Uyum Raporu Fransa’da Tabuları Yıkacak Uyum Raporu: Ayrımcılık ve Eşit Haklar

Fransa’da yükselişe geçen dinsel, etnik ve kültürel düşmanlık kaygı verici boyutlara ulaştı. Bu düşmanlığın hedef tahtasında bilhassa Müslümanlar var. Toplumun farklı kesimlerinden gelen çağrıları dikkate alan hükümet, verdiği söz doğrultusunda dışlama, ayrımcılık ve saldırıların hızını kesmeyi amaçlayan çalışmalar başlattı.

1 Şubat 2014

Geçtiğimiz kasım ayında aralarında akademisyen, sivil toplum örgütleri, özel ve kamu sektörü çalışanlarının temsilcileri ve konusunda uzmanlardan oluşan çalışma grubu tarafından Başbakan Jean-Marc Ayrault’a sunulan, bakanın internet sitesinde yer alan ve sonrasında Le Figaro gazetesinde yayımlanmasıyla kamuoyuna duyurulan uyum raporu, ülke gündeminden hiç düşmeyen tartışmaları tekrar alevlendirmiştir. Aslında bu çalışma birkaç aşamada hazırlanmış olup ilkini Fransız Devlet Konseyi üyesi ve uyum uzmanı olan Thierry Tuot, 7 Şubat 2013’de tamamlamıştır. Tuot’un çalışmasının başlığı çarpıcı (“Büyük millet, kapsayıcı topluma doğru”), raporun içeriği ise ülkenin çoğunluğunun tersine fikir beyan ettiği için “yakıcı” niteliktedir.

Beş bölümden oluşan raporda şimdiye kadar uyum konusunu ele alan bütün tartışmaların bir kenara konulup, ayrımcılıklarla mücadele ve eşit haklar ekseninde yeni bir tartışma platformu oluşturulmasının hedeflendiği belirtilmiştir. Raporda vurgu yapılan en önemli noktalardan bir tanesi “yasal ayrımcılıklarla” mücadelede okullarda yaşanan ve uygulamaya konan ayrımcı yönetmelikler ve yasal düzenlemelere son verilmesi olmuştur. Ayrıca raporda Sömürgecilik Müzesi açılması, kent, meydan ve sokaklara Fransa’nın yeni kimliklerini de dikkate alarak yeni isimler verilmesi, liselerde Arapça dersleri verilmesi, post-sömürgeci tutumlardan uzaklaşıp Fransa kimliğinin arabo-oryantal boyutunun inkâr edilmemesi, ırksal tacizin suç kapsamına alınması gibi önemli noktalar ele alınmıştır.

“Fransa’nın Sonunu Getirecek ve Radikalleşmeyi Besleyecek”

Raporda önerilen “okulda başörtüsü ve okul çıkışında başörtülü ebeveynlerin çocuklarına eşlik etme özgürlüğü, Fransa’da konuşulan bütün dillerin Fransızca gibi tanınması” gibi konulara sol eğilimli oluşumlar daha temkinli yaklaşırken ülkenin sağ kesiminden şiddetli tenkitler gelmektedir. Fakat en ağır tepkilerin yine siyasilerden gelmesi, Fransa’da uyum tartışmalarının hâlâ tabulara bağlı olduğu gerçeğini ortaya koymaktadır. Buna en açık kanıt, sağ partilerin “Fransa’nın sonunu getirecek ve radikalleşmeyi besleyecek” ifadeleriyle değerlendirdikleri rapora dair ortaya atılan iddialardır. Bu iddialara göre rapor, “haklar ve zorunluluklara dayalı cumhuriyetçi uyum modeline aykırıdır.” Ana muhalefet partisi olan Halk Hareket Birliği (Union pour un Mouvement Populaire-UMP) lideri Jean-François Copé’ye göre de bu rapor oldukça sakıncalıdır; zira Copé’ye göre yapılmak istenen ülkenin kültür ve değerlerinin “başkalarının” kültür ve değerlerine kurban edilmesidir. Bu tür söylemlerin aşırı sağcı parti Ulusal Cephe (Front National)’nin öne sürdüğü argümanlarla benzerlik göstermesi de ayrıca düşündürücüdür. Ulusal Cephe Başkanı Marine Le Pen basın açıklamasıyla duyurduğu görüşlerinde bu teşebbüsün çok tehlikeli bir provakasyon olduğunu ve raporun cumhuriyetçi modeli tamamen terketmeyi, bölünmüş ve aşırı gruplaşmış (ultra-communautarisée) bir toplum yaratmayı ve büyük ölçekli göç politikalarına karşı çıkan Fransız halkına savaş açmayı hedeflediğini belirtmiştir.

“Bu Rapor Hükümetimizi Bağlamaz”

“Cumhuriyeti yıkma, laikliği tehdit olarak algılama, cumhuriyet kanunları ve değerlerine savaş açma” çevresinde odaklanan eleştiriler, anayasanın garanti altına aldığı temel hak ve özgürlüklerin Fransa Cumhuriyeti’ne, laik düzene karşı nasıl tehdit unsurları olarak algılandıklarını ortaya koymaktadır. Her ne kadar hükümet üyeleri arasında da rahatsızlık yaratan rapor hakkında Cumhurbaşkanı Hollande ve İçişleri Bakanı Manuel Valls’ın, “Bu rapor hükümetimizi bağlamaz.” çıkışlarıyla tansiyon düşmüş gibi görünse de, asıl hararetli tartışmaların ocak ayındaki Bakanlar Kurulu sonrasında yaşanması bekleniyor.

Bugün gelinen noktada Fransız halkının bir kısmını hâlâ göçmen, yabancı olarak görüp tartışmaları uyum politikası üzerinden yürütmek ne kadar yanlışsa, felsefi laikliğe vurgu yaparak bu toplumun kültürel ve dinî aidiyetlerini sert bir dille reddetmek ve dışlamak da bir o kadar isabetsiz bir tutumdur. Bugün Fransa’da laiklik öne sürülerek özel alan-kamusal alan ayrımı yapılmaktadır. Buna göre bütün farklılıklar özel alanla sınırlandırılıp, kamusal alanda hiçbir dinî veya kültürel aidiyeti ifade etme söz konusu edilmemektedir. Din ve vicdan özgürlüğüne yapılan her türlü atfı Fransız cumhuriyeti ve laikliğine tehdit olarak değerlendirmek siyasi laikliğin tarafsızlık ilkesiyle bağdaşmamaktadır.

Bu nedenle bakanlığa sunulan raporun damgalayıcı, dışlayıcı ortamı besleyen göç, uyum gibi kavramların kullanımı yerine konuyu birlikte yaşama felsefesi üzerinden ele alması son derece umut vericidir. Birlikte yaşamın olmazsa olmaz şartı olan “biz” ruhunu ortaya çıkarmanın en kestirme yolu, “biz ve onlar” ayrışmasına imkân sağlayan, belli bir kesimi veya coğrafi bölgeyi hedef alan, banliyöler ve hassas semtlere işaret eden eskimiş kavramları bırakmaktır.

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar