İsrail-Filistin Krizi Kudüs’te Sömürgeci Şiddet Sürüyor

Geçtiğimiz üç ay boyunca Batı Şeria’daki İsrailli yerleşimciler ile Filistinliler arasında beklenmedik bir şekilde tırmanan çatışmalara dönüşen yeni bir şiddet dalgasına tanıklık ettik. Medya ve İsrailli sağcılar tarafından sıklıkla tanımlandığı şekliyle bir “din savaşı” olmaktan uzak olan bu son olaylar, esasında İsrail’in eskiden beri süregelen Kudüs’ü Yahudileştirme ve yerli Filistinli nüfustan arındırma planlarının sonucu.

Alessandra Bajec 25 Aralık 2015

Eylül ayı boyunca İsrail polisi ve Filistinli protestocular arasında cereyan eden şiddet içerikli günlük çatışmalar Kudüs’ün tarihî şehir merkezinde yaşandı. 13 Eylül’de, İsrail polisinin iddialara göre Filistinlilerin Yahudilerin ziyaretlerini sekteye uğratma girişimlerini önceden engellemek maksadıyla terör estirmesinin ardından Yahudi yılbaşına saatler kala Müslümanlar Aksa Camii’nde İsrail polisiyle çatıştı. Yine İsrail Savunma Bakanı Moshe Yaalon’un, Aksa’da devriye gezen iki Müslüman grubu cami avlusuna girmekten men etmesinin ardından huzursuzluklar yaşandı. İsrail ilerleyen günlerde Yahudi yerleşimci ve diğer Yahudi grupların kutsal günlerde yaptıkları günlük ziyaretleri kolaylaştırmasına karşın Filistinlilerin kutsal mekâna girişlerini zorlaştırdı. Bu tutum ise daha fazla çatışmayı tetikledi.

İsrail’in Aksa külliyesini Müslümanlar ve Yahudiler arasında bölmeye çalışması da Filistinlilerin korkusunu arttırarak yeni çatışmaların yaşanmasına neden oldu.

İsrail Başbakanı Netanyahu’nun 1967’den beri yürürlükte olan, Yahudilerin ziyaretlerine izin veren ancak gerilimi engellemek maksadıyla gayrimüslimlerin ibadetlerini kısıtlayan uygulamanın herhangi bir değişikliğe uğratılmayacağı yönündeki teminatı da beyhude görünüyor. İsrail’in niyetleri karşısında Filistinliler arasında bu konudaki derin güvensizlik sürüyor. Zira Harem-i Şerif külliyesi İslam’ın üçünü kutsal mekânı, aynı yer aynı zamanda Yahudilerin de en kutsal yeri. Yıllardır külliye İsraillilerle Filistinliler arasındaki çatışmanın mekânı olageldi, çünkü İsrailli merciler şiddetli çatışmaların yaşandığı bu yeri kimin ne zaman ziyaret edebileceğini denetliyor.

İsrail’in artan sayıdaki şiddetli Aksa baskınlarıyla beraber geçtiğimiz yıl boyunca külliyeye girmekle ve Yahudilerin orada ibadet etme hakkıyla ilgili çağrılarda bulunarak mevcut uygulamayı sürekli ihlal eden aşırı Ortodoks Yahudilerin ve sağ kanat kanun koyucuların yaptığı ziyaretler arttırıldı. Radikal Yahudi yerleşimciler, ibadet edenlere sözlü tacizde bulunarak alenen caminin yıkılması çağrısında bulundular.

Geçtiğimiz birkaç yıl boyunca yaşanan gerilimler Yahudi bayramlarıyla çakıştı. Bu yıl da Müslümanların Kurban Bayramı ve Yahudilerin Yom Kippur’u aynı güne denk geldi ve bu nedenle tansiyon her zamankinden yüksekti. Şiddet Kudüs’te, civardaki Arap mahallelerine sıçrarken Filistinlilerin Aksa çevresindeki olaylarda artan öfkesi ekim ayı başında eski şehrin dışında kitlesel gösterilerin yapılmasına neden oldu. İki İsrailli eski şehirdeki bir Filistinli adam tarafından bıçaklandı, bunun ardından başka saldırı ve bıçaklama olayları yaşandı. Daha sonra protestolar Batı Şeria ve İsrail’e yayıldı.

İsrail güçleri ve Filistinli taş atanlar arasındaki şiddet, İsrailli yerleşimcilerle Filistinliler arasında 2014’ten beri görülmemiş yeni bir şiddet patlamasına neden oldu. 2014’te Batı Şeria’da üç İsrailli genç kaçırılarak öldürülmüş, buna misilleme olarak Yahudi aşırıcılar gerilimi daha da arttıracak ve İsrail’in yazın Gazze’ye savaş açmasıyla son bulacak olan Doğu Kudüslü bir Filistinli genci diri diri ateşe verme eylemini gerçekleştirmişlerdi.

Bu yeni çatışma dalgası ise sürpriz olarak görülmemeli, zira İsrail’in sömürgeci apartheid politikaları, süregiden işgali, Filistinlilere uyguladığı zulmü, zayıflatma politikaları ve sistematik şiddeti İsrail ordusu ve İsrailli yerleşimciler tarafından mütemadiyen sürdürülüyor.

Filistinliler on yıllardır işgal altında. 1967’den beri İsrail, Filistinlilerin demografik yayılımını tasarımlayan politikalar ile bir yandan şehirdeki Yahudi varlığını tahkim ederken öte yandan Filistin kimliğinin yok edilmesi ve etnik temizliğini hedefleyen ayrımcı politikalar üzerinden Kudüs’ü Yahudileştirmesini hızlandırıyor. İsrail, şehrin etrafında Batı Şeria’daki İsrail yerleşimleriyle olan coğrafi bağlantıyı sağlamak amacıyla yan yollara bağlanan bir yerleşim halkası inşa ederek Kudüs’ün fiziksel görünümünü de dönüştürdü. 2002’de inşa edilen ve 1967’den önceki ateşkes hattından çok uzakta kalacak şekilde sınırları belirleyen ayrımcılık duvarı, Yahudi çoğunluğu sağlamak amacıyla şehri bölmek ve Filistinlilerin bulunduğu bölgeleri dışarıda bırakmak için tasarlandı.

Ayrımcı İsrail politikaları Arap ve Yahudi mahalleleri arasında sağlanan hizmetlerdeki farklılıklarda da görülebiliyor. Filistinliler Yahudi vatandaşlarla aynı miktarda emlak vergisi ödemelerine karşın belediye bütçesinin ancak yüzde 10’undan daha azı Filistinlilerin olduğu bölgeler için ayrılıyor. Kudüslü Filistinliler aşırı yoksulluk, sağlık ve eğitim hizmetlerinin bulunmayışı, yüksek işsizlik oranları ve hayat pahalılığı gibi gittikçe kötüleşen sosyo-ekonomik koşullar altında hayatlarını sürdürüyor.

Bu nedenle, Filistinlilerin İsraillilerle olan çatışması, daha geniş bir mücadele bağlamında, İsrail’in işgal, ayrımcılık ve etnik temizliğine karşı direniş eylemleri olarak anlaşılmalı. İsrail’in Aksa’ya gerçekleştirdiği saldırılar bağımsız olaylar olmaktan ziyade Kudüslü Filistinlileri dışarı sürerek Kudüs’ü temelden sadece Yahudi şehri yapmaya dönük bir projenin parçasıdır.

Kudüs’te yaşanan son huzursuzluklar, öteden beri sürmekte olan özsel meselelerin, yani sömürgeci baskı, kurumsallaşmış ayrımcılık, mülksüzleştirme, toprak hırsızlığı ve İsrail’in şehir üzerindeki üstünlüğünü temin etme eylemlerinin birer sonucudur.

 

Alessandra Bajec

Alessandra Bajec Tunus merkezli serbest gazeteci. 2010-2011 yılları arasında Filistin’de yaşadı. Metinleri rt.com, CounterPunch ve Avrupa Gazetecilik Merkezi dergisinde yayımlandı.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar