DOSYA: "Makbul Mültecinin Peşinde “Farklı Muameleleri Mültecilere Anlatmakta Zorlanıyoruz”

Ukrayna’da devam eden savaş ve beraberinde getirdiği yeni sığınmacı dalgası ile birlikte, Avrupa’da mültecilere köken ülkelerine göre farklı muamele yapıldığına dair tartışmalar bir süredir gündemi meşgul ediyor. Bu tartışmalarda ortaya atılan iddiaları Suriyeli ve Ukraynalı iki mülteci ve bir sosyal hizmet çalışanı ile konuştuk.

Meltem Kural 5 Mayıs 2022

Daha çok kısa bir süre önceye kadar Avrupa ülkelerinin sınırlarında geçişlerine izin verilmediği için soğuktan donarak ölen, Akdeniz’de bindikleri lastik botlar geri itilerek ölüme terk edilen ve darp edilen mültecilere ait görüntüler, yerini mültecileri tren istasyonlarında ve sınır kapılarında karşılayıp evlerinde misafir etmek isteyen insanlara, mültecilerin bürokratik engeller konulmadan kabulünde anlaşmaya varan Avrupalı siyasilere ve toplumun her kesiminde hissedilen güçlü bir dayanışma duygusuna bıraktı. Oldukça sevindirici ve gelecek için umut verici olsa da bu yeni yaklaşımın sadece belli bir mülteci grubunu hedef alıyor olması, farklı etnik kökenden mülteciler arasında ırkçı ayrımcılık yapıldığı tartışmalarını da beraberinde getirdi.

Yeni oluşan şartlarda mültecilere destek veren sosyal hizmet çalışanlarına da büyük iş düşüyor. Bir yandan yeni gelen Ukraynalı mültecilere en hızlı şekilde destek vermeye çalışırken, öte yandan diğer mültecilerin ihtiyaçlarının da ikinci plana atılmaması için profesyonel bir çaba sergilemek zorundalar. Seda Hanım* da bu çalışanlardan biri. Almanya’nın Kuzey Ren-Vestfalya eyaletinde kiliseye bağlı bir sosyal yardım kurumu bünyesinde 5 yıldır mültecilere yönelik danışmanlık hizmeti veriyor. Mültecilere yurtlara yerleştirilmeleri, bürokratik işlemler ve genel anlamda Almanya’daki hayata adapte olmaları konusunda yardımcı oluyor. Bu zamana kadar Suriye, Afganistan ve Afrika kökenli birçok mülteci grubu ile çalışmış.

Ukraynalı mültecilerin Almanya’da diğer mültecilere nazaran oldukça ayrıcalıklı bir oturum statüleri var. Ülkeye girişlerinde 3 aylık turist vizesine sahipler. Bu vize sona erdikten sonra ise doğrudan oturum izni alabiliyorlar. İşleri gereği mültecilerle ilgili her yasal gelişme ve prosedürü çok yakından takip ettiklerini söyleyen Seda Hanım, bu gelişmeler karşısında danışmanlar olarak kendilerinin de büyük bir şaşkınlık yaşadıklarını itiraf ediyor.

Bulundukları bölgede Sosyal Yardım Dairesi (Sozialamt) ve Nüfus Müdürlüğü (Bürgeramt) haftada bir günü sadece Ukraynalı mültecilere ayrılmış. Ayrıca onlar için özel bir danışma hattı oluşturulmuş. Böylece başvuru işlemlerini hızlıca gerçekleştirebiliyor ve devletten hemen maddi yardım alma hakkını elde ediyorlar. Ancak Suriyeli ve Afgan mülteciler için böyle bir şeyin söz konusu olmadığını söylüyor Seda Hanım.

Kendisine son zamanlarda medyaya yansıyan, bazı kamplarda yıllardır yaşayan mültecilerin başka yerlere taşınarak, yerlerine Ukraynalı mültecilerin yerleştirildiğine dair haberleri hatırlatıyoruz. Seda Hanım tam olarak öyle olmasa da benzer bir şeye şahit olduğunu söylüyor. Eski bir itfaiye binasının apar topar bir hafta içerisinde Ukraynalı mültecileri ağırlamak üzere hazırlandığını, ama o yurda son anda Afgan ve Roman mültecileri yerleştirme kararı alınıp, Ukraynalı mültecilerin otellere ve daha iyi durumdaki yurtlara yerleştirildiklerini söylüyor.

Öte yandan uzun süredir destek verdiği mültecilerin yıllardır fiziki şartlar açısından kötü durumdaki yurtlarda barındırıldıklarını ve bu yurtlarda herhangi bir iyileştirme yapılmadığını söylüyor: “Eski bir okul binasından devşirilen 80-90 kişilik bir mülteci yurdunda çalışıyorum. Tuvaletlerin bir kısmını tadilat gerekçesiyle kapattılar, 3 sene oldu hâlâ tadilata başlanmadı ve orada kalan insanlar bilhassa korona döneminde hijyen açısından çok sıkıntı çektiler.”

Ukraynalı mültecilere özel bir başka uygulamayı da onların başka mültecilerin yaşadığı yurtlara yönlendirilmemeleri, diğer mültecilerden ayrı sadece onlara tahsis edilen otel veya yurtlara yerleştirilmeleri olarak aktarıyor. Bu durumla ilgili kendisini çok üzen bir olayı ise şöyle anlatıyor: “Afgan mülteciler arasında kanser hastası bir genç kız var, yeni ameliyat oldu ve durumu çok hassas olduğu için azami hijyen şartlarının sağlanacağı bir ortama yerleştirilmesi gerekiyor. Biz onun da bu nedenle Ukraynalı mültecilerin yerleştirildiği otele alınmasını istedik ve belediye ile iletişime geçtik. Ama başvurumuz o otelin sadece Ukraynalı mültecilere tahsis edildiği gerekçesiyle reddedildi. Sağlık durumu göz önüne alınarak o aileye bir istisna yapılmadı. Biz yine de durumun takipçisi olarak girişimlerimize devam edeceğiz.”

Çalışma arkadaşlarıyla birlikte profesyonel bir şekilde mülteci ayrımı yapmadan işlerini yapmaya çalıştıklarını vurgulayan Seda Hanım, Ukraynalı mültecilere sağlanan kolaylıklardan son derece memnun olduklarını ve mültecilere yönelik asıl olması gereken yaklaşımın bu olduğunu belirtiyor. “Bununla birlikte ilk başlarda tepkiliydik, çünkü danışmanlık yaptığımız Afgan, Suriyeli, Ganalı, Nijeryalı mültecilerin senelerdir çözülmesi en basit konularda bile nasıl zorluklarla mücadele etmek zorunda bırakıldıklarını biliyoruz. Dolayısıyla bu gibi farklı muameleleri diğer mültecilere anlatmakta güçlük çekiyoruz.” diyor.

“Arapça Bir İsim Reddedilmek İçin Yeterli Bir Neden”

Qussai Suriyeli bir mülteci, 26 yaşında. Dortmund’da yaşıyor. İş Bilişim Teknolojileri okuyor. 2015 yılında kardeşleriyle birlikte Balkan rotasını takip ederek lastik bot da dâhil her türlü vasıtayı kullanarak Almanya’ya ulaşmışlar. İlk olarak, Mecklenburg’da bir kabul merkezinde başka mültecilerle paylaştıkları bir odada iltica başvuruları gerçekleşene kadar yaklaşık 2 ay kalmışlar. Ardından o merkezin yakınlarındaki küçük bir köye nakledilmişler.

Küçük kardeşleri iltica başvurusunda bulunana kadar oradan ayrılmalarına izin verilmemiş. “Biz yetişkin abileri yanında olmamıza rağmen reşit olmadığı için mahkemede bir vesayet davası görülmesi gerekiyordu ve bu nedenle başvurusunu aylarca gerçekleştiremedik.” diyor. Mahkemenin neticelenmesi yaklaşık 6 ay sürmüş. Orada maruz kaldıkları ırkçılık nedeniyle davanın bitmesinin hemen ardından kardeşi için iltica talebinde bulundukları Dortmund’a taşınmışlar: “Mecklenburg’da çok fazla ırkçılık yaşadık. İnsanlar sırf siyah saçlıyız ve farklı görünüyoruz diye sokakta sebepsiz yere bize hakaret ediyordu. Bir defasında bir grup öğrenci sokakta bizi görünce ‘Allahuekber’ diye bağırıp terör saldırısı taklidi yaptı.”

ÖZEL DOSYA

Makbul Mültecinin Peşinde

DEVAMINI GÖR

Ayrıca orada dil sorunu yaşadıklarını da ekleyen Qussai, kimsenin onlarla İngilizce konuşmak istemediğini ve henüz birkaç aydır Almanya’da bulunmalarına rağmen Almanca konuşmaları gerektiğinin söylendiğini aktarıyor. Dortmund’daki yaşamın ise farklı kökenden insanların yaşadığı çok kültürlü bir şehir olduğu için daha güzel olduğunu söylüyor.

Qussai Almanca öğrendikten sonra Dormund’daki Train of Hope e. V. derneğine başvurarak mültecilere yardım gönüllüsü olmuş. Özellikle yaşlılara ve ailelere resmî dairelere, doktora ve okula giderken eşlik ettiğini, fakat şu anda bitirme tezini yazdığı için gönüllü çalışmalara bir süre ara verdiğini belirtiyor.

Ukraynalı mültecilere tanınan kolaylıklarla ilgili olarak Qussai, “Bizimle Ukraynalı mültecilere yönelik uygulamalar arasındaki en belirgin fark onların iltica başvurusunda bulunmaları gerekmiyor, ki bu süreç aylarca sürebiliyor. Ayrıca doğrudan bir eve çıkabiliyor, dil kursuna gidebiliyor ve çalışma izinleri olduğu için hemen işe girebiliyorlar. Bizzat bir tanıdığım dil kurusuna gidebilmek için 5 aydır Federal Göçmen ve Mülteciler Dairesi’nden başvuru randevusu alabilmeyi bekliyor.” diyor.

En can alıcı farkın ise Ukraynalı ailelerin parçalanmadan ve Avrupa Birliği ülkelerinde engellenmeden hatta destek alarak serbestçe yolculuk yapabilmeleri olduğunu söylüyor. Kendileri ise Almanya’ya ulaşana kadar geçtikleri tüm ülkelerde yasa dışı kabul edildiklerinden hep polisten saklanmak zorunda kalmışlar. “Bizim için yol hayati tehlikeler barındırıyordu. Bu yolu ailece kat edebilmek çok zordu, kadınlar içinse neredeyse imkânsızdı. Bu nedenle biz erkekler olarak yalnız gelip, sonradan ailemizi yanımıza aldırabilmek için aile birleşimi başvurusu yapmak zorundaydık.” diyen Qussai’nin Suriye’deki annesi ve kız kardeşini yanlarına aldırabilmesi tam 3 yıl sürmüş.

Siyaset ve medyanın Rusya-Ukrayna savaşına dair benimsediği yaklaşım ve söylemin, toplumunun Ukraynalı mültecilerle daha fazla empati kurabilmesini mümkün kılan bir algı oluşturduğu görüşüne katılan Qussai, 2015’te de yüz binlerce insanın din ve köken gözetmeden kendilerine yardım için seferber olduğunu, ancak şu anda Ukraynalı mültecilere yönelik toplumsal dayanışmanın çok daha güçlü olduğunu gözlemlediğini belirtiyor. “İnsanlar onlara kendi evlerini açıyorlar. Bizim için ise kiralık bir daire bulabilmek bile büyük bir zorluktu; Arapça bir isme sahip olmak reddedilmek için tek başına yeterli bir nedendi.” diyor.

“Eşimin Başörtüsü ve Müslümanlarla Problemi Var”

DOSYA: "Makbul Mültecinin Peşinde

“Çünkü Onlar...” – Avrupa’nın Mülteci Hiyerarşisi İmtihanı

5 Mayıs 2022

Bununla birlikte Ukraynalı her mülteci de aynı yardımseverlik ve dayanışma ruhuyla karşılanmıyor. Ukrayna’daki savaştan kaçan ancak Ukrayna vatandaşı olmayan mültecilere yönelik sınırlarda uygulanan ırkçı ayrımcılık vakaları, siyahi mültecilerin “gerçek Ukraynalı” olmadıkları için kendilerini Avrupa ülkelerine götürecek trenlere alınmaması veya sınır kapılarında günlerce bekletilmesi yapılan ayrımcılığı gözler önüne seriyor.

Sınır kapılarında yaşanan bu uygulama öyle görünüyor ki toplumun bazı kesimlerinde de karşılık buluyor. Ukrayna’daki savaştan kaçarak Almanya’ya sığınan Ahmad ve Iryna’nın yaşadıkları da buna bir örnek teşkil ediyor. Ahmad Mısır kökenli, eşi Iryna ise Ukraynalı. Her ikisi de tıp öğrencisi. Savaştan kaçıp 10 Mart 2022’de Almanya’ya sığınarak, Düsseldorf şehrinde mülteci kampı olarak kullanılan Messe Halle’ye yerleşmişler. Orada bir süre kaldıklarını ancak eşi Iryna’nın tesettürlü olması nedeniyle birçok kişiyle paylaştıkları kampta rahat edemediklerini belirtiyor Ahmad. Bunun üzerine bir süre misafir olabilecekleri gönüllü bir aile arayışına giriyorlar. Mültecilere kalacak ev ve aile bulma konusunda yardımcı olan Ukraynalı bir kadın gönüllünün yardımıyla kendilerini misafir etmeyi kabul eden bir aile buluyorlar. Öncesinde aileyle misafirlerinin Ukraynalı ve Mısırlı bir öğrenci çift olduğu bilgisi paylaşılıyor.

Aile kendilerini ilk gün iyi karşılıyor, planlarını ve ne yapmak istediklerini soruyor ve kalabilecekleri bir yer bulana kadar kendilerini misafir edeceklerini belirtiyorlar. Ancak ertesi gün, Ahmad ve Iryna Düsseldorf’a giderek kamptaki kayıtlarını sildirip döndükten sonra ev sahibi Ahmad’a Mısırlı olduğu için Almanya’da kalma hakkının olmadığı gerekçesiyle evlerini hemen terk etmeleri gerektiğini söylüyor. Ahmad, bunun böyle olmadığını, Ukrayna vatandaşı eşi ve kendisinin bir aile oldukları için yasal olarak Almanya’ya iltica haklarının olduğunu kendisine hatırlatıyor, ama ev sahibi bu defa da korona salgını, kendisinin de o evde kiracı olduğu ve onları almaya tek başına yetkisi olmadığı, esasında Ukraynalı bir anne ve çocuklarını misafir etmek istedikleri gibi nedenler öne sürüyor. Ancak Iryna’nın ev sahibi kadından duyduğu, “Benim değil ama kocamın başörtüsü ve Müslümanla bir problemi var, sorun bu.” itirafı asıl meselenin ne olduğunu açıklıyor. Ahmad de ev sahibinin konuşmaları esnasında açıkça ifade etmese de Müslüman olmaları ve oruç tutacak olmalarından hoşnut olmadığını mimik ve tavırlarıyla dolaylı olarak ifade ettiğini söylüyor.

Genç çift şu anda bir gönüllünün kendilerine birkaç aylığına tahsis ettiği bir dairede kalıyor.  Başlarından geçenleri anlattıkları yeni ev sahiplerinin kendilerine bu konuda çok destek olduğunu ifade eden Ahmad ve Iryna, “iyi insanlar daha kalabalık” yorumunu yapıyorlar.

*Sosyal yardım kurumu çalışanının kişisel bilgileri kendi isteği üzerine değiştirilmiştir.

Meltem Kural

Londra Üniversitesi SOAS’ta (School of Oriental and African Studies) yüksek lisans eğitimini tamamlayan Kural Perspektif dergisi yayın kurulunda yer almaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bu içerik 311. Sayıda yayımlanmıştır

Perspektif’te yayınlanan içeriklerden anında haberdar olmak için ücretsiz e-bültenimize abone olabilirsiniz

    HABER BÜLTENİ

    Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

      Hakkımızda

      Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

      YAZININ DEVAMI
      Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar |