Bangladeş'te İslam Bangladeş’te Seküler-Dindar Uçurumu

Bangladeş’te yeniden canlanan sekülerizm, din karşıtı sosyo-politik programlarıyla orta sınıf kültüründe güç kazandı. Son zamanlarda hâkim olan ve sekülerist deprem yaratan “Shahbag-Hareketi” bunu gösteriyor.

Abu Seyd Muhammed Belal 1 Haziran 2014

Bangladeş halkı, Müslüman kimliğini 1947 yılında Hint bölünmesi sırasında benimsemiştir. İngilizler, Güney Hint Yarımadası’nı bıraktığında oradaki halkın Hint Hinduizmi ile Pakistan Müslümanlığı arasında seçim yapması gerekiyordu. Geçmişteki tüm otokratik ve demokratik seçimlerde, partiler, çoğunluğun dini olan İslam’a bağlılıklarını göstermek zorundalardı. 2011 nüfus sayımında da görüldüğü gibi Bangladeş nüfusunun yüzde 90’ı Sünni Müslüman’dır. Geri kalan yüzde 10 ise Hindulardan, çoğunlukla Roma Katolik Kilisesi’ne bağlı Hristiyanlardan ve Therevada-Hinayana’lardan oluşmaktadır. Dine hassasiyet öylesine fazladır ki kamusal alanda kutsal şeylere karşı saygısızlık asla kabul edilmemektedir. Bu durum, ülkedeki tüm dinler için geçerlidir.

İslam yüzyıllardır hoşgörü dini olarak kabul görmüştür ve Müslümanlar diğer dinlerin inananlarına saygı göstermiştir. Sufi İslam ya da Deobandi akımı Bangladeş’te politik olmayan bir yaklaşımla, halkın dini algılayış biçimine hâkimdir. Deobandiler, İslami eğitim eksikliklerinin giderilmesi ve bunun her sosyal koşulda mümkün olmasının hiçbir siyasi akıma gerek kalmadan gerçekleşmesi gerektiğine inanır. Arabistan Yarımadası’ndan gelen Sufiler, İslam’ı halka öğretmişler ve onların rehberliğinde toplum Müslüman bir karaktere bürünmüştür.

Orta Doğu’ya çalışmak için giden Bangladeşli işçiler, ülkelerine geri döndüklerinde yeni İslami usuller ve değerlerle birlikte dönmüşlerdir. İslam dünyasındaki sekülerleşme/sekülerleştirme programları da Bangladeş’teki sekülerizmin hatlarının çizilmesini sağlamıştır. Seküler entellektüller, uyanışçı İslami duruşun daha evvelki İslam’ın pasif yorumu ile çeliştiğini savunurken, uyanışçılar için, yeni dinî değerlerin oluşması mevcut İslami eğitim sayesinde artan bilgi birikiminin bir yansımasıdır.

Sekülerizm Sorunsalının Bölümleri

Sorun, din hassasiyeti bulunan bir toplumda sekülerizmin nasıl yer bulacağıdır. Halk kitleleri arasında var olan bu “diğer” dine, yani sekülerizme olan bilinçli desteği anlatmak zor. Bazıları sekülerizm üzerine böylesine bir bilinçsizliğin ancak modernliğin geleneksel dinlere karşı sunduğu uygun alternatifler hakkındaki eğitimsizlikten kaynaklandığını savunur. Çoğu da 1971’de Pakistan’a karşı kazanılan bağımsızlığın İslam’dan ayrılma ve sekülerizme katılım yönünde ilerleme olduğunu varsayar. Diğerleri içinse 1971, halkın aslında İslam’a karşı değil, ekonomik ve sosyal yoksunluğa karşı devriminin tarihidir. Aslında, sekülerizmdeki farklı inanç kategorilerine ve son olarak gerçekleşmiş iki sosyal harekete bakarsak, seküler ve dinî hat arasındaki bu gerginliğin sebebini anlayabiliriz.

İlk kategori, sol kesimden ya da Bengali etniği sempatizanı gruplardan ve ulusal kimlikten oluşur. Marksist entelijansiya ve buna bağlı siyasi partiler dinin devletten tamamen ayrılması gerektiğini savunurlar. Onlara göre, din, toplumun ilerleme çabalarına ket vurarak toplumu geriletir. Dünyevileştirme, ifade özgürlüğünün işareti ve olgunluğun yoludur. Bu gruba göre, yenilikçi Bangladeş’in tüm dinlerden ayrılmış ve daha çok seküler kurumlara sahip bir topluma ihtiyacı vardır. Bengalili ulusalcılar, etnik ve dilsel kimliği ve yerel kültürü dinsel kaygıların üzerinde tutarlar. Mitlere, efsanelere, halk anlatılarına ve sözlü geleneğe dayanarak yeni değişikliklerden arınmış kültürel formlar ve uygulamalar yaratmak isterler. Ulusal siyasi düzende, Bengalili ulusalcılar (iktidar partisi olan Awami League) sol eğilimli partiler ile birlik olmuşlardır.

Bangladeşli ulusalcılar ise ikinci kategoriyi oluşturur. Amaçları Bangladeş toprakları içinde yaşayanlara ve tek ulusal kimlik altında Bengali etniğine ait olmayanlara yardım etmek olan bu kategori Müslüman kimliği tanır ve diğer tüm kültürleri reddeder. 1971 Bağımsızlık Savaşı’nın halkın İslam’ı reddetmesi olduğunu kabul etmezler. Onlar için, bu savaş aslında Pakistan Devleti elitlerinin yaptığı ekonomik, sosyal ve siyasi sömürüden kurtuluşun savaşıdır. Bangladeşli ulusalcıların bulunduğu partiler Bangladeş Milliyetçi Partisi (BNP) ve Jatiyo Partileridir. BNP, muhafazakâr ve ılımlı İslamcı partiler ile ittifak yapar.

Ilımlı ıslahatçılar ve bağnaz ıslahatçılar ise üçüncü kategori olarak adlandırılabilir. Bu İslami topluluk, geleneksel kimliği ve gerçek İslam’ı korumak için yeni türeyen seküler eğitimin ve kültürün kontrol edilmesi gerektiğini savunur. Ilımlı ıslahatçılar (Bangladesh Jamaat-e-Islami-BJI) sosyal, ekonomik ve siyasi anayasal yönetimin demokratik değerlerini kabul ederler; ama gene de toplumun karşılaşacağı problemlere en iyi çözümün İslam’dan geleceğine inanırlar. Bağnaz ıslahatçılar ise daha çok Deobandi-Doğu İslami topluluklardır. İslami eğitime ve İslami uygulamalara aşırı derecede önem verir ve diğer tüm dünyevi aktiviteleri reddederler. Temelde sekülerleşme sorununa farklı bakışları olmasına rağmen siyasal alanda, ılımlı ve bağnaz anti-seküler ıslahatçılar ile BNP partisi ittifak yaparlar.

Shahbag Hareketi: Seküler Büyüme

Bangladeş Awami League, 14 parti ittifakı ile anayasayı değiştirip İslam dinini devletin resmî dini olmaktan çıkartıp sekülerizmi devletin esası yapmıştı. En büyük İslami siyasi parti olan BJI’ye 1971 Bağımsızlık Savaşı’nda insanlığa karşı suçlar işledikleri için dava açıldı. BJI, Pakistan’ın dinî anlamda parçalanmasına karşıydı. Tüm insanlığa karşı işledikleri iddia edilen suçları reddettiler. BJI, yapılan tüm bu suçlamaların esas sebebinin dine dayanan siyaseti ve özellikle İslam’ı zedeleyip zayıflatmak olduğunu iddia etti. 5 Şubat 2013’te BJI Lideri Abdülkadir Molla’ya Ceza Mahkemesi tarafından ömür boyu hapis verilmesini takiben bazı internet aktivistleri Shahbag Meydanı’nda toplanarak ömür boyu hapis cezasının ölüm cezası olarak değiştirilmesi için protesto yaptılar. Protesto, halkın ve elit güvenlik kuruluşlarının desteklediği toplu protestoya dönüştü. Tüm sol partiler ve iktidar partisi de protestoculara katıldı.

Bu arada, hiç beklenmeyen bir olay ülkedeki tüm siyasi yelpazeyi değiştirdi. Protestoyu organize eden anti-İslamcı blog yazarlarından biri öldürüldü. Blogta Allah’a, Peygamber’e ve İslam’ın ilkelerine karşı küfürler bulunduğu söylenmekteydi. Öldüren kişi “2. Özgürlük Savaşı’nın Şehidi” ilan edildi. Blog yazarının ölümü ile İslam’a ve peygamberlere ağza alınmayacak küfürler saçan tüm blogların bilgileri açığa çıkartıldı.

Dahası, protestocular tarafından dine dayalı siyasetin yasaklanması için yapılan başvuru ve bir ateistin devlet tarafından ödüllendirilmesi bağnaz ıslahatçıları çok sinirlendirdi. Buna karşılık Hefazot-e-Islam isimli toplum tarafından kabul ve sosyal saygı gören apolitik bir grup tarafından toplu protesto organize edildi.

Hefazot-e-Islam: Sekülarizme Karşı Yükselme

Hefazot-e-İslam’ın toplu protestosunu takiben, Mart 2013’ten itibaren tüm ülke çapında anti-ateist ve anti-seküler protestolar başladı. Grup, İslam’a ve Peygamberlerine küfredenlere karşı ciddi cezalar ve hatta ölüm cezası talebinde bulundu. Halkın anti-ateist protestolara karşı verdiği bu cevabın benzeri daha önceden yaşanmamıştı. Birkaç gün önce Shahbag protestolarında bulunan aynı insanlar şimdi de anti-Shahbag protestolarına katılıyorlardı. Shahbag protestolarının toplumun sol ve ateist kesimdeki insanların hesap sorduğu din karşıtı bir platforma dönüşmesi halkın protestolara sırt çevirmesine ve hareketi reddetmesine neden oldu. Hefazot-e-Islam protestosu, 5 Nisan 2013 tarihinde gece yarısı bir baskınla durduruldu.

“Ne Çok Dindar, Ne Çok Seküler”

Shahbag hareketi, toplumda “Ya bizimle, ya bize karşı” havası estirmeye başladığında oldukça zalim bir hâl aldı. Mahkemenin ölüm cezası kararını sorgulayanlar anti-liberal güçler ya da Pakistan iş birlikçileri diye yaftalanmıştı. Öyle görünüyor ki protesto kısa bir zamanda seküler devrim özlemiyle romantik bir harekete dönüşmüştür. Halk, ilk defa kim olduğunu sorgulamıştır: Bangladeş halkı kimdir? Bengali mi, Bangladeşli mi, ateist ya da dindar mı? Bu bölünmelerin ve farklılıkların aile içlerinde bile önemli yerleri olmuştur. İktidar partisi, ülkenin kimliğini belirlemek sanki kendilerinin tarihten devraldıkları bir göreviymiş gibi davranmıştı. Tartışmalarda, “Ancak ülkenin bağımsızlığı için savaşanlar ülkenin nasıl görüneceği hakkında söz sahibi olur.” mantığı vurgulanmıştı.

Kendi kendini gerçekleştiren ve kendini vekil ilan eden bu anlayış Shahbag hareketi için hiç de iyi olmamıştı. Bu hareket üzerine insanların memnuniyetsizliğini sergileyen iki araştırma yapılmıştır. Yapılan kamuoyu yoklamasına göre halkın yüzde 55’i, ölüm cezası isteğinin kanuna aykırı olduğunu düşünmekteydi. Prothom Alo isimli en büyük seküler Bengali gazetesinin protestolar zamanında yaptığı başka bir araştırmaya göre halkın yüzde 57.5’i Shahbag hareketini desteklemezken yüzde 23.4’ü protestoları haklı buluyordu.

Bangladeş’de sekülerizmin arttığı iddiası yanlış bir algı olarak görünmekte ve belki de kolektif şuuru yansıtmamaktadır. Buna benzer olarak, tüm halkın aynı din, yani İslam için sevgi beslediği iddiası da toplumdaki seküler tabanı olduğundan az göstermektedir. “Ne çok dindar ne çok seküler” şuurun mevcut olduğu Bangladeş gibi Müslüman bir toplumda, sosyal yapıyı kavrayıp halkın sosyal, kültürel ve siyasal tabiatına göre hareket edenler toplumu daha iyi analiz edebileceklerdir.

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar