Eyalet Meclisi Seçimleri

Baden-Württemberg Seçimleri: Parti Programlarında İslam ve Müslümanlar

Baden-Württemberg eyaletinde 8 Mart’ta yapılacak seçimlere sayılı günler kaldı. Göç ve güvenlik tartışmaları siyasetin merkezinde yer alırken, partiler İslam din derslerinden ana dil eğitimine, “siyasal İslam” söyleminden Ramazan Bayramı’nın resmî tatil olup olmayacağına kadar birçok başlıkta farklı politikalar ortaya koyuyor.

Baden-Württemberg Seçimleri: Parti Programlarında İslam ve Müslümanlar
8 Mart 2026 tarihindeki seçimler için Baden-Württemberg eyaletinde kullanılacak olan oy pusulası. | Fotoğraf: Firn - Shutterstock.

Almanya’nın ekonomik lokomotiflerinden biri olan Baden-Württemberg eyaleti, yeni parlamentosunu (Landtag) seçmeye hazırlanıyor. 8 Mart’taki seçimlerde yaklaşık 7,7 milyon kişi oy kullanma hakkına sahip ve bunların yaklaşık 650 bini ilk kez oy kullanacak seçmenlerden oluşuyor. İlk kez 16 ve 17 yaşındakilerin de oy kullanmasına izin veriliyor. Mevcut parlamentoda çevreci Yeşiller (Bündnis 90/Die Grünen) 58 koltukla liderliği elinde tutarken, muhafazakâr CDU (Hristiyan Demokrat Birlik) 42 koltukla takipte. Onları sırasıyla Sosyal Demokratlar (SPD), Hür Demokrat Parti (FDP) ve aşırı sağ parti Almanya için Alfernatif (AfD) izliyor.

Baden-Württemberg’de CDU’nun liste başı adayı Manuel Hagel, Yeşiller’in adayı olan eski Federal Tarım Bakanı Cem Özdemir’e karşı yarışıyor. Geçtiğimiz aylarda CDU anketlerde Yeşiller’in açık ara önündeydi. Ancak seçime kısa süre kala yarışın kızıştığı görülüyor: Infratest dimap’ın 26 Şubat tarihli anket sonuçlarına göre CDU yüzde 28 ile, yüzde 27 alan Yeşiller’in sadece bir puan önünde. Forschungsgruppe Wahlen adlı kamuoyu araştırma enstitüsü ise CDU’yu iki puan önde görüyor. Seçim kampanyasına göç, entegrasyon ve güvenlik konuları yön veriyor. Peki, partilerin seçim programlarında İslam hakkında ne yazıyor ve Müslümanlar için neler öngörülüyor?

Yeşiller’in Odağında Eğitim ve Diyalog Var

Yeşiller, seçim programında İslam din derslerinin devam ettirilmesini açıkça taahhüt ediyor. Müslüman çocuklara “temelli bir dinî eğitim ile özerklik ve hoşgörü bilinci kazandırmak” amacıyla üniversiteler ve yüksekokullarla iş birliği içinde bu derslerin sürdürülmesini savunuyorlar.

Aynı zamanda, bugüne kadar konsolosluklar tarafından organize edilen ana dil eğitiminin gelecekte devlet sorumluluğuna alınması hedefleniyor. Yeşiller ayrıca Müslüman cemaatlerle iş birliğini de genişletmek istiyor: “Baden-Württemberg İslam Danışma Kurulu”nun (Islamberatung), eyaletteki Müslüman cemaatler ve derneklerle iş birliği için merkezi bir muhatap noktası hâline gelmesi planlanıyor.

Güvenlik politikası açısından Yeşiller, din özgürlüğünü aşırıcılıktan net bir şekilde ayırıyor. Programda, “İslamcılık demokrasi karşıtı, Yahudi düşmanı, kadın düşmanı ve queer kimlikli insanların karşıdır.” deniliyor. Öte yandan parti şunu vurguluyor: “İslamcılıkla mücadelemiz, asla Müslümanlara yönelik genel bir şüpheye (topyekûn zan) yol açmamalıdır.” Müslümanların ezici çoğunluğunun “demokratik toplumun doğal bir parçası” olduğu belirtiliyor.

SPD Programında Müslümanlara Güvenlik Perspektifiyle Bakılıyor

SPD, din politikasını güçlü bir şekilde güvenlik meselelerine bağlıyor. Nefret veya şiddetin yayıldığı organizasyonların veya dini mekanların kararlılıkla kapatılması gerektiğini savunuyorlar: “Ülkemizde nefret, kışkırtma ve Yahudi düşmanlığı yayıldığında, örneğin İslamcı dua odalarında şiddet çağrısı yapıldığında, bu mekanları kapatırız.”

Bununla birlikte parti, dinin entegrasyon politikasındaki rolünü vurguluyor ve dinler arası formatları güçlendirmek istiyor. Yeşiller gibi SPD de ana dil eğitimini “şimdiye kadar olduğu gibi konsoloslukların değil, devletin sorumluluğu altına” almayı planlıyor. Ayrıca cezaevlerinde İslami manevi rehberlik hizmetinin (seelsorge) bağlayıcı bir şekilde sunulması hedefleniyor. Genel olarak SPD, demokrasiye yönelik en büyük tehdidi aşırı sağda görüyor ancak “İslamcı terörü” de bir tehlike olarak adlandırıyor. Buna karşın Müslümanlara yönelik saldırılar veya Müslüman düşmanlığı programda neredeyse hiç yer almıyor.

CDU, Aşırı Sağcılığı Bir Sorun Olarak Görmüyor

CDU, “siyasal İslam” ile mücadeleyi merkeze koyuyor. Seçim programında “Almanya’da anayasa (Grundgesetz) geçerlidir, şeriat değil” ifadesi yer alıyor. Siyasal İslam’a karşı “tüm kararlılıkla durulacağı” belirtiliyor. Aynı zamanda, okulardaki İslam din dersleri ve üniversitelerdeki İslami İlahiyat bölümlerinin “yabancı devletlerin etkisinden kararlılıkla kurtarılması” gerektiği vurgulanıyor.

Siyasal İslam konusu kapsamlı bir şekilde ele alınırken, aşırı sağcılık programda yalnızca marjinal bir rol oynuyor. Bu konu sadece bir kez diğer ekstremizm türleriyle birlikte anılıyor: Özgürlükçü demokratik düzenin “İslamcılar ile sağ ve sol ekstremist kişiler” tarafından tehdit edildiği ifade ediliyor.

FDP: Radikalleşmeye Karşı Din ve Etik Dersleri

FDP, dinî cemaatlerle iş birliğine odaklanıyor ve devlet tarafından organize edilen bir İslam din dersini destekliyor. Bu derslerin “anayasal zeminde durması” ve “dinî radikalleşme ile paralel toplumların oluşmasını önlemesi” gerektiği savunuluyor.

Din dersinin yanı sıra FDP, 1. sınıftan itibaren kapsamlı bir etik dersi planlıyor. Ayrıca parti, Yahudi yaşamının korunmasını ve “Yahudi düşmanlığının her türüne karşı net bir tavır” alınmasını vurguluyor. Müslüman düşmanlığı ise programda neredeyse hiç zikredilmiyor.

Sol Parti (Die Linke): Eşit Haklar ve Bayram Tatili

Sol Parti, dünya görüşü bakımından tarafsız bir devletten ve tüm dinlere eşit muamele edilmesinden yana. Müslümanların haklarının savunulmasını açıkça vurguluyorlar: “Yahudilerin, Müslümanların ve diğer azınlıkların dinleri veya dünya görüşleri nedeniyle ayrımcılığa uğramaları durumunda haklarını savunuyoruz.”

Sembolik politikalar düzeyinde parti, Müslüman ve Yahudi dinî cemaatleri için de yasal tatil günleri talep ediyor. Örneğin, Ramazan Bayramı yasal tatil olmalı. Bu talep, “İslam ve Yahudiliğin Almanya’ya ait olduğu” gerekçesine dayandırılıyor. Aynı zamanda Sol Parti, ırkçılığı merkezi bir toplumsal sorun olarak sunuyor ve Müslüman kökenli ülkelerden gelen insanlara Yahudi düşmanlığının atfedilmesini (yaftalanmasını) ırkçı bir yaklaşım olarak eleştiriyor.

AfD: Sert Tedbirler ve Sınırlandırma

Aşırı sağ parti AfD, İslamcı ekstremizmi temel bir güvenlik tehdidi olarak tanımlıyor ve Yahudi düşmanlığını (antisemitizm) her şeyden önce “ithal edilmiş bir fenomen” olarak görüyor. İslamcı “tehlikeli şahıslara” (Gefährder) karşı sert önlemler alınmasını talep ediyor: Bu kişilerin “yakalanması, gözaltına alınması ve kararlılıkla sınır dışı edilmesi” isteniyor.

Parti bu konuyu doğrudan göç temasıyla ilişkilendiriyor. “Kontrolsüz göçün” sona erdirilmesi gerektiğini, çünkü ekstremistlerin bu yolla ülkeye girdiğini savunuyorlar. Böylece İslamcılık ve göç konuları arasında doğrudan bir bağ kuruluyor.

Muhammed Suiçmez

Marmara Üniversitesinde İslam ilahiyatı bölümünde eğitimini tamamlayan Suiçmez, yüksek lisans eğitimini Osnabrück Üniversitesinde manevi rehberlik alanında bitirmiştir. Suiçmez şu anda IslamiQ haber-yorum platformunun genel yayın yönetmenliğini yürütmektedir.

Yazarın diğer yazıları
Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi #0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler