Orta Doğu “Trump, Orta Doğu’yu Yakacak Ateşle Oynuyor”

Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıması, dünya genelinde infiale yol açtı. Oysa karar mevcut duruma bir yenilik getirmiyor.

Alessandra Bajec 4 Ocak 2018

2017’nin son ayında ABD Başkanı Donald Trump’ın büyük tartışmalara sebep olan, Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak ilan etme ve ABD’nin büyükelçiliğini kutsal kente taşıma kararı dünya genelinde protesto edildi. Trump’ın kararı, Doğu Kudüs’ü kendi devletlerine başkent olarak isteyen Filistinliler ve İsrailliler için kenti iki devletli bir oluşumun merkezî noktası olarak kabul eden ABD’nin artık bu politikasından vazgeçtiği anlamına geliyor.

Trump’un Kararı ABD İçin Yeni Değil

Kudüs’ün İsrail’in başkenti olarak tanınması kararı durduk yere ortaya çıkmadı. Bu karar, ABD’nin İsrail Büyükelçiliğini Tel Aviv’den Kudüs’e taşımasını isteyen ABD’deki İsrail yanlısı siyasilerin uzun zamandır sürdürdükleri baskılardan sonra, Trump’ın geçen yıl başkanlık kampanyasında vermiş olduğu taahhütlerden biriydi. Kendinden önceki başkan Barack Obama da 2008 yılında İsrail yanlısı lobi grubu olan AIPAC’e (Amerikan-İsrail Halkla İlişkiler Komitesi) hitap ettiğinde Kudüs’ü “İsrail’in başkenti” olarak tanımlamıştı. 2000 yılında ise, zamanın Cumhuriyetçi adayı George W. Bush, kendisinin seçilmesi durumunda, ABD’nin İsrail Büyükelçiliğini Kudüs’e taşıyacağını taahhüt etmişti. Daha öncesinde ise 1993 yılında önceki Başkan Bill Clinton, ABD büyükelçiliğini Kudüs’e taşıma “ilkesi”ni desteklediğini söyleyerek başkanlık ofisine gelmişti.

Bu karar, Trump’ın siyasi üssündeki birçok muhafazakâr ve Evanjelik Hristiyan açısından da oldukça elverişli bir adım aynı zamanda. Zira, muhafazakâr ve Evanjelik Hristiyanların birçoğu İsrail’in Kudüs üzerindeki taleplerinin siyasi olarak tanınmasını destekliyor.

Tam da burada şu soru kendisini gösteriyor: Trump, önceki ABD başkanları zamanında alınmayan kararı neden şimdi alıyor?

Arap Ülkelerinden İsrail’e Örtülü Destek

Kudüs Halk Hareketi Grassroots Jerusalem’de aktivist olan Amany Khalifa’ya göre bölgesel koşullar, yeni devlet ilişkileri ve Orta Doğu’yu yeniden şekillendirme ittifakları Trump yönetiminin böyle bir adım atmasını kolaylaştırdı. Khalifa, -ister aleni, ister gizli kapaklı olsun- İsrail ile ilişkilerini geliştiren Körfez ülkelerine, başta Suudi Arabistan ile İsrail işgalini normalleştiren ve Filistin üzerindeki İsrail egemenliğini kabul eden birçok ülkeye atıfta bulunuyor. Bununla birlikte, Mısır ve Ürdün’ün İsrail’le uzun süredir devam eden barış anlaşmaları olduğu da biliniyor.

Mısır ile İsrail arasındaki güvenlik bağları Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi yönetiminde daha da arttı. Görünüşe bakılırsa, hâlihazırdaki koşullar nedeniyle, ABD Başkanı Trump, Kudüs kararına Arap liderlerinin öfkeli çıkışlarına rağmen, bölgesel müttefiklerinden destek görmeye devam edeceğine inanıyor.

Yani Trump’un Kudüs kararında şok edici bir deklarasyon gibi görülen şey aslında mevcut kendisi. Diğer bir deyişle, Amerika’nın da desteğiyle Kudüs zaten İsrail’in fiili başkenti durumunda. İsrail’in 1980 yasası, Kudüs’ü İsrail’in “bölünmemiş” başkenti olarak ilan etti ve böylece şehrin doğudaki diğer yarısı ilhak edilmiş oldu.

“Etnik Temizlik”, İlhak, Tecrit ve Yerleşimciler

Grassroots Jerusalem’den Amany Khalifa, “Bugüne kadar barış süreciyle ilgili pek çok şey konuşuldu, ancak anlaşılmayan şey, fiilî durumun ne anlama geldiği.” diyor. Grassroots Jerusalem, Filistinli halk ve toplumsal grupların bir araya gelerek şehrin işgal altındaki doğu yakasında ağ oluşturan bir halk organizasyonu.

1967 Savaşı’nda İsrail, sonradan ilhak edilen Doğu Kudüs dâhil olmak üzere Batı Şeria bölgelerini ve Gazze Şeridini ele geçirdi. Yani, böylece İsrail kuvvetlerinin kadim Filistin’in yüzde 78’ini kontrol etmesiyle sonuçlanan 1948 Savaşı’ndan arta kalan bölgeler de ele geçirilmiş oldu.

İsrail işgali bağlamında Kudüs’ün statüsünü tartışan Khalifa, İsrail’in şehrin hâkimiyetinin kimde olduğunu göstermek amacıyla yürüttüğü politikayı ve icraatları hatırlatıyor. Bunların arasında, Filistin köy ve kasabalarında yapılan “etnik temizlik”, Kudüs’ün dış tarafında kalan arazilere el konulup bunların ilhak edilmesi, tecrit duvarları, ev yıkımları, yerleşimci binaları, Arap Kudüslülerin oturma izinlerinin iptali gibi uygulamalar var.

“Trump Orta Doğu’yu Yakacak Ateşle Oynuyor”

Batılı ve Arap müttefiklerinin uyarılarına rağmen Trump’ın bu hamlesi, uluslararası toplumun ısrarlı biçimde İsrail’in Kudüs’ün tamamının (işgal altındaki Doğu Kudüs’te yaşayan 300 binden fazla Filistinli de dâhil) üzerindeki hâkimiyetini tanımama politikasına ters düşüyor.

Kanada Orta Doğu Çalışmaları Enstitüsü (İng. “Institute of Middle Eastern Studies Canada”, IMESC) direktörü Abdalhadi Alijla ise şunları söylüyor: “Trump hakikaten de Orta Doğu’yu yakacak ateşle oynuyor. Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıma kararı, tüm bölgeyi ve nicelerini yakıp geçecek büyük, sonu belli olmayan ve öngörülemeyen aşırılık dalgalarına davetiye çıkarır.”

Ali Abunimah’a göre ise Kudüs “gerçeği” milyonlarca Filistinli Müslüman ve Hristiyan’ın kente erişimlerini engelleyen İsrail askerî yönetim ve işgalinin doğrudan sonucu.

Abunimah ayrıca, her ne kadar BM Güvenlik Konseyi, İsrail’in Kudüs’ün statüsünü, nüfus yapısını ve karakterini zorbalıkla değiştirmeye yönelik tedbirlerini “geçersiz” saymış olsa da, uluslararası toplumun somut bir uygulama ve yaptırımının olmadığını vurguluyor.

İsrail’in Kudüs üzerindeki emellerine ABD’den destek gelmesine tepki olarak, farklı Arap ülkelerinde, Türkiye ve Endonezya gibi çoğunluğu Müslüman olan ülkelerde ve Batılı başkentlerde gösteriler düzenlendi. Arap Birliği, ABD’nin Kudüs hamlesini kınadı ve olası sonuçlarına karşı uyardı. El-Ezher Şeyhi Ahmed El Tayeb ve Kıptî Papa II. Tawadros gibi Mısır’ın dinî önderleri, geçen ay Mısır’ı ziyaret etmesi beklenen ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence ile görüşmeyi reddetti.

Arap Dünyasına Güvensizlik

Khalifa gibi aktif Filistinliler bütün bu tepkilere rağmen Arap liderlere güvenmiyorlar. Aslına bakılırsa bir yandan da İsrail’in işgal politikasının komşu ülkelerce normalleştirildiğini düşünüyorlar. Benzer şekilde aktivistler, bugüne kadar ciddi ve somut bir tavır almamış olan, bunun tam aksine İsrail’in yayılmacı planlarına tam dokunulmazlık sağlamış olan BM ya da uluslararası sivil toplum örgütlerine de güvenmiyorlar.

Son yıllarda İsrail, işgal ettiği Filistin topraklarındaki hâkimiyetini daha da artırmak için Doğu Kudüs ve Batı Şeria’da yasadışı yerleşkelerin inşasını hızlandırmıştı.

Müzakerelerden Çekilme

Filistin Kurtuluş Örgütü Genel Sekreteri ve eski başmüzakereci Saeb Erekat, ABD söz konusu kararı geri çekinceye kadar Beyaz Saray’la görüşmelerini donduracaklarını duyurdu. Trump’ın hamlesinden önce, başkan danışmanlarından Jared Kushner ile görüşen Filistin Yönetimi delegasyonu, böyle bir planın tüm barış sürecini baltalayacağı hususunda uyarıda bulunmuştu. Ne var ki, barış süreci zaten uzun yıllardır tıkanık durumda olduğu için, ortada baltalanacak herhangi bir müzakere de yok.

Khalifa ise, “Oslo Anlaşması’ndan itibaren, Filistin Yönetimi Filistinli özgürlük ve adaleti barış görüşmeleriyle alacağımızı söylüyorlar. Bir bakıyoruz, bu süreç sürekli bir şekilde kesintiye uğruyor.” ifadelerini kullanıyor.

Görüşmelerin sonlanması, tekrar başlaması derken geçen onlarca yıldan sonra, pek çok Filistinli uzun süredir aksayan barış sürecindeki Amerikan müdahalesine karşı güvensizler. Sağlam ABD-İsrail stratejik ilişkileri ve geçmişte ABD’nin anlaşmazlığın her iki tarafına yönelik uygulanabilir çözüm teşebbüslerindeki başarısızlığı akıllara kazınmış durumda.

Khalifa şöyle diyor: “Trump, hâlihazırda geçerli olan durumu resmîleştirmeye çalıştı. Aslına bakılırsa bir yandan iyi de oldu denilebilir. Tüm o BM kurumları ve sivil toplum kuruluşları gerçekle ancak şimdi yüzleşebilirler. Artık kimse gerçeği daha fazla görmezden gelemez.”

Alessandra Bajec

Alessandra Bajec Kahire merkezli serbest gazeteci. 2010-2011 yılları arasında Filistin’de yaşadı. Metinleri rt.com, CounterPunch ve Avrupa Gazetecilik Merkezi dergisinde yayımlandı.

YAZARIN DİĞER YAZILARI
ETİKETLER:

    0 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.

    • *Tüm alanları doldurunuz

DİĞER YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar