İklim Krizi İklim Değişikliği Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da Korkunç Sonuçların Habercisi

İklim krizi sorunu acil bir biçimde ele alınmazsa şu anda yaşanan seviyedeki küresel ısınma çokda uzak olmayan bir gelecekte Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da yaşamayı imkânsız hâle getirecek.

Alessandra Bajec 27 Aralık 2021

Hâlihazırda dünya üzerindeki en sıcak ve kuru bölge olan Orta Doğu ve Kuzey Afrika bölgesi sera gazı salınımın da her açıdan sürekli bir artış yaşıyor.

Bölge ülkelerinin bu salınımlardaki payı küçük olsa da ve bölgeden G20’ye dâhil iki ülke olan Suudi Arabistan ve Türkiye bu payı üstlense de bu ülkeler iklim değişikliğine katkı sağlayan fosil yakıtlara büyük oranda bağımlı durumda.

Sıcaklıkların muhtemelen 60 santigrat derecelere ulaşacağı bölgedeki bazı alanlar önümüzdeki on yıllar içerisinde yaşanamaz hâle gelebilir. Bu durum kronik su sıkıntısı, meyve sebze yetiştirememe ve kıtlığın yanı sıra, sıcaklıklarla bağlantılı olarak sağlık sıkıntıları ve ölümlerde yaşanacak artışlar gibi felaketlere yol açabilir. Eğer bu durum müdahale edilmeden devam ederse tüm bunların ekonomik ve toplumsal etkileri, zaten yer değiştirmelerin, savaşların ve ekonomik krizlerin olduğu bu bölge genelinde çok yıkıcı olacaktır.

Geçtiğimiz ay yaklaşık 200 ülkeden temsilcinin katılımıyla Glasgow’da düzenlenen ve COP26 olarak bilinen 2021 BM İklim Değişikliği Konferansı’na, sera gazı salınımlarından en az faydayı sağlamalarına rağmen iklim krizinde kaybedecek çok şeyi olan bazı Arap ülkeleri de katıldı. Dünyadaki tüm bölgeler küresel ısınmadan etkileniyor olsa da bu durumun zorluk derecesi Orta Doğu ve Kuzey Afrika bölgesi için özellikle yüksek.

Gittikçe Netleşen Etkiler

İklim değişikliğinin etkileri uzak bir tehdit değil, aksine yansımaları dünyanın her yerinde, özellikle de Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da hissedilen, hâlihazırda mevcut bir tehlike. Bazı doğrudan sonuçları bu yaz boyunca Cezayir, Türkiye, İsrail ve Lübnan’daki yangınlarla, Sudan’da Nil Nehri’nin taşmasıyla ve İran’da yaşanan su kriziyle yoğun bir biçimde hissedildi.

Bağdat, Kuveyt ve Muskat gibi şehirler son zamanlarda rekor derecelerde sıcaklıklar yaşadılar. Öte yandan Körfez bölgesi, Umman Denizi ve Kızıl Deniz çevresindeki büyük şehirler aşırı sıcaklıklara daha sık maruz kalacaklar. Uzmanlar bölge için, 21’inci yüzyılın sonunda 4 santigrat derecelik bir sıcaklık artışı öngörüyorlar ki, bu dünyanın geri kalanına göre iki kat bir artış yaşanacağı anlamına geliyor.

Orta Doğu’nun sahil bölgelerinde yaşanacak aşırı sıcaklıklar, nem ve deniz seviyesinde yaşanacak artışla birleştiğinde bölgedeki yollar, binalar, elektrik ve su ıslah santralleri gibi altyapı tesislerinin hızlı bir biçimde zarar görmesine ve oradaki toplulukların ciddi sağlık sorunları yaşamasına sebep olabilir.

İklim değişikliğinin hâlihazırda bölgedeki su kaynaklarının önemini gösterdiği Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da yaşanacak muhtemel sıcaklıkar tışlarının yiyecek, su ve enerji hususlarını doğrudan olumsuz bir biçimde etkileyeceği ve bu kalemlerde sıkıntılara sebep olacağı düşünülüyor.

Kullanılabilir suyun yaklaşık yüzde 45 oranın da azalmasıyla birlikte bölgede en fazla istihdam sağlayan tarım sektörü hem ekonomik büyüme hem de nüfus artışı üzerinde ciddi etkiler bırakacak biçimde tahrip olabilir.

Tunus’ta bir yandan rekor sıcaklıklar ve kıtlık öbür yandan aşırı yağış ve seller birbiri ardına yaşandı ve ülke tarımının yanı sıra su rezervleri de tahrip oldu. Cezayir’deki tahıl endüstrisi aşırı hava koşullarına karşı oldukça hassas ve ülkedeki ta hıl üretiminin yetersiz yağışlar yüzünden önemli oranda azalması bekleniyor.

Uzmanlar bölge için, 21’inci yüzyılın sonunda 4 santigrat derecelik bir sıcaklık artışı öngörüyorlar ki, bu dünyanın geri kalanına göre iki kat bir artış yaşanacağı anlamına geliyor.

İklim değişikliği Suriye, Libya ve Yemen gibi ülkelerde iç savaşların ve çatışmaların artmasına da sebep oldu.

Fas’ta ise artan sıcaklıklar ve uzun süren kıtlık koşulları toprak kayıplarına yol açarken, ülkedeki tarım alanlarının neredeyse yarısı toprak aşınması tehlikesiyle karşı karşıya bulunuyor.

Suriye ve Irak’ta da 12 milyondan fazla insan, günlük sıcaklılarda yaşanan artış, yağmur oranlarının rekor seviyede düşmesi ve kıtlık sebebiyle su, gıda ve elektriğe erişimini kaybediyor.

İklim Değişikliği ve İstikrarsızlık

İklim değişiminin getirdiği acı sonuçlar Orta Doğu ve Kuzey Afrika bölgesindeki alevlenen ça tışmaları da artırdı. Aşırı sıcaklarla bu sıcaklar sonrası yaşanan kuraklık ve azalan su kaynakla rının yanı sıra, tarım ve mahsuller üzerindeki şid detli baskı, kaynak kıtlıklarına verilecek şiddetli karşılıkları alevlendirme ve geniş ölçekli göç hareketlerine yol açma potansiyeline sahip.

Aynı zamanda iklim değişikliği Suriye, Libya ve Yemen gibi ülkelerde iç savaşların ve çatışmaların artmasına da sebep oldu. Suriye ve Irak’ta, hayatları Dicle ve Fırat nehirlerinin suyuna bağlı olan topluluklar çölleşme ve artan kuraklıkla yüzleşmek zorunda kaldılar. Öte yandan bazı gruplar da su, elektrik ve sulama sağlayan bu nehirler üzerindeki barajları kontrol altına alıyor.

İnsan nüfusu inanılmaz bir biçimde büyürken Nil, Ürdün, Dicle ve Fırat nehir sistemleri üzerindeki baskı da artmış durumda. Etiyopya’da inşası devam eden Büyük Rönesans Barajı’nın Mısır’a ulaşan suyu yüzde 25 oranında azaltacak olması nedeniyle Nil Nehri üzerinde yaşanan gerginlik, iklim değişiminin Nil’in akışında sebep olduğu bozulma yüzünden daha da arttı.

Batı Asya Kuzey Afrika Ensitüsü’nde (WANA) sürdürülebilir gelişme üzerine kıdemli araştırmacı olan Majd al-Naber bölgedeki su, göç ve çatışmalar üzerine yayımlanacak olan bir raporu alıntılayarak, Irak’taki Uluslararası Eğitim Uzmanlarının (IDPs) yüzde 25’inden fazlasının yer değişikliklerinin kaynağı olarak su kıtlığını gösterdiklerini belirtti.

Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Dernekleri Federasyonu (IFRC) “Değişen Bir İklimde Yerinden Edilmek” (Displacement in a Changing Climate) başlığıyla yayımlanan yeni bir raporda, sorun daha da büyümeden önce iklim bağlantılı göçlerin etkilerinin değerlendirilmesi ve ele alınması çağrısında bulundu.

IFRC’nin bu raporunda iklim değişikliğinin Yemen’deki zaten zor olan koşullar üzerinde neden olduğu etkiler detaylı bir biçimde ele alınıyor. Bir insani yardım krizinin ve iç savaşın içinde bulunan ülke 2020 yılında ölümcül hastalıkları daha da artıran yoğun sellere maruz kaldı. Küresel ısınmanın devam etmesiyle birlikte ülkede daha büyük sel felaketlerinin yaşanması ve su yoluyla bulaşan hastalıkların artması bekleniyor.

Rapor Irak’ta yaşanan su krizini de değerlen direrek, iklim değişikliğini çatışmaların ve suyun yanlış idaresinin etkilerini daha da kötüleştiren bir faktör olarak gösteriyor.

Politika Değişiklikleri ve Zorluklar

Orta Doğu’nun fosil yakıt ihraç eden ve aynı zamanda dünyanın kişi başına en fazla karbon salan ülkelerinin başında Katar, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Suudi Arabistan geliyor.

Glasgow’daki zirveden önce Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan ve Türkiye gibi bölgenin önde gelen ülkeleri, iklim değişikliğiyle mücadele etmek için bu yüzyılın ortasına kadar sıfır karbon salınımı hedefini başarmak istediklerini söylediler. Bu ülkeleri benzer bir hedefle Bahreyn takip etti. Onlardan önce de İsrail “neredeyse sıfır” karbon planını açıklamıştı.

İklim politikalarında bir değişikliğe işaret eden bu bölgesel açıklamaların hepsi yenilenebilir enerji kapasitelerini önemli ölçüde artırmak ve enerji yeterliliklerini geliştirmek noktasında planlarda içeriyordu.

Çeşitli Körfez ve Kuzey Afrika ülkeleri COP26 zirvesi öncesinde 2030’a kadar salınımların azal tılması noktasında daha önceden belirledikleri he defleri yükselttiler. Fakat bu ülkelerin önümüzdeki on yıllarda salınımları azaltma yönünde uzun vadeli hedefleri haricindeki iklim politikaları ulusal öncelikleri yansıtıyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri petrol ve gaz endüstrilerindeki salınımları azaltma sözlerine rağmen, planlarının büyük petrol üreticileri olarak konumlarını korumak olduğunu özellikle belirttiler. Bu ülkelerin fosil yakıt ihraçları küresel ısınmayı ve bu ısınmayla birlikte yaşanan çevresel felaketleri hızlandırıyor. Suudi Arabistan dünyada en fazla petrol rezervine sahip ikinci ülke. Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) içindeyse en fazla rezerve sahip ülke konumunda.

Avrupa Dış İlişkiler Konseyi’nde (ECFR) araştırma görevlisi olan Cinzia Bianco Suudi Arabistan’ın bu konuda muallak bir pozisyon aldığına dikkat çekiyor. Zira ülkenin karbonsuzluğa geçiş hakkında yaptığı açıklamanın sadece yurt içi salınımlarla ilgili olduğunu ve ülkenin gayri safi millî hasılasının yüzde 60’ına tekabül ederek çok daha büyük bir hacme sahip olan ihraç ürünü petrolden çıkan salınımlara yönelik olmadığını belirtiyor. Suudi Arabistan fosil yakıtların hemen durdurulmamasını öneriyor ve bu endüstrinin çevreye olan etkisinin karbon yakalama teknolojileri ya da ağaç ekimi gibi doğa bazlı çözümlerle azaltılmasını destekliyor.

Birleşik Arap Emirlikleri’yse 2050 yılına kadar sera gazı salınımlarını sıfıra indirme sözüne rağmen petrole bağımlılığını sürdürme stratejisi ne sahip ve önümüzdeki on yılda çıkarılan petrol miktarını günlük bir milyon varile çıkarmayı planlıyor.

İklim üzerine uzmanlaşan bir fizikçi olan ve Boğaziçi Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak çalışan Levent Kurnaz, Türkiye’yle ilgili olarak iklim meselesinin hiçbir zaman temel bir mesele olmadığını söyleyerek, fosil yakıtların fiyatlarının artmakta olduğu Türkiye’nin kömüre ve doğalgaza olan bağımlılığını yoğun biçimde yenilene bilir enerjiye yatırım yaparak dengeleme yoluna gidebileceğini belirtti.

Kuzey Afrika ülkeleri fosil yakıtlara yoğun biçimde bağımlı olmalarına ve artan ülke içi enerji taleplerine rağmen temiz enerjiye geçiş duyuruları yaptılar. Uluslararası Siyasi Araştırmalar Enstitüsü’nün (ISPI) MENA Merkezi’nde araştırma görevlisi olan Aldo Liga, mevcut güneş ve rüzgâr enerjisi tesisatlarının kapasitesi, bu tesisatların geliştirilmesine yönelik iddialı hedefler ve enerji dönüşümünü aktif şekilde destekleme konusunda bölgedeki en gelişmiş ülkelerin Fas ve Mısır olduğunun altını çiziyor.

COP26 zirvesi, dünya ülkelerinin yarısından çoğunun küresel ısınmayı 1,5 santigrat derecede tutma hedefini gerçekleştirebilmek için çabalarını hızlı bir biçimde artırma konusunda uzlaşması ile sona erdi. Ülkeler 2030 yılına kadar metan gazı salınımını yüzde 30 oranında azaltmayı ve ormanların yok edilmesini durdurmayı vaat ettiler.

Petrol endüstrisinin Arap vârislerinin birçoğu, üzerlerindeki baskının artmasına  rağmen,  kendi ayrıcalıklı konumlarını savunmaya çalıştılar. Özellikle de Basra Körfezi’ndeki çeşitli ülkeler zenginliklerini ve etki alanlarını muhafaza etme konusunda fosil yakıtlara bel bağlamış durumdalar.

Ancak iklim krizinin dünya üzerindeki tüm ülkeleri zenginlikleri fark etmeksizin etkilemesi beklendiğinden, Arap dünyasındaki her hükûme tin sera gazı salınımlarını azaltmak için oldukça geçerli bir nedeni bulunuyor. Arap enerji süper güçleri yakın bir zaman içerisinde kendilerini, bölgedeki çevresel felaketlerin katlanarak artışını durdurmak için iklim değişimini yavaşlatmak adına daha fazla ne yapacaklarını planlarken bulabi lirler.

Kaynaklar

http://wanainstitute.org/en/project/policy-analysis-wa ter-migration-and-conflict-middle-east-and-north-africa

https://www.ifrc.org/document/displacement-in-a-chan ging-climate

https://www.ispionline.it/it/pubblicazione/difficult-task-de carbonizing-mena-region-32265

Alessandra Bajec

Alessandra Bajec Tunus merkezli serbest gazeteci. 2010-2011 yılları arasında Filistin’de yaşadı. Metinleri rt.com, CounterPunch ve Avrupa Gazetecilik Merkezi dergisinde yayımlandı.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

    Hakkımızda

    Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

    YAZININ DEVAMI
    Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar |