bulundu. Fillon, “aşırılık yanlısı bir partinin iktidara gelmesinin sonuçları” hakkında uyardı ve şunları söyledi: “Ulusal Cephe’nin şiddet yanlısı ve hoşgörüsüz olduğu biliniyor. Partinin siyasi görüşleri ülkeyi iflasa ve kargaşaya sürükleyecek. Aşırı sağcılık, ülkemize sadece mutsuzluk ve bölünme tehlikesi getirecektir. Bunun için tek çare aşırı sağ kanada oy vermemek. Ben Emmanuel Macron’a oy vereceğim.” Benoit Hamon da, halkı Emmanuel Macron’a oy vererek aşırı sağcı kanatla mücadele etmeye çağırdı: “Sosyalistlerden olmamasına rağmen ve gelecekte onları kesinlikle temsil etmeyeceği hâlde, siyasi bir rakip ile cumhuriyetin düşmanı arasındaki farkı biliyoruz.” dedi.

Sosyalist politikacı Mélenchon ise farklı bir bakış açısına sahip. Mélenchon seçmenlerinin kafası karışmış durumda ve seçmenler her iki finalisti de reddediyorlar. Seçim kampanyası ekibinin üyesi olan 21 yaşındaki Gabriel, Perspektif’e şunları söylüyor: “Ben oy pusulasını boş bırakmayı planlıyorum.”

Mélenchon’un destekçileri için seçim gecesi uzun ve acı vericiydi. Geç saatlere kadar, oyların yakınlığı nedeniyle kendi adaylarının kazanacağını düşünüyorlardı. Jean-Luc Mélenchon, her iki finalisti de “oligarşinin” üyesi olarak gördüğü için herhangi bir oy çağrısında bulunmadı.

Twitter’da seçmenler #Le7MaiSansMoi etiketinde bu seçimlerin 2002 seçimlerinin bir benzeri olmaması talebinde bulunuyorlar. 2002 seçimlerinde Jean-Marie Le Pen 2. tura çıkmış, Ulusal Cephe’ye karşı oy kullanılması çağrıları sonuçta diktatör sayılabilecek Jacques Chirac’ın başkanlık seçimlerini kazanmasına neden olmuştu.

Parlamento Çoğunluğunu Kim Alacak?

En Marche Partisinin adayı yaptığı kısa zafer konuşmasında, 11-18 Haziran tarihlerinde yapılacak olan parlamento seçimlerine değinerek, “Yeni yüzlerden ve yeni yeteneklerden oluşan bir çoğunluğu (…) toplamak istiyorum.” dedi. Ayrıca sol ve sağ tarafların temsilcilerine “riski paylaşmaları” çağrısında bulundu. Emmanuel Macron, cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazandığı takdirde, parlamento seçimlerini de kazanacağından emin görünüyor.

Marine Le Pen için ise zorluklar henüz yeni başlıyor. Le Pen, ilk oylama sonuçlarının açıklanmasının ardından, “Nereden geldikleri önemli değil; tüm vatanseverlere sesleniyorum.” dedi. Ancak seslendiği bu seçmenler kimler? Fillon’a oy veren liberaller ve muhafazakârlar mı? Yoksa Mélanchon’a oy veren anti-liberaller mi?

Cumhuriyetçiler cumhurbaşkanlığı seçimlerini kaybettiklerini, ancak haziran ayındaki parlamento seçimlerini kazanabileceklerini düşünüyorlar. Zira Cumhuriyetçilere göre, seçimleri kaybetmelerinin nedeni, aslında ülkede geniş destek bulan Cumhuriyetçi ideoloji değil, François Fillon. Cumhuriyetçiler, Emmanuel Macron’un zaferini telafi edebilmek için parlamento çoğunluğunu elde etmeyi bekliyorlar.

Mélanchon ise cumhurbaşkanlığı seçimlerinin oluşturduğu dinamikten parlamento seçimleri hazırlıklarında faydalanmayı planlıyor. Mélanchon, kendisine oy veren seçmenlerin ikinci oylamada kendi görüşleri doğrultusunda oy kullanmaları gerektiğini söyledi. Ayrıca ortaya çıkacak sonucun sosyalistlerin küllerinden doğacak olan belki de ilk sol parti olabileceğini de sözlerine ekleyen Mélanchon, ikinci oylama icin herhangi bir parti yönlendirmesinde bulunmadı. PCF (Fransız Komunist Partisi) ile üzerinde uzlaşılması gereken hâlâ birçok nokta olsa da, La France Insoumise seçimde başarı kaydetti. Dolayısıyla, yeni bir sol parti için sağlam bir temel var gibi görünüyor.

Gelecekteki parlamento seçimlerine yönelik kampanya çok karmaşık olacağından, birçok aday (Emmanuel Macron dâhil) seçimlerden elini ayağını çekmiş görünüyor. François Mitterand’ın SFIO’nın (İşçi Enternasyonali Fransa Bölümü) küllerinden doğan partisi bu seçim felaketinden sağ kurtulabilecek mi? Hâlihazırda bazı siyasetçiler sosyalistlerin yeniden yapılanması çağrısında bulunuyor, ancak nasıl ve kiminle?

Fransız Siyasi Çehresi Yeniden Şekilleniyor

Birçoğuna göre, Emmanuel Macron ve onun ne sağcı, ne solcu söylem stratejisi, François Bayrou ve Michel Rocard’un yıllardır uğraştığı şeyi yapmayı başardı. Bu başarı siyasi arenanın tam göbeğinde merkezin üçüncü büyük partisini inşa ederek Fransa’nın sadece bir merkez parti tarafından yönetilebileceğini kanıtlamaktı. Şimdi bu merkez büyüdü, geleneksel sağ ve sol muhalefeti de geçti. Şimdi önümüzdeki soru bu merkezin yeni Fransız siyasi sisteminin düğüm noktası olup olamayacağı.

İlk oylamadan alınacak ilk ders şu: Sol ve sağ arasındaki geleneksel çekişme patlak verdi. “Bu boşluğun yerini ne doldurdu?” sorusuna kötümserler “şüphe” cevabı verirken, daha iyimser olanlar “değişim rüzgarı” cevabı veriyor.

Her hâlükârda finansal piyasalar için şüphe ortadan kalktı. Piyasalar Macron’un zaferinden memnun: Euro seçim sonuçları açıklandıktan hemen sonra tırmanışa geçti.
23 Nisan’da olup bitenler Fransa için tehlikeli bir süreç anlamına gelebilir. Ne var ki, siyasiler bunun pek farkında değiller gibi görünüyor. Siyasilerde hâlâ aynı ezberlenmiş konuşma kalıpları, aynı kısa vadeli hamleler ve manevralar, cumhurbaşkanlığı seçim turları henüz bitmemişken parlamento seçimlerini düşünmek gibi eğilimler var. Oysa Fransa’da devrim değil, isyan var. Bu çığlığın duyulması için Fransa halkının illa son ses bağırması mı gerek?

<p style=”font-size: 10px; text-align: justify;”>Fotoğraf:©Shutterstock.com/ Frederic Legrand – COMEO</p>

Hassina Mechaï

Cezayir kökenli Fransız gazeteci Mechaï, hukuk yüksek lisansı yapmış ve uluslararası ilişkiler ile Afrika ve Orta Doğu ilişkileri konusunda uzmanlaşmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI
ETİKETLER:

    0 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.

    • *Tüm alanları doldurunuz

DİĞER YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar