İSLAMOFOBİ GÖZLEMEVİ “Gülerek Başörtümü Göstermelerini Hiç Unutmayacağım.”

Perspektif Batı Avrupa’da Müslüman karşıtı ırkçılığa maruz kalanların hikâyelerini anlatıyor. 16 Mayıs 2017’de Hannover’de tren garında iki adamın sözlü saldırısına uğrayan Kübra ile konuştuk.

21 Mayıs 2017

22 yaşındaki Kübra Türkçe konuşurken arada sırada duraklıyor. “O an ne hissettin?” diye sorduğumda ise, “Almanca anlatabilir miyim?” diyor mahcup bir şekilde. Almanca konuşmaya başlayınca nihayet vatanını bulmuş göçmen gibi rahatlıyor: Akıcı, ne istediğini bilen bir ses.

Sadece bu iki dile yakınlığı ele alındığında bile Kübra’nın kendisini daha çok Almanya’da evinde hissettiği düşünülebilir. Öyleymiş de. “’Türkiye’de yaşayamam’ derdim. Ama artık ciddi ciddi düşünüyorum.” diyor. Kübra’ya “artık” dedirten olay 16 Mayıs’ta, yani konuşmamızdan birkaç gün önce Hannover tren istasyonunda yaşanmış.

Üniversiteden çıkıp bir arkadaşıyla istasyona gelen Kübra peronda beklerken arkalarında iki adam görmüş. “Bize doğru bakıyorlardı. O an bir şey olacağını anladım.” diyor. Sonra adamlardan biri yaklaşmış ve iki kıza birden bağırmaya başlamış. Almanya’nın en kalabalık istasyonlarından birinde. Tren bekleyen kalabalık bir yolcu grubunun tam ortasında. Adamın ilk sözü, “Geldiğiniz yere defolun!” olmuş. Sonra elinde büyük bir köpek olan diğer adam yaklaşmış ve yavaşça köpeğinin bağını gevşetmiş.

Kübra tren istasyonunda iki adamın üstüne yürüdüğü anları anlatırken de, köpeğin saldırıya hazır hâlini hatırlarken de sessizce gülüyor. Yaşananları gülünç bulduğu belli. Üzerinde, kendinden emin insanların sahip olduğu tabii bir alaycılık var.

Kübra köpekten korkan arkadaşının elini tutup oradan uzaklaşırken iki adam arkalarından sayıp sövmeye devam etmiş. “Ne söylediler?” diye sorduğumda, “Oralı olmadım, tam da anlayamadım.” diyor Kübra yine gülerek. “Ama küfür ettikleri belliydi.” Bu kez kendinden emin olmaya, karşısındakine acıma duygusu ekleniyor belli ki. Kendisine hakaret edenlerden korkmuyor Kübra, onlara acıyor.

“Çok Karşılaşırım Böyle İnsanlarla”

“Normalde ben bu olaylarda hemen cevap veririm. Çok karşılaşırım böyle insanlarla. Ama konuşsam, bir şey yapacaklarını biliyordum. O yüzden arkadaşımı alıp gittim. Onlar da arkamızdan bayağı küfrettiler.” diyor.

“Çok karşılaşırım böyle insanlarla.” Bu cümle, Almanya’da Müslüman karşıtı ırkçılığın geldiği noktayı özetliyor aslında. Bu cümleye eşlik eden bir şey daha var üstelik. O da Müslümanlara yönelik sözlü ya da fiilî saldırılara tam da o esnada kimsenin tepki göstermemesi. Almancada “Zivilcourage” olarak adlandırılan insani cesarete, başörtülü kadınlara yönelik saldırılarda genelde rastlanmıyor. Yani Mannheim’da saldırıya uğrayan Ayşe B.’ye yardıma koşan köpekli adam gibiler genelde istisna. Kübra ve arkadaşına küfredip üstüne yürüyen iki adama istasyonda tek bir kişi bile ses çıkarmamış. “O an çok kalabalıktı. Ama hiç kimse bir şey yapmadı. Sadece durup izlediler.” diyor Kübra yine hafifçe gülerek. Bu gülmeye bu kez hayal kırıklığı eşlik ediyor.

Kübra üniversiteden eve giden yolda son birkaç senede sadece garip giyimli, köpekli adamlar tarafından rahatsız edilmemiş üstelik. Yanından geçerken sessizce bir şeyler mırıldananlar ve hakaret edenlere bir sene önce başka birileri daha eklenmiş. Üniformalı birileri. Geçen sene yine okuldan eve dönerken akşam saatlerinde trene binmeden önce silahlı polisler onu durdurmuş. Kenara alıp, “Çantanıza bakmamız lazım.” demişler. Kübra “Neden?” diye sorduğunda da alaycı bir şekilde gülerek başörtüsünü işaret etmişler. “Gülerek” diyor Kübra, “Gülerek başörtümü göstermelerini hiç unutmayacağım.” Sonra herkesin önünde çantasını karıştırmışlar. “İkisi karşımda, birisi de arkamda duruyordu. Kaçmamı engellemek için mi korkutmak için mi bilmiyorum…” 1.65 boyunda, 53 kilo ufacık bir genç kız, “kaçmasın” diye iri yarı üç polis tarafından ablukaya alınmış. Bu abluka sonunda Kübra’nın çantasından da bir şey çıkmamış.

Şimdiye kadar sözlü saldırılardan, polislerin tavrından hep gülerek bahseden Kübra’nın ses tonu tam da burada değişiyor.

“Kendimi Suçlu Gibi Hissettirmişlerdi”

“Aramaları bitince trene binebileceğimi söylediler. Trene bindiğimde oturduğum yerdeki insanlar kalkıp başka yere oturdular. Galiba dışarda polisin beni aradığını görmüşlerdi. İnsanları öyle görünce artık ağlamaya başladım. Sinirden mi ağladım, üzüntümden mi bilmiyorum. Suçlu olmadığım hâlde kendimi suçlu gibi hissettirmişlerdi.”

Kübra’ya ne hissettiğini soruyorum. “Hakaret duyduğumda aklıma ilk gelen şey medya oluyor.” diyor. “Bu insanlar televizyonda ya da başka yerlerde tek taraflı haberciliğe maruz kalıyorlar. Müslümanlar hakkında sadece olumsuz haberler var. İnsanlar da bu yüzden böyle davranıyor. Onlara kızmıyorum, onları da anlamaya çalışıyorum.”

Kübra’nın anlattıkları bir mekanizmaya işaret ediyor. Almanya’da başörtülü kadınlar, artık sözlü saldırılarla başa çıkabilmek için kendi mekanizmalarını üretmişler. O kadar çok sözlü saldırıya maruz kalıyorlar ki, bunları aşabilmek ve hayatlarına devam edebilmek için kendilerince metotlar bulmuşlar. Kübra’nın sözlü saldırılar karşısındaki mekanizması şöyle işliyor: Sinirlenmek, acımak, gülmek, anlamaya çalışmak…

Neredeyse her hafta sözlü saldırıya uğradığını söyleyen Kübra için bu mekanizmaya bir de gelecek için endişe duymak ekleniyor: “Ben bunları o kadar takmıyorum kafama. Ama küçük kardeşim çok hassas. İleride ne yapacak, onu düşünüyorum.”

“Bir Gazete Küpürüyle Yaptığımız Her Şey Yıkılıyor”

Kübra’nın babası Adem Bey de kızına yönelik sözlü saldırıların sıklığından dem vuruyor. “Daha önceden de laf atanlar oluyordu. Kübra çok cesur bir kız, gülüp geçiyordu ve bize de gülerek anlatıyordu. Ama son olay onu bayağı etkiledi.”

Adem Bey’in biri 8, biri 22, biri de 23 yaşlarında üç kızı var. Büyük kızları başörtülü. Dolayısıyla kızlarının sokakta yaşadığı sözlü saldırılar evde sıkça konu ediliyor: “Kızlarıma şöyle diyorum: ‘Zor bir dönemeçten geçiyoruz. Böyle şeylere hazırlıklı olmamız lazım. Siz İslam’ı temsil ediyorsunuz. İnsanlar size laf atacak. Sakin olun, tepkinizi tatlı bir dille verin.’” Ama tren garındaki son olay Adem Bey için de bardağı taşıran son damla olmuş.

Adem Bey makina mühendisi, bir firmada mühendis olarak çalışıyor. Aynı zamanda da bir cami cemiyetinin başkanı. 3 yaşından beri Almanya’da yaşıyor. Burada büyümüş, burada okumuş. Kızı her dışarı çıktığında endişelenen bir baba olarak camide Almanlara İslam’ı tanıtma çalışmalarını arttırdıklarını söylüyor: “Biz camide yaptığımız çalışmayla birkaç kişiye ulaşmaya çalışıyoruz. Ertesi gün bir gazete kupürüyle yaptığımız her şey yıkılıyor. Büyük kesime ulaşan, onların Müslümanlara yönelik algısını olumsuz şekillendiren koca bir medya var karşımızda.”

Yine de umutlu. “Türkiye’ye gittiğimizde eşime ve kızlarıma yabancı gözüyle bakan yok. O zaman insan kendisini rahat hissediyor. Ama öte yandan Almanya’da böyle olayların bizi yıldırmaması lazım. Bu olaylara rağmen burada kalıp öncülük yapmamız, insanları aydınlatmamız lazım.”

Hannover’in ana tren istasyonunda, gündüz vakti, o kadar yolcunun ortasında, polisin siyahilere ya da Müslüman görünümlü insanlara ufak sorgulamalar yapacak kadar sık görünür olduğu, güvenlik kameralarıyla dolu bir yerde, ellerindeki köpeği 2 genç kıza saldırtmaya teşebbüs eden insanların bir sonraki adımlarını kestirmek zor değil. Almanya’da yaşayan başörtülü kadınların güvenliğini, kimsenin tepki vermemesinden cesaret bulan bu ırkçılar tehdit ediyor.

Kübra iki gün sonra Hannover’de olayın meydana geldiği tren garının yakınındaki polis merkezine şikâyette bulunmuş. Olayı anlattığında polis, “O kadar da vahim bir durum değil.” şeklinde tepki vermiş. Yani “Das ist doch gar nicht schlimm!” Kübra, “Ben zaten şikâyetimle bir şeyin değişeceğini umut etmiyordum. Sadece bu olayın kayıt altına alınmasını, böyle bir şeyin olduğunun bilinmesini istedim.” diyor. Kübra, son birkaç yılda her hafta sözlü tacize uğrayan bu genç kız, bu kez de polise empati gösteriyor.

    0 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.

    • *Tüm alanları doldurunuz

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar