Portre Mübarek Kur’an Müfessiri: Abdullah Yusuf Ali

İngilizce konuşulan ülkelerde en çok bilinen ve okunan iki temel Kur’an tercümesi bulunmaktadır. Bunlardan biri Muhammad Marmaduke Pickthall tarafından kaleme alınmışken, diğer en bilinen ve geniş kapsamlı olan Kur’an meal ve tefsiri Abdullah Yusuf Ali tarafından yapılmıştır.

Ayşe Mimaroğlu 1 Nisan 2014

Hindistan’ın en büyük şehri olan Bombay’da ticaretle uğraşan bir ailenin oğlu olarak 14 Nisan 1872’de doğan Abdullah Yusuf Ali ailesinden dinî bir eğitim görmüştür. Erken yaşta Arapça ve Kur’an öğrenen Yusuf Ali, hayatı boyunca da klasik eserlere ilgi duymuştur. İlk öğrenimini Bombay’da gördükten sonra misyonerlerin açtığı bir okulda eğitimini tamamlamış, bunun ardından Hukuk eğitimi görmek için İngiltere’ye giderek Cambridge Üniversitesinden mezun olmuştur.

Muhammed Ali Cinnah, Muhammed İkbal gibi büyük insanlarla, onlar henüz öğrenciyken irtibat kurarken diğer yandan da Londra’da dersler vermeye başlayan Yusuf Ali, İngiltere’de Hindistan Müslümanları hakkında yazdığı makaleler ve dersler sebebiyle ödüle layık görülmüş ve İngiliz akademik çevrelerinde oldukça popüler hâle gelmiştir.

1925 ve 1934 yıllarında ikişer sene olmak üzere Lahor’daki İslam Kolejinin müdürlüğünü yapan Yusuf Ali’yi Muhammed İkbal’den ayıran temel özellik, onun İngiliz yönetimi hakkında iyimser fikirlere sahip olmasıdır. Bununla birlikte ikisini de birleştiren temel özelliğe göre o, Müslümanların sadece ahlak ve maneviyat gibi ibadet ve inanç sahasına giren konularla değil, aynı zamanda toplumu yakından ilgilendiren siyasal ve sosyal gelişmelerle de yakından ilgilenmeleri gerektiğini düşünmüştür.

Eğitimi esnasında Latince ve Yunanca öğrenen Yusuf Ali, gerek eğitimi gerekse eğitiminden hariç olmak üzere şahsi ilgileri sebebiyle dünya üzerindeki sosyal ve siyasal gelişmelere bigâne kalmamış, bu anlamda sosyal çalışmalara katılarak dünya üzerinde Müslümanlarla alakalı sorunlara dikkat çekmiştir. Dindarlar arasındaki diyaloğa önem veren Yusuf Ali, dünya üzerinde birçok ülkeyi ziyaret etmiş, Kanada’ya 1938 yılında gerçekleştirdiği ziyarette al-Rashid isimli ilk caminin açılışını gerçekleştirmiştir.

Abdullah Yusuf Ali’nin belki de en bilindik yanı, 1934-37 arasında seriler hâlinde yayınlanan tefsiridir. “The Holy Qur’an: Text, Translation and Commentary” (Kutsal Kur’an: Metin, Meal ve Tefsir) isimli çalışması, bu tarihlerin ardından defalarca basılmış, yayımlanmıştır. Abdullah Yusuf Ali’yi diğer müfessirlerden ayıran bir diğer özelliği, Kur’an’ın tercüme ve yorumlanmasında özellikle 20. yüzyıl Müslümanlarının ihtiyaçlarını göz önünde bulundurmasıdır.

Tercümeye yazdığı önsözde, özellikle Batı dillerinde bulunan Kur’an tercümelerinin gerekliliğine, bu tercümelerin Müslüman olan ve olmayan insanların Kur’an’ı anlamaları için çok ciddi hizmetler olduğuna değinmiş, Müslümanların Kur’an’ın tercümesine duydukları ihtiyaçları, meal çalışmalarının zorlukları gibi konuları ele almıştır. Yine Batı dillerinde Kur’an’ın, İslam’a karşı mevcut ön yargıları beslemek amacıyla art niyetli tercümelerinin bulunduğunu, bu anlamda İslam’ı doğru tanıtmaya ve anlamak isteyen insanlar için bir kaynak sunmaya olan ihtiyacın büyüklüğünü vurgulamıştır. Ona göre bu art niyet yanında daha önce Kur’an’ı Batı dillerine tercüme edenler, Arapça’nın filolojik ayrıntılarına vakıf olmadıkları için hatalar yapmış, bu hatalar da Kur’an’ın yanlış anlaşılmasına sebebiyet verebilmiştir.

Yine tercümesinde özellikle Kur’an’da geçen kıssaların tefsirinde sadece İslami kaynaklardan faydalanmamış, bunun yanında modern ifade ve bilgi metotlarıyla tarih, arkeoloji gibi disiplinleri de kaynak olarak kullanmıştır.

1947 yılında Londra’da bulunan Hintlilerin Hindistan’a geri döndükleri sıralarda Abdullah Yusuf Ali de bu kervana katılmış, ülkesine geri dönerek siyasi çalışmalar yürütmeye başlamıştır. Bu çalışmalarda Londra’da gördüğü kadar teveccüh göremeyen, daha doğrusu yeterli desteği bulamayarak başarısız olan Yusuf Ali, hayal kırıklığına uğramış bir şekilde Londra’ya dönmüştür. Bu şehirde öğrenciliğinin ardından geçirdiği popüler yaşamının aksine 10 Kasım 1953 günü yalnız ve yoksul bir adam olarak vefat etmiştir. Kendisi Woking yakınlarındaki Brookwood mezarlığında metfundur. Mezarı Marmaduke Pickthall’ın mezarına komşudur.

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar