Dosya: "Okulda Başörtüsü"

Türkiye’de Başörtüsü Yasağının Görünmeyen Sosyolojisi

Avusturya başta olmak üzere birçok ülkede okulda başörtüsü yasakları gündemde. Peki başörtüsünü çıkartması istenen bir kız öğrenciye ne olur? Bu sorunun cevabını, Türkiye’deki 28 Şubat sonrası başörtülü genç kızların biyografilerinde aramak mümkün.

Türkiye’de Başörtüsü Yasağının Görünmeyen Sosyolojisi
Fotoğraf: malumatfurus.org | Değişiklikler: Perspektif

“Toplumumuzun aklı başında olmaktan ne anladığını öğrenmek için belki de delilik alanında olup bitenleri araştırmamız gerekmektedir.” (Foucault, Özne ve İktidar)

Darbeler, yalnızca siyasal dengeleri değiştiren olaylar değil; ürettikleri yasaklar aracılığıyla bireylerin gündelik hayatlarını, ruh dünyalarını ve mesleki serüvenlerini kökten etkileyen tarihsel kırılma anlarıdır.

1997’deki 28 Şubat darbesinin Türkiye’de eğitim kurumlarında yarattığı yasaklara ilişkin bu yazı talebi geldiğinde, bir yanda zihnimi ve çalışma masamı kuşatan kavramsal çerçeve, diğer yanda ise o döneme doğrudan tanıklık etmiş insanların hafızalara kazınmış hikâyeleri vardı.

Bu iki alan arasında bir köprü kurarak meseleyi anlamlandırmayı; Türkiye’deki başörtüsü yasaklarını yalnızca geçmişte kalmış siyasi bir hadise olarak değil, genç kadınların hayatlarında derin izler bırakan toplumsal bir tecrübe olarak okumayı anlamlı buluyorum.

Bu yasaklara maruz kalanların hayatlarında yarattığı sarsıntılara bakarken çeşitli kuramsal çerçeveler zihnimde eşlik etti. Pierre Bourdieu’nun sermaye türleri arasındaki dönüşüm yaklaşımı, özellikle kurumsal kültürel sermayeye, yani diplomaya erişim yolları kapatılan genç kadınların, bu kaybı başka sermaye türleriyle telafi etme çabalarını anlamak açısından önemli bir imkân sunuyor. Michel Foucault’nun iktidar ve özne ilişkisine dair analizleri ise, “makbul vatandaş” idealinin nasıl inşa edildiğini ve yasakları meşrulaştıran söylemlerin hangi iktidar mekanizmalarıyla üretildiğini görmemizi sağlıyor.

Yine Bourdieu’nun perspektifinden bakıldığında bu yasaklar doğrudan fiziksel zor kullanmadan, hukuk ve kurumlar aracılığıyla bireylerin yaşamlarını biçimlendiren bir “simgesel şiddet” pratiği olarak okunabilir. Anthony Giddens’ın “ontolojik güven” kavramı ise, bireyin kimlik sürekliliğinde yaşanan derin sarsılmaları; dünyayla kurduğu ilişkinin güven zemininde oluşan kırılmaları anlamlandırmak için güçlü bir çerçeve sunuyor.

Ancak aynı dönemin farklı yönlere savurduğu yaklaşık yirmi insanın hikâyesini dinledikçe, bu teorik çerçevelerin Türkiye’nin somut gerçekliği karşısında eksik ve yetersiz kaldığını hissettim. Çünkü 28 Şubat, yalnızca tarihte kapanmış bir dönem değil; dokunduğu her insan kadar farklı hikâyeye sahip, etkileri ve yankıları bugün dahi süren canlı bir toplumsal hafıza.

Burada, okuldaki başörtüsü yasaklarının yalnızca fiziksel bir engelle sınırlı kalmadığını; aksine genç kadınları kamusal alanın dışına iten, onları itibarsızlaştıran ve derin kimlik krizlerine sürükleyen çok katmanlı etkilerini ele alacağız. Kimi henüz ortaokula adım atarken, kimi üniversite tercihlerinin eşiğinde, kimi ise mesleğini icra ederken bu yasaklarla karşı karşıya kaldı. Bu kolektif travmanın bireylerin hayat rotalarını nasıl farklı yönlere savurduğunu üç ana eksen üzerinden incelemek, meselenin insani ve sosyolojik boyutunu daha berrak biçimde görmemizi sağlayacaktır.

Başörtüsü Yasağı Karşısında Rotasını Yurt Dışına Çevirenler

Türkiye’deki başörtüsü yasağı nedeniyle eğitim hakkını başka ülkelerde aramak zorunda kalanlar için bu süreç, bir yandan yeni dünyalara açılan fırsat kapıları, diğer yandan sonu belirsiz bir sürgün duygusu arasında gidip gelen çetin bir deneyimdi. Dışarıdan bakıldığında bir akademik başarı hikâyesi gibi görünen bu serüvenin ardında; açılan yeni ufuklar ve önemli kazanımlar kadar, bitmek bilmeyen bir mücadele, ağır meşakkatler ve kendi ülkesinden ikinci sınıf vatandaş muamelesi görerek ayrılmanın yarattığı derin bir özgüven yarası da vardı.

Yasakla çok erken yaşta yüzleşmek, bu biyografilerdeki ilk derin kırılma noktalarından birini oluşturuyor. Ortaokul ve liseyi dışarıdan tamamlamak zorunda kalan bir anlatıcı, akranlarının lisansüstü eğitime başladığı yaşta ancak lisans eğitimine adım atabildiğini ifade ederken, yaşadığı yetersizlik hissini ve hayata sürekli eksiden başlamanın ağır yükünü dile getiriyor. Buna karşılık, eğitim hakkına gecikmeli de olsa yeniden kavuşmanın taşıdığı anlamı ise şu sözlerle özetliyor:

“Eğer bu imkân olmasaydı hayatla barışık olabileceğimi sanmıyorum; yaşam azmimi çok daha geç kazanırdım.”

Bir diğer anlatıcı, özgüveninin derin biçimde yaralandığını; karşı koymamayı, susmayı ve cevap vermemeyi öğrenmek zorunda kaldığını anlatıyor. Bu yıpranmanın izlerini hâlâ taşıdığını ifade ederken, yaşanan travmanın bir sonraki kuşağa aktarılma riskine de dikkat çekiyor.

Ancak bu örselenme, iktidarın tahayyül ettiği “itaatkâr özneyi” üretmek yerine, bu genç kadınlarda güçlü bir direnç ve olağanüstü bir motivasyon doğurmuş. Bir anlatıcının ifadesiyle:

“Önüme konan engel beni ‘her engeli aşmak zorundayım’ motivasyonuna itti. Bu aslında bir manifestoydu. İçimde, ‘Sen benim hakkımda karar veremezsin’ diyen bir ses vardı.”

Yabancı bir dilde, tek başına ve gurbette var olma mücadelesi, başörtüsü yasağından etkilenen öğrencileri edilgenleştirmek yerine; dayanıklılık, bağımsızlık ve mücadele gücü gibi güçlü meziyetlerle de donattı.

Yasakla Gelen Gurbetin Pedagojisi

Türkiye’de başörtüsü yasaklarına maruz kalan öğrencilerin yaşadığı gurbet tecrübesi, gençleri Türkiye’deki şekilci din algısının dışına çıkararak din tasavvurlarında köklü bir kırılmaya da yol açmıştır. Farklı Müslüman topluluklarla tanışmak, değerlerine daha bilinçli şekilde sarılmalarını sağlamıştır.

Taşradaki küçük dünyalarından çıkıp yalnızca yaşadığı şehirde eğitim görmeyi hayal ederken kendini Avrupa’da bulan gençler için bu süreç başta büyük bir kaygı kaynağı olsa da; önyargıların kırıldığı bir olgunlaşma evresine dönüşmüştür. Elbette bu serüven, doğrusal bir başarı grafiği anlamına da gelmez. Yabancı dilde eğitim zorluğu ve ilk başarısızlık deneyimleri, bu azimli öğrenciler için başarıyı ve hayatın gayesini yeniden sorguladıkları pedagojik birer kırılma anı yaratır.

Yaşadıkları tıkanıklığı, “Çok zorlandık. Başarının sadece benim elimde olmadığını öğrendiğimde hırsım kırıldı.” sözleriyle aktaran bir anlatıcı, bu meşakkatli sürecin sonunda farklı dünyalara kendi kimliğiyle kabul edilmenin mümkün olduğunu keşfettiğini de ekliyor.

Karşılaşılan tüm zorluklar birçok anlatıcı için derin bir tevekküle kapı aralamış:

“Bizi geriye çektiği zamanlar da oldu ama Allah bir kapıyı kapatırsa diğerini açar misali, samimiyetle attığımız adımların karşılığını aldık.”

Nihayetinde yurt dışı tecrübesi, somut kazanımların yanı sıra, yüzlerine kapatılan kapılara rağmen ellerinden geleni yapmış olmanın verdiği güçlü bir tatmin duygusunu da beraberinde getirmiş.

Geçmişin Muhasebesi: “Yaşanmasaydı Ne Olurdu?”

Kariyer çizgileri tamamen yön değiştiren bu öğrenciler, geriye dönüp baktıklarında kaybettikleri ile kazandıkları arasında bir terazi kuruyorlar. Bir anlatıcı, “Türkiye’de kalsaydım çok rahat profesör olurdum şimdi ama edindiğim deneyimi bu pozisyonlara değişmem.” diyerek kazancını vurgularken, tıp hayalini yurtdışında gerçekleştirebilen bir diğeri ise yaşadıklarını şöyle anlamlandırıyor:

“Yurt dışında okuma imkânım olmasaydı, haksızlığa uğramış olma hissi çok daha derin olurdu. Şimdi gönlümdeki mesleğe ulaşmış olmanın verdiği rahatlıkla konuşabiliyorum. Aksi hâlde küçük yaşta haksızlığa uğramış olma acısı içimde kalırdı.”

Özetle genç yaşta öğrencilerin elinden alınan eğitim hakkının doğurduğu haksızlık duygusu, yurt dışının sunduğu somut kazanımlar sayesinde kendi biyografik yeniden inşa süreçlerinde büyük ölçüde telafi edilebilmiş.

Türkiye’de Gri Alanlarda Var Olma Mücadelesi Verenler

Okullarda ve üniversitede başörtüsü yasağıyla karşılaşıp yurtdışına çıkma imkânı olmayan, bu nedenle de Türkiye’de kalan bir grup ise sistemin bürokratik ve toplumsal baskısını doğrudan göğüsleyerek kamusal alanda var olmaya çalışan kadınlardan oluşuyor. Katsayı engeliyle ideallerinden feragat ederek potansiyelinin altındaki bölümlere yerleşen ya da eğitime devam edebilmek için peruk gibi araçlarla “görünmezleşen” anlatıcıların hikâyeleri, simgesel şiddetin en somut tezahürlerini oluşturuyor.

Okul kapılarında peruk takmak zorunda kalan öğrenciler, bugünün kamusal mekanlarında bile süren tedirginliklerini şöyle aktarıyor:

“Hâlâ kamu binalarına girerken bir ürkeklik hissediyorum. Sanki biri bana ‘Dur, girme!’ diyecekmiş gibi… Yıllar sonra kendi üniversiteme başörtülü gittiğimde, o dört yılı perukla geçirdiğim için yüreğimde tarif edilmez bir sızı hissettim ve oradan kaçtım.”

Birçok öğrenci açısından “tehdit” olmadığını ve liyakatini ispat etmek zorunda bırakılmak, aşırı mükemmeliyetçilik duygusunu beslemiş. Bir anlatıcı bu durumu şöyle anlatıyor: “Ne yapıyorsam en iyisini yapmam gerekiyor ve ‘yeterince donanımlı değilim’ kaygısı beni daha çekingen yapıyor.” Kamusal alanda dindar bir kimlikle görünür olmanın yarattığı bu tedirginlik, günün sonunda otobüste elinde Kur’ân-ı Kerîm tutan birini gördüğünde, “Ne kadar cesur” dedirtecek kadar gündelik hayatı etkilemiş.

Görünmez Kılınan Başarılar ve Engellenen Yetenekler

Türkiye’deki başörtüsü yasağı, başarılı öğrencileri sadece kurumsal olarak görünmez kılmakla kalmamış, onların edebi, akademik ve mesleki cesaretlerini de erken yaşlarda baltalamış.

Ortaokulda 10 Kasım şiir yarışmasında yazdığı Atatürk şiiriyle il birincisi olan ancak başörtüsü nedeniyle ödül törenine alınmayıp yerine bir erkek öğrenci gönderilen anlatıcı bu olayın etkilerini şöyle aktarıyor:

“Bu trajikomik hadise, edebiyatı ve şiiri sevmeme engel olmadı ama yazmak konusundaki cesaretime ket vurdu.”

Sağlık alanında çalışan anlatıcıların aktardığı üzere “müfettiş geldiğinde çatıya çıkarılma, dolaba saklanma”, mezun olduğu okulu söyleyememe ve uzman doktorların “örümcek beyinliler” ithamlarına maruz kalma gibi durumlar uzun yıllar devam etmiş. Benzer şekilde, katsayı engeli yüzünden tıp yerine hemşirelikle yetinmek zorunda kalan bir anlatıcı, “Hak ettiğim yerde değilim” şeklinde bir serzenişi de barındırıyor.

Tüm bunların yanında, başörtüsü yasağı karşısında ne yurt dışına gidebilen ne de Türkiye’de eğitim görebilen, kamusal alandan tamamen tasfiye edilerek arafta bırakılmış kadınları da var. Kolektif hafızada en az yer bulabilen bu grupta başörtüsü yasağı; sadece eğitim hayatını tamamen sekteye uğratmakla kalmamış, yıllar sonra dönülen okul sıralarında yaşanan geç kalmışlık hissiyle, istihdam piyasasından ve aile kurma imkânından yoksun kalmaya kadar uzanan, topyekûn bir yaşam döngüsü duraksamasına dönüşmüş.

Geç Gelen Adaletin Telafisizliği

Başörtüsü yasağı nedeniyle eğitim hayatı engellenen öğrencilere yıllar sonra gelen aflar kurumsal kapıları açsa da kaybedilen zamanın ve potansiyelin telafisi mümkün değil. Üniversiteden uzaklaştırıldıktan sonra kırtasiyecide “başörtülü” olduğu için çalışamayan, çeşitli kurslarda kendini geliştirmeye çalışan bir anlatıcı, birkaç aya düzelir diye ayrıldığı okuluna 11 yıl sonra çıkan af ile geri dönebildiğini şöyle anlatıyor:

“Yüksek lisansı tamamlayıp akademisyen olmak istedim ama yaş sınırını geçmiştim. Normal süreç işleseydi Fuat Sezgin’in izinden giden idealist bir tarihçi olurdum. Şimdi en düşük kadrodan memurluk yapıyorum.”

10 yıllık kayıptan sonra hayalindeki sinema eğitimi yerine ilahiyat okumak zorunda kalan bir diğer anlatıcı ise, bu gecikmenin “hayata hep geç kalma ve tırmalayarak bir yere gelme” izi bıraktığını belirtiyor: “Amfide uzun süre, biri gelecek ve beni oradan çıkartacak korkusu taşıdım.”

Piyasa Engelleri ve Kayıp Neslin Evlilikleri

Kamusal alana geç de olsa dahil olan genç kadınlar, bu kez hem başörtülü hem kadın olmanın getirdiği çifte kıstırılmışlıkla karşılaştılar. Mütedeyyin işverenlerin “nasıl olsa başka yerde çalışamazlar” yaklaşımıyla kendilerini az maaşla alt pozisyonlara mahkûm etmesi, destek bekledikleri aktörlere karşı derin bir güven kaybı yarattı. Bu süreçte başörtülü genç kadınların uzmanlıklarının kabul görmemesi ciddi bir kırılma üretirken, kamusal alandan dışlanmanın özel hayattaki yansımasını bir diğer anlatıcı şu sözlerle özetliyor:

“Çok donanımlı, entelektüel kadınlar, başka çareleri olmadığı için potansiyellerinin altındaki kişilerle evlenmek zorunda kaldılar. Hak ettikleri değeri ne iş ne de aile hayatında göremediler.”

Tüm bu anlatılar; yasakların kişisel hayatlar üzerindeki sarsıcı etkilerini ortaya koyuyor. Maruz kalınan kırılma ve toplumsal maliyet her grupta farklı. Yasaklar nedeniyle ülkesini terk ederek eğitim hakkına kavuşanların biyografilerindeki kırılma nispeten en az düzeyde. Hatta bu grupta sıçrayış olarak tanımlanabilecek kazanımlar bile öne çıkıyor. Türkiye’de sisteme uyum sağlayarak eğitim ve iş hayatına devam edenlerin taşıdığı izler ise çok daha derin.

Hikâyesi pek anlatılmayan, eğitim hakkından tamamen veya uzun süre vazgeçmek zorunda kalan son grup için ise telafisi imkânsız kırılmalar söz konusu. Onların dünyasında başörtüsü yasağının açtığı keskin hat, bugünkü gibi canlı ve hâlâ tamamlanmamış bir hikâyeye karşılık geliyor.

Nihayetinde, yasaklardan farklı düzeylerde etkilenen anlatıcıların genelinde, yaşanan zorluklardan olumlu kazanımlar devşirme, dönüşüm ve inkişaf tecrübesine vurgu yapan kolektif bir eğilim mevcut. Ancak son katmandaki kadınlar için durum kökten farklı. Haksızlık duygusu ve öfkesi taze olan bu grup, süreci mutlak bir tevekkülle rasyonalize edemiyor. Yaşananların kendilerine belirli olumlu özellikler kazandırdığını kabul etseler dahi, gasp edilen zamanın ve ellerinden alınan hayat imkânlarının telafisinin imkânsızlığına inanıyorlar.

Bugün ise dünyanın başka ülkelerinde okullarda başörtü yasakları tartışılırken, “Bitmedi mağduriyetiniz” kalıbına sığınarak yaşananların önemsizleştirilmesi, bu sürecin en yaralayıcı boyutu olmaya devam ediyor.

Dr. Yasemin Bozkurt Özyalçın

Viyana Üniversitesi Siyaset Bilimi ve İstanbul Ticaret Üniversitesi Endüstri Mühendisliği mezunu olan Dr. Yasemin Bozkurt Özyalçın, doktorasını Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Sosyal Politika alanında tamamlamıştır. Karabük Üniversitesi İktisat bölümü doktor öğretim üyesidir.

Yazarın diğer yazıları
Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi #0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler