Ara Seçimlere Girerken: Demokrat Partide İsrail Lobisi AIPAC’ın Solan Yıldızı
Ara seçimlere aylar kala Demokrat Parti içinde İsrail politikası ve lobi grubu AIPAC ile ilişkiler ilk kez bu ölçekte sorgulanıyor. Gazze konusu ve İran’a karşı başlatılan savaşın yarattığı maliyet, parti tabanında belirgin bir kırılmaya yol açarken; son anketler özellikle Demokrat Partili seçmenler arasında Filistin’e desteğin belirgin biçimde arttığını ortaya koyuyor. Bu değişim, yıllardır Washington siyasetinde belirleyici olan İsrail lobisi AIPAC’ın etkisinin zayıflayıp zayıflamadığı tartışmasını da beraberinde getiriyor.
3 Kasım Salı günü Amerikalılar sandık başına gidecek. 2024’te Trump’ın Beyaz Saray’a dönüşünden bu yana yapılacak ilk ulusal seçim olan ara seçimler, Cumhuriyetçilerin hem Temsilciler Meclisi hem de Senatoda sürdürdükleri çoğunluğu sonlandırabilir. Cumhuriyetçilerin her iki meclisten birinde çoğunluğu kaybetmesi hâlinde, Trump’ın ikinci başkanlık döneminin seyri derinden etkilenecektir. Demokratlar, Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu sağlarsa yönetimi soruşturma yetkisi kazanacak ve başkanın yasama gündemini engelleyebilecekler. Senato kontrolünü ele geçirirlerse, Trump’ın kabine ve federal yargıya atamalarını durdurabilecekler.
Ara seçimler ABD’de aynı zamanda başkanların ve politikalarının bir onay testi gibi de okunuyor. Kamuoyu araştırmaları, seçmenlerin tercihlerinde ekonomi ve güvenlik gibi temel konulardaki performansın belirleyici bir rol oynayabileceğini ortaya koyuyor. Örneğin, Fox News Poll’un Mart 2026’da yaptığı ankete göre seçmenlerin yüzde 86’sı enflasyon ve yüksek fiyatlarla ilgili, yüzde 80’i petrol fiyatlarıyla ilgili, yüzde 70’i de olası bir terör saldırısıyla ilgili endişeli.
Bu geleneksel konulara ek olarak, 2026 ara seçimlerine özgü yeni gündem maddeleri de var. Bunların başında ABD-İsrail ilişkileri ve İran savaşı yer alıyor. Aslında dış politika konuları genellikle ABD seçmenlerinin oy verme kriterlerinin başında yer almaz. Ancak Gazze’deki soykırım ve İran savaşının maliyeti bu sefer farklı bir dinamik yarattı. Demokrat seçmenler arasında İsrail politikası artık bir turnusol testi hâline geldi ve bu durum, partinin yarım asırlık İsrail lobisi Amerikan Israil Halkla İlişkiler Komitesi (AIPAC) ile ilişkisini ilk kez bu denli sorgulatıyor.
Son aylarda yayımlanan anketler ve analizler, ABD kamuoyunda İsrail’e verilen desteğin yalnızca geçici bir dalgalanma değil, yapısal bir kırılmaya işaret edebileceği yönünde yorumlanıyor. Özellikle Demokrat seçmen tabanında gözlemlenen bu değişim, bazı yorumcular tarafından Washington’daki geleneksel İsrail mutabakatının çözülmeye başlayabileceği bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor. Kamuoyundaki bu dönüşümün anlamını kavrayabilmek için, ABD siyasetinde İsrail’e verilen desteğin nasıl bu kadar uzun süre istikrarlı kaldığını ve bu denklemde AIPAC’in nasıl bir rol oynadığını hatırlamak gerekiyor.
AIPAC’in Tarihi ve Nüfuzu
AIPAC, ABD’de 70 yılı aşkın süredir hem Demokrat hem de Cumhuriyetçi siyasetçiler ile sıcak ilişkiler yürüten, yüksek miktarlarda bağışlar yapan ve ABD politikalarını İsrail çıkarlarına göre etkileyen, nüfuz sahibi bir lobi. AIPAC’in kökleri 2. Dünya Savaşı döneminde Filistin’e Yahudi Göç’ünü hızlandırma ve İsrail Devleti’nin kurulmasını amaçlayan Amerikan Siyonist Acil Durum Konseyi’ne (AZEC) dayanıyor. 1948’de İsrail Devleti’nin resmen kurulmasından sonra misyonunu Amerikan politika ve kamuoyunu Siyonist amaçlar doğrultusunda etkilemeye yönelten Konsey, 1954 yılında Amerikan Siyonist Kamu İşleri Komitesi (AZCPA) adıyla yola devam etti. Ana hedef özellikle İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) hakkındaki algıyı yönetmekti.
1953’te, ileride İsrail başbakanı olacak Ariel Sharon kumandasında IDF, o dönem Ürdün tarafından yönetilen, Batı Şeria’daki Kibya köyüne saldırı düzenledi ve 66 sivil hayatını kaybetti. Uluslararası kamuoyunda tepki toplayan saldırıya yönelik ABD desteği ile Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi İsrail’i kınayan bir karar aldı. Dönemin ABD Başkanı, Cumhuriyetçi Partili Dwight Eisenhower ise İsrail hükûmeti tarafından fonlandığını düşündüğü lobiyi yabancı devlet ajanı olarak kaydetmeyi düşünmüştü. 1959’da adını Amerikan İsrail Halkla İlişkiler Komitesi (AIPAC) olarak değiştiren örgüt, kendini vergi indirimi olmayan bağışlarla çalışacak şekilde güncelledi. Böylelikle lobi faaliyetlerinde daha az kısıtlama ve denetime maruz kaldı ve 1970’lerden itibaren hızla büyüdü. [1]
AIPAC’ın Gücü: Kampanya Bağışları ve Karar Vericilere Erişim
AIPAC’ın etkisi, çok katmanlı bir güç yapısına dayanıyor. Yahudi seçmenler ABD nüfusunun yüzde 3’ünden azını oluşturmalarına rağmen, her iki partinin secim kampanyalarına da büyük bağışlar yapıyor. Washington Post tahminlerine göre, Demokrat Partili başkan adayları kampanya parasının “yüzde 60’ını Yahudi destekçilerden” sağlıyor.[2] Bu desteğin ne anlama geldiğini, Genel Sekreter Hamilton Jordan 1977’de Demokrat Başkan Jimmy Carter’a yazdığı bir mektupta net biçimde ortaya koyuyor:
“… Nixon’ın 1972’de topladığı paranın yüzd60’ından fazlası, Humphrey’nin 1968 kampanyasında topladığı paranın yüzde 75’inden fazlası, Scoop Jackson’ın Demokrat Parti ön seçimlerinde topladığı paranın yüzde 90’ından fazlası Yahudi bağışçılardan geldi. Siz seçilmesi düşük ihtimal bir aday olmanıza ve Yahudi topluluğunun daha azınlık olduğu bir bölgeden gelmenize rağmen, ön seçim fonlarınızın yaklaşık yüzde 35’i Yahudi destekçilerden geldi. Bu ülkede büyük çaplı siyasi bağış kampanyalarının düzenlendiği her yerde, Amerikan Yahudilerinin önemli bir rol oynadığını görebilirsiniz.”[3]
Bu nüfuzun önemli mekanizmalarından biri, İsrail’e eleştirel yaklaşanların önemli dış politika kadrolarına gelmesinin engellenmesi. Yine Başkan Jimmy Carter, George Ball’u dışişleri bakanı yapmak istediğinde, Ball’un İsrail’e eleştirel yaklaştığı algısı ve Lobi’nin atamaya karşı çıkması yüzünden vazgeçmek zorunda kaldı. Benzer şekilde, Demokrat Partinin 2004 yılı başkan adayı olmayı uman Howard Dean, ABD’nin Arap-İsrail çatışmasında daha “dengeli bir rol” üstlenmesi çağrısında bulunduğunda, “sorumsuz” olmakla ve “İsrail’i satmakla” itham edildi. Temsilciler Meclisi’ndeki üst düzey Demokratların neredeyse tamamı, Dean’i eleştiren sert bir mektup imzaladı. İronik olan, Dean’in aslında İsrail destekçisi olmasıydı; kampanya eş başkanı AIPAC’ın eski başkanıydı. Sadece Washington’ın “tarafları bir araya getirmek” için dürüst bir aracı olarak hareket etmesi gerektiği fikri bile Lobi için kabul edilemezdi.
AIPAC’in seçim kampanyalarında kapladığı yer ve kritik makamlara atanacak isimlere dair bu tecrübeler, ABD’de herhangi bir siyasetçi adayını açıktan İsrail’e destek vermeye zorluyor. İsrail politikasını eleştirenler, ABD dış politika kadro ve kuruluşlarından on yıllardır eleniyor.
AIPAC’ın Amerika’daki Lobicilik Faaliyetlerinin Sonuçları
Bu güçlü lobicilik faaliyetleri pratikte çok somut ve baskın sonuçlar doğuruyor. Öncelikle, ABD hükûmet politikası sıklıkla AIPAC’ın önceliklerine göre şekil alıyor. İkinci Dünya Savaşı’nın sonundan bu yana ABD’nin en çok askeri ve ekonomik yardım sağladığı ülke Israil oldu. Bu yardımların miktarı son yıllarda da düzenli bir şekilde arttı: 1999’da ABD, İsrail’e 10 yıllık süre boyunca en az 26,7 milyar dolar askeri ve ekonomik yardım sağlamayı taahhüt etti. Bu rakam 2009’da 30 milyar dolara, 2019’da ise 38 milyar dolara yükseltildi. Ekim 2023’ten kısa süre sonra, Demokrat Partili ABD Başkanı Joe Biden, Israil’e ek 14 milyar dolarlık askeri yardım talep etti ve Amerikan Kongresi bunu onayladı. Üstelik ABD, İsrail’i eleştiren onlarca BM Güvenlik Konseyi kararını veto etti ve Israil’in nükleer cephaneliğini korumaya yardım etti.
AIPAC’in gayretleri ABD önderliğinde yapılan İsrail-Filistin müzakerelerinde de kendini gösterdi. Örneğin Demokrat Başkan Clinton döneminde yapılan Camp David zirvesinde Başkan’a danışmanlık yapanlar arasında, AIPAC’ın eski araştırma müdür yardımcısı ve İsrail yanlısı Washington Yakın Doğu Politikaları Enstitüsü’nün (WINEP) kurucu ortağı Martin Indyk ile müzakereler esnasında “Eğer Barak (Israil başbakanı Ehud Barak) Filistinlilere daha fazla (toprak) teklifinde bulunursa, bu anlaşmaya karşı çıkacağım.” diyen Dennis Ross[4], ile İsrail’de yaşamış ve sık sık ziyaret eden Aaron Miller gibi isimler vardı. Zirvedeki Filistinli müzakereciler, “Bir İsrail bayrağı taşıyan, bir de Amerikan bayrağı taşıyan iki İsrail ekibiyle görüşüyorlarmış.” gibi hissettiklerinden yakınmışlardı.[5]
Dış politikaya ek olarak, bu güçlü lobicilik, Amerikan kamuoyunda İsrail’e Amerika’nın iki büyük partisinden de destek sağlamada da başarılı oldu. Örneğin, Gallup anket şirketi verilerine göre 2002-2016 yılları arasında Filistin’e sempati duyanların oranı yüzde 12-16 arasında, İsrail’e sempati duyanların oranı ise yüzde 51-62 arasında seyretti. 2017’den itibaren Amerikalılar arasında Filistin’e duyulan sempatinin yavaşça yükseldiğini ve 7 Ekim 2023 öncesinde yüzde 31’e çıktığını görüyoruz. Bu oranlar Cumhuriyetçiler arasında Demokratlara göre daha İsrail yanlısı çıkmakla beraber, 2023’e kadar fark yüzde 10 dolaylarında sınırlı kaldı.
Kamuoyunda Bir Kırılma Noktası: Gazze
Her ne kadar Ekim 2023’te iki partinin de ilk tepkisi İsrail’e desteği güçlendirmek olsa da Gazze’de yapılan soykırım yavaş yavaş kamuoyunu, Demokrat Partinin “İlerici” kanadını ve sonra da eskiden İsrail destekçisi olan bazı anaakım Demokrat Partili politikacıları etkiledi. Yukarıda bahsedilen Gallup anketinde ilk kez geçen ay, Amerikalıların çoğunluğu sempatilerinin Filistinlilerden yana olduğunu ifade etti: Yüzde 41’e karşı yüzde 36. Geçtiğimiz mart ayında yayınlanan NBC News anketinde yüzde 40-39’luk bir farkla İsrailliler lehine bir ayrım görülse de, sempatisinin Filistinlilerden yana olduğunu söyleyenlerin oranı 2013’ten bu yana yüzde 13’ten yüzde 39’a sıçradı. Bu dönüşümün lokomotifliğini Demokrat seçmenler ve gençler yapıyor. Şu anda Demokratların yüzde 65’i sempatilerinin Filistinlilerden yana olduğunu söylerken, sadece yüzde 17’si İsraillilere daha fazla sempati duyduklarını belirtiyor. İsrail’deki Netanyahu hükûmeti kamuoyundaki kırılmanın farkında olacak ki geçtiğimiz günlerde Diaspora ve Antisemitizm ile Mücadele Bakanlığı tarafından ‘en etkili 10 “Anti-Semitik Influencerlar” listesi yayınladı.
Kamuoyundaki bu değişim Demokrat Parti’nin tam da geleceğine sekil vermesi gereken tarihi bir dönüşüm noktasında meydana geldi. Kamala Harris’in 2024’teki seçimleri kaybetmesinin nedenleri arasında, başkan yardımcılığı yaptığı Biden yönetiminin koşulsuz Israil desteği ve Filistin için yapılan üniversite protestolarının bastırılması da sayıldı. Özellikle Michigan gibi Müslüman Amerikalıların yoğunlukta yaşadığı gri eyaletlerde 2020’de Biden’a oy vermişken, 2024’te Harris dışında birine oy verenlerin 3’te 1’i sebebini Gazze olarak açıkladı.
Ayrıca, Israil ile ABD’nin ortaklaşa başlattığı İran savaşına yönelik anketlerde, katılımcıların sadece yüzde 37’si İran’a yönelik saldırıları onaylıyor. Bu rakam Demokratlar arasında yüzde 11’e düşerken, Cumhuriyetçiler arasında yüzde 76’ya çıkıyor. Savaşın başlamasından iki hafta sonra yapılan araştırmada, Amerikalıların sadece yüzde 28’i savaşın iyi gittiğini düşündüğünü; yüzde 48’i ise aksini belirtti.
Demokrat Partinin “İlerici” Kanadında Artan Filistin Hassasiyeti
Kamuoyundaki bu dalgaya uyumlu olarak Demokrat Parti’nin ilerici kanadı da Filistin için daha fazla ses çıkarmaya başladı. Bu kanatta Rashida Tlaib ve Ilhan Omar gibi isimler uzun zamandır Israil eleştirisi yapsa da Milletvekili Alexandria Ocasio-Cortez (AOC) gibi soykırımla bu konuya dikkat etmeye başlayan isimler de var. AOC’nin soykırımın ilk aylarında sessizliği eleştirilse de Mart 2024’e gelindiğinde, Temsilciler Meclisi oturumunda yaptığı tutkulu bir konuşmada Gazze’deki durumu “gelişen soykırım” olarak nitelendirdi ve ABD’nin İsrail’e silah transferlerini askıya alması çağrısında bulundu. AOC “Gelişmekte olan bir soykırımın nasıl göründüğünü merak ediyorsanız, gözlerinizi açın. Soykırım, 1,1 milyon masumun zorla açlığa mahkûm edilmesi gibi gözüküyor. Soykırım, binlerce çocuğun açlıktan ot yerken, birkaç kilometre ötede yardım kamyonlarının durdurulması gibi gözüküyor.” dedi.
Bu dönemde Biden yönetimi soykırım iddialarını reddediyor, Güney Afrika’nın Uluslararası Adalet Divanı (UAD) merciine yaptığı başvuruyu “temelsiz” olarak nitelendiriyordu. AOC’nin bu çıkışı, daha önce İsrail eleştirisinden kaçınan isimlerin de seslerini yükseltmesine neden oldu.
Senato tarafında ise soykırıma yönelik adım atma işini Bernie Sanders üstlendi.[6] Nisan 2025 ve Temmuz 2025’te, İsrail’e silah satışını engellemek için iki yasa tasarısı sundu. İlk tasarıya 100 senatörden sadece 15’i destek verirken, üç ay sonra bu sayı 27’e çıktı. Tasarı iki sefer reddedilse de (27-70), tarihte ilk kez Demokrat Partili senatörlerin çoğunluğu (27-17) İsrail’e silah akışını kısıtlamayı destekledi. Daha dikkat çekici olanı, bu desteğin sadece partinin “İlerici” grubundan gelmemesiydi. Demokrat Parti Dış İlişkiler Komitesi ve Silahlı Hizmetler Komitesi üyelerinden üst düzey isimler de tasarıyı destekledi.
AIPAC, tasarıların yenilgisini memnuniyetle karşılarken, “Kongre’de İsrail karşıtı politikaları ilerletme girişimlerinin arttığını” belirtti. Lobi grubu, destekçilerine gönderdiği e-postada, “Muhaliflerimizin savaşı Senato ve Meclis salonundan seçim sandığına taşımak için çalıştığını biliyoruz.” diyerek 2026 ara seçimlerine hazırlanma çağrısında bulundu.
AIPAC, Demokrat Parti Yönetimi ve Seçmen Tabanı ile Kopukluğu
2026 ara seçimlerine girerken Parti’de AIPAC’ın yarım asırdır süren hegemonyası ilk kez ciddi şekilde sorgulanıyor. Lobi kurumunun her iki partiye de destek verme geleneğinden kopup giderek Cumhuriyetçi Parti ve hatta MAGA (Make America Great Again) çizgisine gelmesi Demokrat Parti seçmeninde de üyelerinde de rahatsızlık yaratıyor. Örneğin, Demokrat Partili Illinois Valisi J.B. Pritzker’ın sözcüsü 2026’da şöyle açıklama yaptı: Pritzker on yıldır AIPAC’e bağış yapmıyor ve grubun “iki partili ilkelerini terk edip Trump yanlısı bir organizasyon hâline geldiğine” inanıyor. Benzer şekilde güncel bir ankete göre Demokrat partili Yahudi seçmen de AIPAC’in Cumhuriyetçi bağışçılardan topladığı parayı Demokrat Parti ön eleme seçimlerinde kullanmasını eleştiriyor.
İçinde bulunduğumuz nisan ayında yapılan Demokratik Ulusal Komite (DNC) toplantısında AIPAC’in Demokrat ön seçimlerine müdahalesini kınayan bir tasarı oylamaya sunuldu. Tasarı, özellikle Illinois eyaleti ön seçimlerinde AIPAC’ın harcadığı yaklaşık 14 milyon doları hedef alıyordu.[7] Filistin taraftarı IMEU (Institute for Middle East Understanding) Policy Project, üyelere gönderdiği notta DNC’yi açık bir tutum almaya ve tasarıyı geçirmeye çağırdı: “Ciddi önlemler alınmadığı takdirde, bu konuda Demokrat Parti yönetimi ile seçmenleri arasındaki uçurumun 2026’da bir dezavantaja dönüşeceğine dair işaretler giderek artıyor.”
Ancak ana akım DNC üyeleri, parti içinde ciddi bölünmelere yol açan bu güçlü lobiye doğrudan karşı çıkmaktan kaçındı ve tasarı reddedildi. Bunun yerine, “karanlık para”yı genel hatlarıyla kınayan ve kampanya finansmanında şeffaflık çağrısı yapan daha muğlak bir metin kabul edildi. Daha önce, yapay zekâ ve kripto para harcamalarını hedef alan başka bir tasarı da benzer şekilde sulandırılarak genel bir “özel çıkar grupları” eleştirisine dönüştürülmüştü. AIPAC sözcüsü Deryn Sousa: “DNC bugün, AIPAC üyeleri de dahil olmak üzere tüm Demokratların, demokratik sürece tam olarak katılma hakkına sahip olduğunu” açıkça belirtti. “Ve biz tam da bunu yapmayı planlıyorduk” diyerek kararı memnuniyetle karşılarken, Illinois Senatörü Robert Peters oylamanın DNC yönetiminin “Demokrat seçmenlerle uyumsuz göründüğünü” ortaya koyduğunu belirtti.
Bu uyumsuzluk ve kopuş yalnızca kurumsal düzeyde değil, dijital alanda da giderek kendini gösteriyor. Twitch platformunda 3 milyondan fazla takipçisi olan, siyasi yorumlar yapan Amerikalı-Türk ve “demokrat sosyalist” çizgideki Hasan Piker, Demokrat Partinin ilerici sol kanadı -AOC, Bernie Sanders ve New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani gibi- tarafından kabul görürken, bir kısmı tarafından İsrail eleştirileri nedeniyle sessizleştirilmeye, dışlanmaya çalışılıyor. Örneğin, 2028 başkanlık secimi için aday olarak düşünülen Senatör Cory Booker, Piker’in yayınına davet edilirse katılmayacağını açıkladı. Gazeteci Ezra Klein, 12 Nisan 2026’da New York Times’ta yayımlanan yazısında bu gerilimi şu sözlerle özetledi: “Piker ile pek çok konuda derin görüş ayrılıkları yaşıyorum, ancak o bir “Yahudi düşmanı” değil. O bir anti-Siyonist. Ve bence işte burada, bu mücadelenin asıl önemi ortaya çıkıyor. İsrail’in hem ne anlama geldiğinde hem de gerçekte ne yaşandığına dair bir kopuş yaşıyoruz.” Klein, daha önce benzeri susturulma çabalarının Tucker Carlson ve hatta Trump örneklerinde nasıl geri teptiğini hatırlatan Klein, bu tur dışlamaların Parti’yi tabanından uzaklaştırdığını iddia etti.
Nitekim bazı analistler, seçmenin artık Demokrat adayları, Israil’e bakışları ve AIPAC ile ilişkileri üzerinden de değerlendirdiğini savunuyor. Örneğin, Zohran Mamdani’nin strateji ekibinde yer alan ve seçmen davranışları üzerine çalışan veri analisti Michael Lange: “2028 başkanlık yarışında AIPAC desteğiyle Demokrat Partili bir adayın ön seçimleri kazanması mümkün olmayacak” demişti. Bugün Track AIPAC gibi lobi grubunun faaliyetlerini araştıran platformlar, milletvekili ve senatör adaylarının bu lobiyle finansal ilişkilerini şeffaf biçimde ortaya koyuyor. Bu da bir zamanlar arka planda kalan Israil ve AIPAC’in ülke ve parti üzerindeki tahakkümünü daha görünür ve tartışmalı hâle getiriyor.
Trump Sonrası Dönem ve ABD-İsrail İlişkilerinin Geleceği Açısından Ara Seçimler
2026 ara seçimleri bu açıdan kritik bir eşik olacak. Bu seçimler, yalnızca Demokratların Meclis ve Senato’daki gücünü belirlemeyecek; aynı zamanda 2028 başkanlık yarışına giderken partinin kendi tabanıyla ilişkisini yeniden kurup kuramayacağını da gösterecek.
Eğer mevcut çizgi korunursa, sorun yalnızca bir politika ayrışması değil, daha derin bir temsil krizi olarak geri dönebilir. Aksine, Demokrat Parti ağır aksak dönüşümüne ivme kazandırıp tabanına yaklaşırsa, bu değişim yalnızca parti içi dengeleri değil, AIPAC’in uzun yıllardır süregelen etkisini de sınayabilir.
Bu durumda, ABD’de onlarca yıldır devam eden iki partili İsrail desteğinin ilk kez ciddi biçimde aşınması ve dış politikada yerleşik kabul edilen bu hattın yeniden tanımlanması gündeme gelebilir.
Dipnotlar
- [1] Mearsheimer, J.J. and Walt, S.M. (2006), The Israel Lobby and U.S. Foreign Policy. Middle East Policy, 13: 29-87. https://doi.org/10.1111/j.1475-4967.2006.00260.x
- [2] Thomas B. Edsall and Alan Cooperman, “GOP Uses Remarks to Court Jews,” Washington Post, March 13, 2003.
- [3] Hamilton Jordan, Confidential File, Box 34, File “Foreign Policy/Domestic Politics Memo, HJ Memo, 6/77,” declassified June 12, 1990.
- [4]Unedited transcript of “Comments by Sandy Berger at the Launch of How Israelis and Palestinians Negotiate (USIP Press, 2005),” U.S. Institute of Peace, Washington, DC, June 7, 2005.
- [5] Quoted in Blumenfeld, “Three Peace Suits.”
- [6] Bernie Sanders’in Gazze’de yaşananları soykırım olarak nitelediği yazısına “Hamas’ın 7 Ekim saldırısıyla başlattığı” vurgusuyla başlaması, bazı aktivistler tarafından “mağduru suçlamak” olarak eleştirildi.
- [7] Vali Pritzker’in 2028’deki başkanlık seçimi için adaylardan biri olarak anılması, Illinoi eyaletini daha da önemli bir konuma getiriyor.