DOSYA: "Makbul Mültecinin Peşinde AB Kime Neden Yardım Eder?: Geçici Koruma Yönergesi

Avrupa Birliği (AB), Avrupa’da ortak sığınma sistemini öngören ve 2001’de oluşturulan Geçici Koruma Yönergesi’ni ilk kez Ukrayna’dan gelen mülteciler ile beraber hayata geçirdi. Peki bu Geçici Koruma Yönergesi nedir ve neden şimdi uygulanıyor?

Dr. Joanne van Selm 5 Mayıs 2022

Avrupa Birliği (AB) sığınmacı ve göç politikalarını düzenleyebilmek için 30 yıldır çalışıyor. Birliğin bu zaman içerisinde yaptığı çalışmalar sıklıkla “Avrupa kalesi”nin inşası olarak adlandırıldı. Ama her şeyi ve herkesi dışarıda bırakmaya çalıştığı söylenen bu kalenin gerçeğe o kadar da uygun bir betimleme olmadığını gösteren alametler de ara ara baş gösterdi.

1992’de imzalanan Avrupa Birliği Antlaşması sonrasında başlayan uyum çabaları sırasında gelen eski Yugoslavya vatandaşları istemeyerek de olsa 1990’ların başıyla ortaları arasında geçici korunma amaçlı olarak kabul edilmişti. 1999 yılındaysa, Miloşeviç rejimi tarafından yerlerinden edilen Kosovalılar için bir şey yapılması noktasında artan baskılar sonrası İnsani Tahliye Programı (HEP) oluşturulmuştu. NATO onları korumak için müdahale edince Kosovalı Arnavutlar Arnavutluk’a ve komşu (Kuzey) Makedonya’ya sığınmışlardı.

DOSYA: "Makbul Mültecinin Peşinde

“Farklı Muameleleri Mültecilere Anlatmakta Zorlanıyoruz”

5 Mayıs 2022

2015 ve 16 yıllarında çoğunluğu Suriyeliler olmak üzere bir milyondan fazla kişi Avrupa kıtasına geldi ve kıtadaki “göç krizi”ni artırdı. Bu süreçte özellikle Almanya sürecin idaresi için harekete geçti ancak çözüm mültecilerin kıtaya dönük kontrolsüz hareketinin yardımlar ve bazı yerleşimler karşılığında durdurulması noktasında Türkiye’yle yapılan bir karşılıklılık anlaşması oldu.

Ne var ki Avrupa Birliği 4 Mart 2022 tarihinde bu köprünün kapılarını görünürde açtı ve üye ülkelerin 2001 yılında üzerinde anlaştığı ilk yönergeyi hayata geçirme, Rusya’nın Ukrayna’daki tek taraflı saldırganlığından ve ülkeyi işgalinden kaçan insanlara grup temelli bir statü sunma kararı verdi. Ukraynalılar hâlihazırda Avrupa Birliği’ne vizesiz seyahat edebildiklerinden bu hamle onların girişlerinden ziyade hukuki konumlarına ve AB sınırları içinde kalışlarına yönelikti.

Geçici Koruma Yönergesi

Geçici Koruma Yönergesi, Balkanlardaki krizler ve 1990’lardaki çeşitli ulusal geçici koruma politikalarının gelişimi sonrasında acil olarak oluşturuldu. Bu ulusal politikalar yerlerinden edilen ancak mülteci kategorisine girmeyen insanların haklarını ve ülkedeki kalışlarını sınırlandırmakla ilgiliydi. Öte yandan yönergenin temel özelliğiyse başkadır. Yakındaki bir devlette yerlerinden edilen insanların yoğun akışı dolayısıyla yaşanacak bir mülteci ya da yer değiştirme krizinin, bu kişilerin her birinin bu büyüklükte bir başvuru sayısı düşünülerek oluşturulmamış olan normal prosedürler aracılığıyla sığınma talebinde bulunması hâlinde bir Avrupa krizine dönüşeceğinin farkına varılması gerekiyor. Yönergenin temel noktası bu. Tekil prosedürleri ertelemek için belli haklara, yetkilere ve korumaya sahip grup temelli bir statünün sağlanması gerekiyordu ki insanlar sığınmacı olarak başvurabilseler de hâlihazırda içinde bulundukları durumu iyileştirebilmek için bu başvuruyu yapmak zorunda hissetmesinler.

Avrupa Ortak Sığınma Sistemi

Avrupa Ortak Sığınma Sistemi, oluşturuluşunu takip eden yirmi yıl boyunca alınan diğer önlemlerle geliştirildi. Mülteci statüsü, sığınma prosedürleri, kabul koşulları, aile birleşimi ve bireysel davalarda hangi devletin sorumluluk taşıdığına dair Dublin Tüzüğü gibi alanlarda sözleşmeler ve düzenlemeler yapıldı. Bu diğer yönergelerinin birçoğunun ortak noktası mülteci kabulüne, korumasına ve haklarına getirilen kısıtlamalardı. İnsanlar hem hiç kullanılmayan hem de dokunulmayan Geçici Koruma Yönergesi’nin artık öldüğünü düşünüyordu. Yönergenin yakın bir zaman içinde gözden geçirilmesi ve güncellenmesi planlanıyordu. 2015 “kriz”inde bile kullanılmamıştı ve gereksiz olduğu düşünülüyordu. Fakat bugün bu yönergenin Avrupa Birliği’ni kurtardığını söylemek abartı olmaz. Eğer bu yönerge var olmamış olsaydı acilen oluşturulması gerekirdi ama bu da birliğe üye devletler arasında nahoş bir siyasi savaş olmadan, birbirini umursamayan ve birlikte çalışamayan bir görüntü vermeden gerçekleşmezdi. Avrupa Birliği bunun yerine tam da ihtiyaç duyulduğu anda birlik ve insani yardım hususlarında başarılı oldu. Ne var ki bu durumda da şöyle bir soru akıllara geliyor: Eğer gelenleri şimdi bu kadar güzel karşılıyor ve bu kadar cömert olabiliyorlarsa, diğer sığınmacılara karşı bir çeşit bir ayrımcılık yapılmış olmuyor mu? Acaba Ukraynalılar için bir kaide, dünyanın geri kalanı için, bazılarının dediği gibi “bize benzemeyen” mülteciler için başka bir kaide mi var?

ÖZEL DOSYA

Makbul Mültecinin Peşinde

DEVAMINI GÖR

Geçici Koruma Yönergesi Neden Şimdi Uygulanıyor?

Burada bir durmamız ve Geçici Koruma Yönergesi’nin niçin şimdi uygulandığı üzerine düşünmemiz gerek. Bu yönergeyi bugün uygun bir araç kılan etkenler ne? Ve son yirmi yılda aynı şekilde karşılık verilmesi gereken başka durumlar olup olmadığını ve tüm bunların daha da ileri gitmek için ne anlama geldiğini de sormamız gerekiyor.

Geçici Koruma Yönergesi’nin, Rusya’nın işgali sonrasında Ukrayna’dan kaçan Ukraynalılar ve diğer etnik kökenlerden insanlar için uygulanışını anlaşılır kılan en az 6 etken bulunuyor:

  1. İçinde bulunulan durumun ilk müdahale/yardım doğasına sahip olması. Ukrayna sınırlarını aşan insanların -Moldova’ya, Belarus’a ya da Rusya’ya geçmedikleri sürece- doğrudan AB topraklarına girdiği coğrafi bir gerçek. Eğer AB bu insanlara koruma sağlamasaydı bunu kim yapar ya da yapabilirdi? Bu mantık küresel olarak da geçerlidir. Suriyeliler korunmayı ilk önce komşu ülkeler olan Türkiye’de, Ürdün’de ya da Lübnan’da; Venezuelalılar Kolombiya, Brezilya gibi komşu ülkelerde ararlar.
  2. Birçok AB ve NATO üyesi ülkeyi, eski SSCB ve Varşova Paktı ülkelerini tehdit eden bir saldırgan karşısında hem AB içinde hem de Ukrayna ile dayanışma noktasında gösterilen birlik.
  3. Çoğunlukla Ukraynalılardan oluşan ama aralarında ülkede sığınmacı olarak bulunan kişilerin de bulunduğu Ukrayna’da yaşayan ve kendi ülkelerine dönemeyen insanların da oluşturduğu belirli bir nüfus.
  4. Ülkelerini tek, nesnel olarak net bir terk ediş sebeplerinin olması, yani Rusya’nın işgali. İnsanların ülkelerini niçin terk ettikleri gayet açık ve net.
  5. Duyulan ihtiyacın ve AB içinde kalışın süresi belirsiz olsa da çatışmaların sona ermesi hâlinde insanlardan çoğunun, bu işgalin özellikle de kısa vadeli sonucunun özgür ve demokratik bir Ukrayna olması durumunda geri döneceği inancı var. Bu kaçanların hepsinin geri döneceği anlamına gelmiyor, ama ülkelerini terk edenlerin çoğu 24 Şubat öncesinde sahip olmadıkları bir şeyin peşinde oldukları için değil, güvenlikleri için bunu yapıyorlar.
  6. Yerlerinden edilerek sınırlara gelen milyonlarca insan ve son derece değişken bir durum karşısında AB’nin, yaşanan gerginliği ve krizi artırmaktan başka bir işe yaramayacak bürokratik ve idari kaostan kaçınması gerekiyor.

Bu altı etkenden sadece kaostan kaçınma faktörü 2015-16’da gelen nüfusa ve duruma uyarlanabilir. Bu, yönergenin kilit özelliklerinden biri ve o zamanlar AB’yi krizden kurtarmış olabilir ama diğer etkenlerin hiçbiri o duruma uyarlanabilir değil. 1999 yılındaki Kosovalılardan beri Avrupa’da ya da AB’nin komşu ülkelerinde bir yer değiştirme krizi neşet etmiş değil.

Peki şimdi Ukraynalılara gösterilen tutum AB’nin gelecekte daha hoşgörülü politikalar benimsemesini etkileyebilir mi? Bu imkânsız değil, hatta Avrupa toplumlarının bir kısmının mülteciler ve daha genel olarak yer değişimleri hususundaki tutumlarını veya fikirlerini değiştirmeleri kesinlikle mümkün. Fakat iş politikalara ve pratik düzleme gelince, Geçici Koruma Yönergesi’nin kullanımı -ister hâlihazırdaki yönerge aynı hâliyle kalsın isterse şu anda yaşanan tecrübelerden yola çıkılarak güncellensin- çok büyük ihtimalle çok geniş ve coğrafi olarak çok yakın ani yer değişimleri için uygulanacaktır. Bundan dolayı Avrupa mülteci politikaları ayrımcı gözükebilir. Coğrafi olarak yakındaki bir yerden gelen büyük bir grup insan geçici koruma, haklar ve oturma izinleriyle birlikte hoş karşılanırken uzaklardan gelen kişiler şüpheyle karşılanmaya, korumaya ve mülteci statüsüne ihtiyaçları olduğunu göstermekte zorluk çekmeye devam edecekler.

Avrupa’nın insani değerlerinin herkes için geçerli olduğunu net bir biçimde sergilemek için AB devletlerine, tekil mültecilere destek olmak ve diğer bölgelerde göçlerle uğraşan komşularıyla dayanışma sergilemek üzere yerleşim yollarını ve buna ek diğer yolları artırma çağrısında bulunulmalıdır. AB devletlerinin Avrupa kıtasında yerlerinden olmuş milyonlarca insanı sakin, organize ve insani bir biçimde idare etme noktasında hakkı ayrıca teslim edilmelidir.

Dr. Joanne van Selm
Mülteci, sığınmacı ve göç politikalarına yoğunlaşan bağımsız bir siyaset araştırmacısı olan Dr. van Selm, Göç Politikaları Enstitüsü’nde kıdemli siyasi analist olarak görev yapmış, Georgetown ve Amsterdam üniversitelerinde dersler vermiştir.
YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bu içerik 311. Sayıda yayımlanmıştır

Perspektif’te yayınlanan içeriklerden anında haberdar olmak için ücretsiz e-bültenimize abone olabilirsiniz

    HABER BÜLTENİ

    Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

      Hakkımızda

      Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

      YAZININ DEVAMI
      Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar |