Dosya: "Sosyal Medya" Değiştiren İletişim: Sosyal Medya

DOSYA

İnsan diğerleriyle iletişim kurmak, ona kendisini anlatmak için içerisinde bulunduğu coğrafya ve kültüre en uygun iletişim dilini kurmaya/kullanmaya çalışıyor. Fakat bu iletişim dili, ihtiyacın giderilmesiyle olduğu yerde duran bir dil değil; sosyal medyada kullandığımız iletişim dili, dönüştüren özelliklere de sahip.

Elif Zehra Kandemir 1 Nisan 2014

Pop sanatının (pop-art) öncülerinden olan Andy Warhol, 20. yüzyılın ortalarında, “Herkes 15 dakikalığına meşhur olacak.” dediğinde, çok değil sadece 50 sene sonra bu sürenin 6 saniyeye düşebileceğini düşünmüyordu şüphesiz. Warhol bu cümleyi, sıradan insanların tüketici, ekranda görülen insanların ise ulaşılmaz olduğu bir medya ortamında dile getirmişti.

Doğu Afrika’da 80 milyon kişinin konuştuğu Kiswahili dilinde bir ifade bulunur: “Hata ukinichukia la kweli nitakwambia”. Yani, “Benden nefret etsen de, sana doğruyu söyleyeceğim.” Bu cümle Afrika’da, özellikle Tanzanya ve Kenya’da geleneksel kıyafet olan kangaların üzerinde sıkça bulunur. Zira kanga, bu bölgedeki insanların, bilhassa kadınların sadece kıyafet olarak kullandıkları dikdörtgen bir kumaş değildir; 1 metreye 1 buçuk metre uzunluğundaki bu kumaş, insanların birbirleriyle iletişim kurmalarını da sağlamaktadır. Kadınlar, üzerlerinde Kiswahili dilinde aforizmalar ya da sıradan cümlelerin bulunduğu kangalarla çevrelerine mesaj verirler: Bu, ülkedeki millî bayrama dair bir mesaj, kendisini çekemeyen komşusuna iğneli bir laf ya da hayata bakışını özetleyen bir cümle olabilir. Yine kişinin hâleti ruhiyesi, düşünceleri ya da karakterine göre kangalar, dolayısıyla kangaların üzerinde yazılı bulunan cümleler değişir. Eski bir geleneğe dayanan kangalar, özlü, kısa, çoğu zaman üstü kapalı mesajları vermek için çok uygun ortam sunarlar. Hatta kendisine hediye edilen kanganın üzerinde yazan cümlenin art niyetli olduğunu düşünen kişi, komşusuyla ilişkisini bile kesebilir.

Dünya üzerindeki 7.1 milyar insanın yüzde 85’inin internet erişiminin olması ve her dört kişiden birinin sosyal medya araçlarını kullanması, Afrika’daki kanga iletişimine bakıldığında çok da garip gözükmüyor. Çünkü aynı kangalarda olduğu gibi kişi, diğerleriyle iletişim kurmak, ona kendisini anlatmak için tarih içerisinde bulunduğu coğrafya ve kültüre en uygun iletişim dilini kurmaya/kullanmaya çalışıyor. Fakat bu iletişim dili, sadece ihtiyaca binaen ortaya çıkan ve ihtiyacın giderilmesiyle olduğu yerde duran bir dil değil; sosyal medyada kullandığımız iletişim dili, değiştiren/dönüştüren özelliklere de sahip.

Sosyal Medyada Değişen İletişim, Dönüşen Beyinler

İngiliz Beyin Araştırmacısı Susan Greenfield, “Facebook beyinlerimizi değiştiriyor.” der.

Facebook’ta beş yüz aktif arkadaşı olan bir insanın, her arkadaşının günde ortalama beş gönderi yayınladığını düşünürsek, arkadaşlarından haberdar olmak isteyen bir kişinin tüm bu içerikleri hızlı bir şekilde okumak, yorumlamak ya da paylaşmak “zorunda kaldığı” açıktır. Bu da, tüm paylaşımların kısa, kolay anlaşılır, net mesajlar vermesi gerekliliğini ortaya çıkartır.

Greenfield’e göre 20’li yaşlarında tişörtlerini giyinerek, “en iyi” ya da “en kötü”nün çok basit değerlere indirgendiği bilim kurgu oyunları oynayan ve bu oyunlar arasında ancak sosyal medya aracılığıyla diğerleriyle bağlantı kurabilen gençler için gerçek hayatta, yüz yüze iletişim kurmak rahatsız edici olabiliyor. Zira çoğulcu kişiliklerle üç boyutlu bir iletişim “hız” gerektiriyor. Tepki vermek için gereken hız, etki oluşturmak için kısıtlanmış zaman ise kişinin tüm değerlendirmelerinin yüzeysel olması sonucunu doğuruyor. Bu durumda yüzeysel, basit, hızlı ve dolayısıyla üzerinde titizlikle durulmayan bir iletişim varken, insanlar sonuçlarına katlanmak, özen göstermek zorunda kaldıkları iletişimi tercih etmemeye başlıyorlar. Bu durumda hız, hem beyni, beynin çalışma ve algılama kapasitesini, hem de yüzyüze iletişim ve beraberinde getirdiği karakteristik özellikleri dönüştürüyor.

Bu değişim sonunda çağın ruhunu sayfalarca, titizlikle kurulan düşünce sistemleri değil; 140 karakterlik “tweet”ler oluşturuyor. Bu da “doğru”, “yanlış”, “iyi”, “kötü”, “faydalı”, “düşman”, “dost”, “öteki” gibi rahatlıkla ayrışma unsuru olarak kullanılabilecek kavramların daha keskin bir şekilde 140 karaktere ya da Vine videolarında 6 saniyeye sığdırılması gerekliliğini ortaya çıkartıyor. Değerlerin kısa ve hızlı bir şekilde yeniden tanımlandığı bu ayrışma kimseye tehlikeli gelmiyor, zira ayrışma sanal dünyada en kötü ihtimalle “takip etme” ya da “arkadaşlıktan çıkart” gibi butonlarla sonuçlanıyor.

Bu yeniliğin ve beyin ile karakterlerde meydana gelen dönüşümün “iyi” ya da “kötü” olarak değerlendirilmesini bir kenara bırakıp, eskiden insanların şehir meydanları veya nehir kenarlarında toplanmalarına kıyasla sosyalleşme mekânlarının değiştiğini ve sosyal medyanın –iyi ya da kötü- bir buluşma mekânı sunduğunu göz önünde bulundurmak gerekiyor.

Kanga ve Sosyal Medya

Afrika’da 300 yıl içinde gelişerek büyüyen kangalar, nasıl insanların gün boyunca üstlerinde tutarak etraflarındakilerle iletişim kurdukları nesneler hâline geldiyse, bugün de sosyal medya benzer bir fonksiyonu üstlenmiş durumda. Belki aradaki fark, bir kanga, Afrika’nın köylerinden birinde ancak 50 kişiye hitap edebiliyorken, Facebook ya da Twitter’da paylaşılan bir ileti milyonlarca kişiye ulaşabiliyor.

Kanga, yüz yüze iletişim ve eleştirilerin pek hoş karşılanmadığı Afrika kültüründe, varoluşsal bir ihtiyaç sonucu ortaya çıkmıştı. Sosyal medyanın özellikle kapalı, demokrasinin hâkim unsur olmadığı toplumlarda yaygın olduğu3 göz önünde bulundurulduğunda, ikisi arasındaki benzerlik ve insanın yeni iletişim araçlarına olan ihtiyacı ortaya çıkıyor. Aksi takdirde, “Benden nefret etsen de, sana doğruyu söyleyeceğim.” cümlesine, hem bir kanganın üzerinde, hem de bir Facebook iletisinde rastlanmasının başka bir açıklaması olamaz.

Fotoğraf: ©Shutterstock/Gil C

ETİKETLER:

    0 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz!
    Perspektif açık bir tartışmayı teşvik eder. Fakat bununla birlikte ırkçılık ya da farklı gruplara yönelik aşağılama içeren her türlü yorum editörün süzgecine takılacaktır.

    • *Tüm alanları doldurunuz

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar