Cami saldırıları

Saldırıya Uğrayan Bir Cami Olmasaydı Bu Kadar Sessiz Kalınır mıydı?

Almanya’nın Hannover şehrinde iki camiye yönelik saldırıların ardından polis suskunluğa büründü. Almanya’daki cami saldırılarına yönelik sessizliğin nedeni ne?

Saldırıya Uğrayan Bir Cami Olmasaydı Bu Kadar Sessiz Kalınır mıydı?
Hannover'deki IGMG camii.

Bir an için şunu hayal edelim: Almanya’nın en büyük şehirlerinden birisi olan Hannover’de iki sinagogun dış cephelerine “Hamas” ve “Filistin” gibi siyasi sloganlar yazılmış olsun. Ertesi sabah sinagogun cemaati bu yazıları görmüş olsunlar. Büyük ihtimalle sarsılmış, korkmuş ve neye uğradığını şaşırmış olan Yahudi cemaati hemen polisi arardı. Böyle bir senaryoda polis elbette derhal soruşturma başlatırdı.

Şimdi bir de polisin bu olayı kamuoyuyla paylaşmadığını, herhangi bir açıklama yapmadığını ya da duyuru yayınlamadığını düşünelim. Kamuya yapılan bir çağrı yok. Sivil topluma yönelik tek bir bilgilendirme yok. Kınama yok. Sadece sessizlik var.

Bu senaryo elbette herkesi rahatsız ederdi. Özellikle Almanya bağlamında oldukça absürt olan böyle bir yaklaşım, ibadethanesi saldırıya uğrayan insanlar açısından da ağır bir durum oluştururdu.

Fakat ne yazık ki Hannover’de yaşananlar tam olarak böyle bir duruma işaret ediyor. Aradaki tek fark, hedef alınan yerlerin sinagog değil iki cami olması.

Hannover’de 9 Aralık gecesi, saat 3 civarında İslam Toplumu Millî Görüş’e (IGMG) bağlı Hannover Camisi’nin dış duvarlarına İsrail Savunma Kuvvetleri’ne atıfla “IDF” ve “İsrail” ifadeleri yazıldı. Bu saldırıyla eş zamanlı olarak Diyanet İşleri Türk İslam Birliğine (DİTİB) bağlı Hannover Merkez Camisi’ne de benzer yazılar yazıldı. Bu olaylarda mala zarar verme, siyasi motivasyonlu suçlar ve dinî mekânlara yönelik saldırı gibi farklı bağlamlarda güvenlik kurumlarında alarm zillerini çaldıracak tüm unsurlar mevcuttu.

Cami Saldırılarına Karşı Polisin Sessizliği

Hannover Polisi, IslamiQ’in sorusu üzerine saldırıları doğruladı ancak kasıtlı olarak herhangi bir kamuoyu açıklaması yapmamayı tercih etti. Polis yaptığı açıklamada, “Öncelikle aktif bir duyuru yapmaktan kaçındıklarını”, çünkü “tek başına mala zarar verme suçunun zorunlu bir kamuoyu uyarısı veya halkı bilinçlendirme gereksinimi doğurmadığını” söyledi. Gerekçe olarak da farklı soruşturma ve polisin takip ettiği taktikler gibi nedenler gösterildi.

Oysa polis teşkilatının diğer güncel basın bültenlerine bakıldığında bambaşka bir tablo ortaya çıkıyor. Hannover polisi şimdiye kadar bir teleskobun çalınması, trafik kazaları ya da bir benzin istasyonunun camlarının kırılması gibi olaylara dair açıklamalar yayınlamıştı. Hannover’deki tüm bu olaylar, camilere yapılan saldırının aksine kamuoyuna duyurulmaya değer bulunmuştu.

Dolayısıyla Hannover polisinin “kamuoyunu bilgilendirmeye gerek yok” söylemi aslında polisin takip ettiği bir prensip değil, bir tercih. Ve bu tercih, bu olayda Müslüman cemaatlerin aleyhine işliyor.

Almanya’daki Müslümanlar herhangi bir ayrıcalık talep etmiyor. Aslında Müslümanlar, Almanya’daki diğer dinî topluluklara tanınan ciddiyetin kendilerine yönelik olarak da gösterilmesini istiyorlar. Zira ibadethanelere yönelik saldırılar, hangi ibadethane söz konusu olursa olsun, toplumsal iklimi zehirleyecektir. Bu saldırılar önemsiz olaylar değil; korku yaratmayı hedefleyen siyasi mesajlardır.

Müslümanlar Güvenlik Birimlerinin Kör Noktasına Düşüyor

Almanya’da yalnızca 2025 yılının ilk dokuz ayında 930 İslam karşıtı suç kayıtlara geçti. Üstelik bu saldırılar marjinal birer sorun değil; buzdağının yalnızca görünen kısmıydı. Tam da bu nedenle her küçümseme, her gecikme, bu soruna dair iletişimden kaçış anlamına gelen her tutum mağdurlar için ikinci bir darbe niteliğinde.

Hannover polisinin iletişimi (ya da iletişimsizliği) yalnızca bir soruşturma taktiği olarak yorumlanamaz. Polisin tercih ettiği iletişim, aynı zamanda demokratik bir sorumlulukla da yakından ilgili. Güvenlik kurumları bu iletişimle şeffaflık sağlayıp varlık gösterirler ve mağdurlara “Sizi görüyoruz. Yanınızdayız.” duygusunu verirler.

Buna karşın tam da hassasiyet gerektiren durumlarda susulduğunda, tam tersi bir izlenim doğar: Almanya’da bazı dinî grupların korunmaya değer olduğu, diğerlerinin ise tabiri caizse bir kör noktada bırakıldığı ortaya çıkar.

Bu anlamda Hannover polisinin suskunluğu vahimdir. Bu suskunluk, camilere yönelik saldırıların diğer dinî mekânlara yönelik saldırılar kadar toplumsal öneme sahip görülmediğini ifade etmektedir. Oysa Hannover’deki ilgili cemaatlerin yalnızca arka planda yürütülen soruşturmalara değil, kamuya açık bir dayanışmaya, net bir iletişime ve görünür bir sahiplenmeye hakkı var.

Hannover’deki camilere yönelik saldırılar insanın aklına şu soruyu getiriyor: Saldırıya uğrayan ibadethane cami olmasaydı da bu kadar sessiz kalınır mıydı?

Muhammed Suiçmez

Marmara Üniversitesinde İslam ilahiyatı bölümünde eğitimini tamamlayan Suiçmez, yüksek lisans eğitimini Osnabrück Üniversitesinde manevi rehberlik alanında bitirmiştir. Suiçmez şu anda IslamiQ haber-yorum platformunun genel yayın yönetmenliğini yürütmektedir.

Yazarın diğer yazıları
Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi #0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler