Dosya: "Müslüman-Yahudi İlişkileri" “Nefret Suçlarını Kınamadaki Ortak Çaba Önemli”

Avrupa Birliği Temel Haklar Ajansı (FRA), Avrupa Birliği tarafından ırkçılık ve zenofobi gibi alanları takip etmesi için oluşturulan bir uzmanlar komisyonu. Kurumun İslamofobi alanındaki önde gelen uzmanlarından Henri Nickels, İslamofobi ve antisemitizme dair sorularımızı yanıtladı.

Rahime Söylemez 1 Temmuz 2014

Avrupa’da Yahudilere yönelik ırkçılığın en sık kullanılan argümanlarından bir tanesi Yahudilerin içinde yaşadıkları topluma uyum sağlamadıklarıydı. Bu açıdan incelendiğinde İslamofobik söylemlerle Antisemitik söylemlerde ortak bir temel gözlemlemek mümkün mü?

Avrupa Birliği ülkelerindeki ırkçı ve zenofobik davranışlar, kendi ırkını geleneksel olarak üstün gören bir düşünce yapısı olmaktan çıkıp kültürel farklar ve farklılığa tahammülsüzlük ile ilişkilendirilmektedir. Bu durum da çingene karşıtı, antisemitik, Müslüman karşıtı ve göçmen karşıtı bir yapıya yol açmaktadır. Bu örneklerdeki ırkçı ve zenofobik davranışlar çingeneler, Yahudiler, Müslümanlar ya da göçmenlerin niteliksiz oldukları veya topluma ayak uydurmak istemedikleri, bulundukları topluma tehdit oluşturdukları görüşünü yansıtır.

Araştırma sonuçlarımıza göre antisemitizm veya İslamofobi gibi güdülerle işlenen nefret suçlarının profilini çizmek zordur. Irkçılığın altında yatan sebepler faillere göre değişebilir, fakat dikkat edilmesi gereken bir nokta da azınlıklara ya da etnik gruplara yönelik saldırıların birçoğunun aşırı sağcı gruplarla bağlantısı olmayan kişiler tarafından, ırkçılık ve düşmanlık duyguları ile yapılmasıdır. Yani sağ kanat aşırı ideolojiler ve buna bağlı tahammülsüzlük Avusturya, Fransa, Almanya, Slovakya ve İsveç’ten gelen raporların da gösterdiği gibi genel nüfus arasında gözlemlenebilmektedir.

Bazı akademisyen ve siyasiler Avrupa’da kökleri eskiye uzanan Yahudilere yönelik nefretin yönünü Müslümanlara çevirdiğini söylüyor. Araştırmalarınıza dayanarak böyle bir evrilme olduğunu söyleyebilir misiniz?

FRA araştırmalarına göre Avrupa Birliği’nde İslamofobi de antisemitizm de hâlen gerçekliğini sürdürüyor. Üye ülkelerin ırkçılık, zenofobi ve bunlarla bağlantılı tahammülsüzlüklerden beslenen suçları engellemek için verdiği uzun süreli çabalara rağmen, bu suçlar sürmeye devam ediyor. AB kurumları ve üye ülkeler ön yargılarla savaşmak için çabalarını devam ettirmek zorundalar. Son bulgularımız özellikle istihdam ve eğitim alanında mağduriyet ve internet üzerinden yayılan antisemitizmin endişe edilir boyutta olduğunu göstermektedir.

İslamofobi ile ilgili son araştırmamız en fazla ayrımcılığın istihdam alanında yapıldığını göstermektedir. Bunun sebebini ortaya çıkarmak zordur, çünkü büyük bir çoğunluk kendilerine karşı yapılan ırkçılığı rapor etmemektedir. Ortalama olarak, ayrımcılığa maruz kalan Müslümanların -büyük bölümü genç olan- yüzde 79’u, son araştırmalarımıza göre kendilerine karşı yapılan ayrımcılıkları rapor etmemiş. Bu da binlerce ayrımcılık olayının ve ırkçılık suçunun ortaya çıkmadığı ve böylece resmî şikâyet kayıtlarında ve adalet sistemi veri toplama mekanizmalarında bulunmadığı anlamına gelir. Vatandaşlığı olmayan ve ülkede kısa süre ikamet eden kişiler ayrımcılığı rapor etmeye daha az meyillidirler. Müslümanların yüzde 59’u rapor etmeyle hiçbir şey değişmeyeceğini, yüzde 38’i de bu tür olayların her zaman olduğunu ve bu yüzden olayları rapor etmek için çaba göstermediklerini belirtmektedir. Son 12 ay içinde ayrımcılığa maruz kalan Müslümanlar arasında büyük çoğunluk, ayrımcılığın etnik kökenleri dolayısıyla olduğuna inanmaktadırlar. Sadece yüzde 10’u ayrımcılığın Müslüman oldukları için yapıldığını belirtmiştir.

Antisemitizm ve İslamofobiyle mücadelede AB yeterli çabayı sarfediyor mu sizce?

Irkçılık, zenofobi ve bunlara bağlı olan tahammülsüzlüğe karşı savaşa 2013 yılının ocak ayında en yüksek seviyede siyasi dikkat çekildi. İrlanda Avrupa Birliği Konseyi Başkanlığı nefret suçları, ırkçılık, antisemitizm ve zenofobi karşıtı önlemler almak amacıyla adalet ve içişleri bakanlarını gayriresmî olarak toplayarak FRA yöneticisinin sunduğu delilere dikkat çekmiştir. Bu toplantı önümüzdeki yıllarda siyasi liderlerin ırkçılıkla mücadelede görevlerini yerine getirmeleri için dikkatlerini bu yöne yöneltmelerine zemin hazırlamıştır. Avrupa Parlamentosu tüm üye ülkelerden 2013 yılının Mart ayında, halkı tüm nefret suçlarını, ırkçı ve zenofobik suçları rapor etmeye teşvik edici önlemler almalarını ve bu tür suçları rapor edenlere yeterli koruma sağlanmasını istemiştir. Avrupa Birliği Konseyi, temel haklar ve hukukun üstünlüğü hakkındaki haziran ayındaki toplantısında ırkçılık, antisemitizm, zenofobi ve homofobinin aşırı formlarına karşı daha somut adımlar atılması gerektiğini gündeme getirdi. 17 üye ülkenin başbakanları eylül ayında Roma’da buluşarak İtalya’nın ilk Afrika kökenli bakanı Cécile Kyenge’ye yöneltilen ırkçı tacizleri kınadılar. Siyasi liderlerin özel sorumluluklarının altını çizerek Avrupa çapında çeşitliliği öne çıkarma ve ırkçılığa karşı savaş çağrısında bulundular. 28 üye ülkenin tümü bu konu üzerine Kasım 2013’te Roma Deklarasyonu’nu imzaladı.

İslamofobi ve antisemitizmle mücadelede Müslüman ve Yahudilerin sivil toplum bazında örgütlenmelerinin sonuca bir etkisi olur mu?

Olumlu ilk örnek nefret suçlarını kınamadaki ortak çabalardır. Ortak basın toplantılarında hem Yahudi hem de Müslüman topluluklardan temsilciler bu tür suçları kınayarak ortak hareket etme konusunda çağrı yapmaktadırlar.

Sivil toplum kuruluşlarının iyi uygulamaları örnek alıp birbirlerini destekleyebileceklerini de gördük. Müslümanların sıklıkla maruz kaldığı ırkçı ve zenofobik tacizler, bunları kaydeden çok az veri toplama mekanizması olduğu için sözde kalmaktadır. Buna örnek olarak Birleşik Krallığın Müslüman karşıtı saldırıları ölçme ve gözlemleme kamu hizmeti Tell MAMA gösterilebilir. Mağdurlar kendilerine karşı işlenen suçları, Tell MAMA web sitesi, telefon, yazılı mesaj, elektronik posta, Facebook veya Twitter gibi sosyal haberleşme platformları gibi çeşitli kanallar aracılığıyla rapor edebilirler. Birleşik Krallık çapında antisemitik suçları tespit etmede büyük tecrübeleri olan Yahudi kuruluşu “Community Security Trust”, Tell MAMA’ya danışmanlık yapmakta ve veri toplama sistemini geliştirmesi amacıyla yardım etmektedir.

ETİKETLER:

    0 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz!
    Perspektif açık bir tartışmayı teşvik eder. Fakat bununla birlikte ırkçılık ya da farklı gruplara yönelik aşağılama içeren her türlü yorum editörün süzgecine takılacaktır.

    • *Tüm alanları doldurunuz

DİĞER DOSYA YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar