Psikolojii

İslamofobik Söylemler, Amerikalı Müslümanların Ruh Sağlığını Nasıl Etkiliyor?

İran'la süren savaşla birlikte ABD’de yeniden yükselen İslamofobik söylem, yalnızca siyasi dili sertleştirmekle kalmıyor; Amerikalı Müslümanların günlük yaşamdan sağlık hizmetlerine erişimine kadar uzanan derin bir psikolojik baskı ve güvensizlik ortamı yaratıyor. Araştırmalar, bu söylemin ayrımcılığı beslerken ruh sağlığı üzerinde kalıcı etkiler bıraktığını gösteriyor.

İslamofobik Söylemler, Amerikalı Müslümanların Ruh Sağlığını Nasıl Etkiliyor?
Fotoğraf: Izlan Somai Photography - Shutterstock.

İran’la yaşanan savaş, Müslüman karşıtı söylemlerde belirgin bir artışa yol açtı; bu dil kısa sürede siyasetin merkezine de sirayet etti. Florida’dan ABD Temsilciler Meclisi üyesi Randy Fine, X platformunda “Köpekler ile Müslümanlar arasında bir seçim yapmak zor değil.” ifadelerini kullandı ve başka bir paylaşımında “Daha fazla İslamofobiye ihtiyacımız var, daha azına değil.” dedi. Benzer şekilde Teksas parlamenteri Brandon Gill, “Amerika’ya Müslüman göçünün durdurulması.” çağrısında bulundu.

Organize Nefret Çalışmaları Merkezi (CSO Hate) tarafından yapılan bir araştırma, çatışmanın ilk altı gününde yalnızca X sosyal medya platformunda günlük İslamofobik paylaşımların ortalama sayısının 2.000’den 6.000’e yükseldiğini ortaya koydu.

Son yirmi yıldır, özellikle 11 Eylül saldırılarının ardından artan nefret suçlarının izini sürerek İslamofobinin ruh sağlığı üzerindeki etkilerini inceliyorum. Araştırmalar açıkça gösteriyor ki Müslümanlara yönelik olumsuz temsiller kamuoyunun algısını şekillendiriyor ve bu durum ayrımcılığın, nefret suçlarının ve psikolojik sorunların artmasına zemin hazırlıyor.

İslamofobinin Dalgalı Ama Süreklilik Gösteren Artışı

ABD’de İslamofobi, küresel çatışmalar, siyasi kampanyalar ve terör saldırıları sırasında yükselme eğilimi gösteriyor. İnsan hakları savunucusu kuruluş Human Rights First, 2015 yılında Suriyeli kitlesel mülteci akını sonrasında İslamofobide ciddi bir artış yaşandığını belgelemiştir. Aynı yıl Paris’te gerçekleşen saldırılar ve Kaliforniya’nın San Bernardino kentindeki silahlı saldırı, terörle ilgili toplumsal kaygıları artırmış ve Müslümanlara yönelik suçlarda yükselişe yol açmıştır.

İslamofobik söylem, Donald Trump’ın 2016’daki ilk seçim kampanyası sırasında yoğunlaşmış ve başkanlığı döneminde de devam etmiştir. Bu söylem, Müslümanları çoğunlukla bir güvenlik tehdidi olarak çerçevelemiştir. Dijital medya araştırmacısı Burton Speakman ile birlikte yaptığımız çalışmada, 2016-2019 yılları arasında sosyal medyada siyasi sağ içinde bu tür söylemlerin giderek daha fazla kabul gördüğünü tespit ettik.

Sosyal medya paylaşımları ve yorumlar, Müslümanlara yönelik insanlıktan çıkarıcı dilin artan kullanımını ortaya koydu. 2020 yılında yürüttüğüm bir araştırmada, 830 Amerikalı Müslümanın çoğunluğu en yoğun İslamofobik içerikle Facebook’ta karşılaştığını, bunu Twitter ve Instagram’ın izlediğini belirtti. Bu eğilim, sağ eğilimli medyada İslam’ın ele alınış biçimine de yansıdı; Müslümanlar sıklıkla “şeriat dayatmak isteyen istilacılar” ve sosyal refah sistemine yük olarak tasvir edildi.

Ana akım medya da İslam’ı çoğunlukla terör bağlamında ele alarak ve Müslümanları diğer etnik, ırksal ya da dinî azınlıklara kıyasla daha olumsuz şekilde sunarak bu olumsuz temsilleri güçlendirebilmektedir.

Nefret suçları da İslamofobik söylemle paralel biçimde artış gösterir. 2016 yılında, bu söylemin yoğun olduğu bir dönemde, 307 vaka kayda geçmiştir: Bu sayı 11 Eylül sonrasındaki en yüksek seviyedir. Ertesi yıl düşüş yaşansa da, 2024’te İsrail ve Hamas arasındaki savaşın başlamasıyla birlikte yeniden artış görülmüş ve o yıl 288 Müslüman karşıtı nefret suçu rapor edilmiştir.

2025 yılında yapılan bir ankete göre, Amerikalı Müslümanların yüzde 63’ü din temelli ayrımcılığa maruz kaldığını belirtmiş; birçok katılımcı 2016’dan bu yana her yıl en az bir ayrımcılık vakası yaşadığını ifade etmiştir.

Amerikalı Müslümanların Ruh Sağlığı

İslamofobinin birikimli etkileri, Amerikalı Müslümanların ruh sağlığını ve sağlık hizmetlerine erişimini doğrudan etkilemektedir.
11 Eylül’den bu yana yapılan çok sayıda çalışma, Müslüman Amerikan toplumunun maruz kaldığı yüksek ayrımcılık oranlarını artan depresyon oranlarıyla ilişkilendirmektedir. Ayrımcılık deneyimleri ayrıca bazı Müslüman Amerikalıların “Amerikalı olarak görülmedikleri” hissine kapılmasına yol açmaktadır.

2020 tarihli çalışmamda katılımcıların yüzde 31’i sosyal medyanın ruh sağlıkları üzerindeki etkisini dile getirdi. Birçok kişi Müslüman kimliğini sosyal medyada görünür kılmaktan, Müslüman bir siyasi adayı desteklemekten ya da dinî içerik paylaşmaktan kaçındığını belirtti. Katılımcıların yüzde 27’si ise sosyal medya hesaplarını tamamen kapattığını veya sildiğini ifade etti.

Bunun yanı sıra birçok Müslüman, Müslüman olmayan sağlık hizmeti sağlayıcılarından hem fiziksel hem de psikolojik tedavi almaktan çekindiğini bildirmektedir. Bu durum, Amerikalı Müslümanların mevcut sağlık hizmetlerini diğer etnik ve dini azınlıklara kıyasla belirgin şekilde daha az kullanmasına yol açmaktadır.

2015 yılında yapılan bir araştırma, Amerikalı Müslümanların yaklaşık üçte birinin sağlık hizmeti ortamlarında ayrımcılığa maruz kaldığını ortaya koymuştur. Bu durum, sağlık çalışanlarına duyulan güveni zedelemektedir. Katılımcıların çoğu kaba muamele gördüğünü, mahremiyet gereksinimlerinin dikkate alınmadığını veya ağrılarının ciddiye alınmadığını ifade etmiştir. Bir katılımcı bunu şöyle dile getirmiştir: “Ameliyata girerken sağlık çalışanları başörtümü korumamın ve vücudumun büyük kısmının örtülü olmasını istememin önemini anlamadı.”

2023 tarihli çalışmamda ise bazı katılımcılar, ruh sağlığı uzmanlarının kendilerini birey olarak değil, yalnızca dini kimlikleri üzerinden değerlendirdiğini aktarmıştır. Bir katılımcı, bir uzmanın “sorunları hızlıca dine veya kültüre bağlama eğiliminde olduğunu” söylemiş ve “Beni stereotipleştirmelerinden endişe ediyorum ve kendimi sürekli savunmada hissediyorum” ifadelerini kullanmıştır.

Henüz değerlendirme aşamasında olan 2024 tarihli son çalışmamda, psikolojik hizmetlerden yararlanmış 325 Amerikalı Müslümana sağlık arama davranışları soruldu: Katılımcıların yüzde 56’sı sağlık hizmeti sağlayıcılarının önyargılı olmasından, %57’si ise yanlış anlaşılmaktan endişe duyduğunu belirtti.

Trump travel ban sonrasında Yale School of Public Health araştırmacıları tarafından yapılan bir çalışma, birçok Amerikalı Müslümanın birinci basamak sağlık randevularını iptal ettiğini; buna karşın acil servis başvurularının arttığını ortaya koymuştur.

Müslümanlara Özel Geliştirilen Terapi Türleri Üzerine

Bu tabloya karşı hem yerel hem de ulusal düzeyde çeşitli girişimler geliştiriliyor. Öne çıkan yaklaşımlardan biri, Müslüman topluluklar içinde ruh sağlığı farkındalığını artırmak ve bu alanda çalışan uzman ağlarını güçlendirmek. Uzmanlar ve toplum liderleri, hem yüz yüze hem de dijital eğitimlerle bireylerin ruhsal sorunların belirtilerini tanımasını sağlıyor. “Ruh Sağlığı İlk Yardımı” gibi eğitim programları bu süreçte önemli rol oynuyor. Ayrıca Müslüman ruh sağlığı uzmanlarını bir araya getiren çevrimiçi dizinler oluşturulmuş durumda.

Bir diğer yaklaşım ise, ruh sağlığı profesyonellerinin eğitilmesini kapsıyor. Stanford Üniversitesi bünyesinde geliştirilen altı modüllü bir program, terapistlere dinî ve kültürel hassasiyetler konusunda bilgi sağlarken kendi önyargılarını sorgulama imkânı da sunuyor.

Son olarak Müslüman araştırmacılar ve sağlık çalışanları, dinî ve manevi unsurları tedavi süreçlerine entegre eden yeni yöntemler geliştiriyor. Kur’an-ı Kerim’den ilham alan psikoterapi yaklaşımları, peygamber öğretileri ve öz değerlendirme, dua ile farkındalık gibi uygulamalar bu kapsamda öne çıkıyor.

Amerikalı Müslümanlar, maruz kaldıkları nefret karşısında çoğu zaman kendilerini çaresiz hissediyor. Ancak daha güçlü bir farkındalık ve savunuculuk, hem İslamofobinin etkisini azaltabilir hem de zaten kırılgan olan bu topluluğun ruh sağlığı ihtiyaçlarına daha etkili yanıtlar üretilmesini sağlayabilir.

NOT: Bu yazının İngilizce aslı, 17 Nisan’da The Conversation tarafından yayımlanmıştır. Orijinal içerik Creative Commons Attribution 4.0 International (CC BY 4.0) lisansı altında tercüme edilmiştir.

Anisah Bagasra

İslam psikolojisi, İslamofobinin etkileri ve kültürel açıdan duyarlı ruh sağlığı araştırmaları üzerine çalışan Anisah Bagasra, Kennesaw State Üniversitesi Psikolojik Bilimler Bölümü bünyesinde doçent olarak görev yapmaktadır. Bagasra Müslüman Amerikalı ile Afrika kökenli Amerikalı inanç topluluklarında davranışsal sağlık üzerine uzmanlaşmış bir akademisyendir.

Yazarın diğer yazıları
Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi #0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler