Hindistan'da İslam Hindistan Müslümanlarının Belirsiz Geleceği

Hindistan’da gerçekleşen genel seçimler sonucunda Hindu milliyetçisi Modi’nin başbakan olması ülkedeki Müslümanları endişelendiriyor. Modi’nin ülkedeki 160 milyon Müslüman azınlığa karşı söylemleri, örneğin Hindistan’da azınlıkların etkisinin ortadan kaldırılacağına dair yemin etmesi, ülkedeki azınlıklar arasında büyük korkuya neden oldu.

Manzoor Ali 1 Temmuz 2014

Hindistan’da geçtiğimiz günlerde gerçekleştirilen 16. Genel Seçimler, Hindu sağ partilerinden Bhartiya Janata’nın (BJP-Hindistan Halk Partisi) hızlı yükselişiyle sonuçlandı. BJP, Rashtriya Swamsewak Sangh, yani Ulusal Gönüllüler Organizasyonu’nun siyasi yüzü olup, temelde güttüğü amaç Hindurashtra’nın (Hinduların hâkimiyetinin) Hindistan’da tesis edilmesidir. Rashtriya Swamsewak Sangh (RSS), Müslüman ve Hristiyanları, bu dinlerin kökenlerinin Hindistan’ın dışında olması gerekçesiyle ikinci sınıf vatandaşlığa geçirmeyi tasarlamaktadır. Bu anlamda RSS’nin Hitler’in liderliğine ve Almanya’sına duyduğu büyük ilgi şaşırtıcı değildir. RSS’nin ideolojik babası M. S. Golwalkar, “Biz ve Milliyetimizin Tanımı” isimli eserinde şöyle der: “Kendi ulusunun ve kültürünün saflığını devam ettirebilmek için Almanya, topraklarını Sami Yahudi ırkından temizleyerek dünyayı şoke etmiştir. Ulusal gurur, burada en üst seviyede görülmektedir. Almanya aynı zamanda, kökleri farklı olan ırk ve kültürlerin, bir bütün içinde bir araya gelmesinin ne kadar imkânsız olduğunu göstermiştir ve bu durum Hindistan’da bizim için yararlanılması gereken iyi bir ders olmuştur.”1

Aşırı Sağın Yükselişinin Hindistanlı Müslümanlara Etkileri

RSS, Hindurashtra’yı gerçekleştireceği ideolojik tesirin ardından, Hindistan’ın pek çok farklı sınıf ve kastında bir konsensüs inşa etmeye girişmiştir. RSS, İslam ve Hristiyanlık karşıtı düşüncelerin propagandasını yapmaktadır ve zaman zaman da parti gönüllüleri, Hindistanlı azınlıklara karşı ayaklanmalara karışmaktadır. Mahatma Gandi’yi öldüren bir RSS üyesiydi ve Babür Camisi’nin yıkılmasına RSS mensupları karışmıştı. Hindistan’ın bir eyaleti olan Gucerat’taki soykırımı planlayanlar da RSS mensubu idi. 2002 yılında Gucerat’ta Müslümanlara yönelik katliam yapıldığı zaman devlet başkanı Narendra Modi’ydi. On iki yıl sonra, 16. Genel Seçimlerde RSS, Narendra Modi’yi BJP’den (Hindistan Halk Partisi) başbakanlık için aday gösterdi. Her ne kadar RSS kendisinin kültürel ve siyasi olmayan bir yapı olduğunu iddia etse de yolsuzluklarla lekelenmiş bir önceki hükûmet olan Kongre Partisi’nin karşısında bu seçimlerde gücü ele geçirme şansı yüksek olduğu için aktif olarak seçimlerde yer alıyordu.

RSS’nin mevut lideri Mohan Bhagwat, bir konuşmasında şöyle dedi: “Bizim rolümüz ulusal öneme sahip konularda yüzde yüz oy oranını sağlamaktır. Politik bir yönümüz var ve bunu gerektiği zaman ulusal çıkarlar için kullanabiliriz, ancak sınırlarımızı da biliyoruz.” Son seçimlerde BJP ve üst düzey liderliğin, Narendra Modi’nin güçlü kampanya hamlesine karşı yapabileceği çok az şey vardı. Öte yandan Modi’nin siyaset stratejileri açısından danıştığı birim, RSS liderliğiydi. Seçim kampanyası RSS’nin çekirdek grubu tarafından hazırlandı. İş dünyası bu kampanyaya destek oldu ve medya, bu kampanyanın ajandalarını sıradan seçmene ulaştırmak için seferber oldu. Tüm bu kombinasyon BJP’nin 545 sandalyelik Hindistan Parlamentosu’nda 282 sandalyeye ulaşmasını sağladı. Bu, yeterli çoğunluktan da fazlası demekti. Şimdi soru, Müslümanlara ne olacağıdır.

RSS’nin performansına baktığımız zaman, Hindu (din), Hindi (dil) ve Hindustan (bölge) temelli Hint kültürel ulusalcılığı fikrinin yeniden canlanacağını tahmin edebiliriz. Bu durum, toplumsal düzeyde Hindutva (Hinduizm) savını doğuracaktır.

Hindistan’da sağ kanattaki Hindu çevreleri, Müslüman nüfustaki artışın İslam’ı Hindistan dâhil dünyada hâkim din yapacak bir planın parçası olduğu görüşündedir. Bütün açıklığıyla Müslümanları suçluyorlar ve bu noktada dinî liderleri demeçlerinde Müslümanların kendi nüfuslarını artırmaya çalıştıklarına dair oldukça açık yorumlarda bulunuyor. Yaptıkları propagandalarda Müslümanların “yaşam kalitelerine” dikkat etmediklerini, “Müslüman nüfusun çokluğunun” dikkat çekici olduğunu söylüyorlar. Yine onlara göre Müslümanlar doğum kontrolü uygulamak istemiyor ve Müslüman dinî liderler daha fazla çocuk yapılması çağrısı yapıyor; ayrıca kadınlar da önerilen aile planlamasına karşı çıkıyor. Geçtiğimiz günlerde Kochi’de düzenlenen hükûmet görüşmesinde, RSS ikinci başkanı Dattatreya Hosabale, Hindulara daha fazla çocuk yapmaları çağrısında bulundu. RSS çok uzak olmayan bir gelecekte Hinduların Hindistan’da azınlık durumuna düşmesinden korkmaktadır: “2035 yılında Müslümanlar, Hindistan’daki nüfusun çoğunluğunu teşkil edecek. Din değiştirme, tehdit, ayaklanmalar, katliamlar, terörizm, tecavüz, çok eşlilik, doğum kontrolünün olmaması Müslüman nüfusun söz konusu rakamlara ulaşabilmesinin temel araçlarıdır.”2 ABD merkezli araştırma kuruluşu Pew Research Centre’ye göre 2010 itibariyle Hindistan’daki Müslüman nüfus yüzde 17.7 civarındaydı ve bu rakamın 2030 itibariyle yüzde 23.6’ya çıkması beklenmektedir. Sağ kanadın ortaya koyduğu nüfus projeksiyonlarını göz önünde bulundursak bile Müslümanların Hindistan’da nüfusun çoğunluğunu elde edebilmeleri, mevcut hızla ancak 250 yıl sonra mümkün olabilir.

Öte yandan Hindistan İçişleri Bakanlığı, Hindi dilinin kullanımıyla ilgili iki genelge yayımladı. Bu genelgede resmî sosyal medya hesaplarında Hint dilinin kullanılmasını ve Hint dilinde çalışma yapanların ödüllendirilmesini talep etti. Söz konusu durum RSS’nin, çoğunluğunu Hint dilini konuşmayanların oluşturduğu bir ülkede bir süredir Hint dilini ulusal dil olarak dayatma fantezisidir. RSS’nin üçüncü ajandası ise Hindustan’ın Güney Asya’da “abi” (big brother) rolüne soyunmasıdır. Bu anlamda Modi’nin bütün Güney Asya liderlerini yemin törenine davet etmiş olması bir meşruiyet ve üstünlük kazanma amacı taşımaktadır. Siyasi düzlemde hükûmet daha kucaklayıcı bir yaklaşıma sahip olacağı sözünü vermiştir. BJP’nin Müslüman toplumuna eğitim ve devlete bağlı işlerde belli rezervlerin ayrılması fikrine karşı çıktığı ve Tek Yurttaşlık Yasası ele alındığında hükûmetin bunu sağlayacak durumda olmadığı açıktır.

Fotoğraf: ©Flickr.com/Al Jazeera English

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar