Afrika’ya Açılan Kapı Cebeli Tarık’ın İncisi: Fas

“Afrika’ya açılan kapı” olarak bilinen Fas, coğrafi konumundan ötürü tarih boyunca Araplar, Yahudiler, Kartacalılar, Romalılar ve Moorlar tarafından birçok kez işgale uğramış ve bugün kültürel olarak birbirinden farklı bu medeniyetlerin izlerini taşımaktadır.

Rabia Şanlıalp 28 Aralık 2015

Arapça ve Berberice’nin resmî dil olduğu ülkede, Fransız işgalinin ardından ekonomik ve kültürel hayatın yanı sıra devlet dairelerindeki resmî yazışmalarda Fransızca da kullanılmaktadır. Faslıların kullandıkları Darija lehçesi diğer Arap lehçelerinden oldukça farklıdır. Aynı zamanda ülkede yoğun olarak yaşayan Berberilerin de kullandıkları farklı lehçeler bulunmaktadır. Ülkenin kuzey kesiminde tarihsel bağlar nedeniyle İspanyolca konuşanlara da rastlamak mümkündür.

Ülkede baskın olan Müslüman-Arap kültürünün etkisiyle Hristiyan, Yahudi ve Paganizm gibi çeşitli dinlere mensup birçok etnik grubun zaman içerisinde İslamlaştığı gözlemlenmiştir. Bugün Faslıların yüzde 98.2’si Müslüman olup Maliki mezhebine mensuptur. Ülkede Araplaşmış Berberlerden sonra asimile olmamış Berberler ikinci büyük etnik grubu teşkil eder. Toplam nüfusa oranı itibarıyla üçüncü sırada gelen etnik unsur ise Moritanya kökenli Moorlar’dır. Bunlardan başka ülkede ayrıca Yahudiler ve İspanyollar başta olmak üzere çeşitli Avrupa ülkelerinden Hristiyan azınlıklar da bulunmaktadır.

Dün olduğu gibi bugün de yoğun bir göç alan Fas, geçmiştekinden farklı olarak göçmenler için artık bir nihai varış noktası olmaktan ziyade Avrupa’ya yakınlığı dolayısıyla transit bir geçiş köprüsü olarak görülmektedir. Ne var ki Avrupa Birliği tarafından birliğe üye ülkelere artan göçün önünü kesmek için getirilen pek çok kısıtlama neticesinde, ekonomik anlamda güçsüz ve siyasi açıdan istikrarsız ülkelerden gelen mültecilerin Sahra’ya doğru göç ettikleri tespit edilmektedir. Bugün Fas’ta 10 bin ila 20 bin arası Afrika kökenli yasadışı göçmenin olduğu tahmin ediliyor.

4 milyon nüfuslu Kazablanka şehrinin orta sınıf kesiminin meskûn olduğu Mâarif semtinde yaşayan El Mehdi evli ve 32 yaşında. Kazablanka ticari ve ekonomik bakımdan Fas’ın ve Afrika kıtasının en büyük metropollerinden biri olarak biliniyor. El Mehdi üniversite eğitimi için 10 sene Almanya’da yaşamış ve İşletme Enformatiği üzerine lisans eğitimi almış. 29 yaşındaki eşi de Fas’ta bilgisayar bilimleri üzerine yüksek lisans eğitimini tamamlamış. El Mehdi çevrimiçi bir Alman firmasında E-Ticaret danışmanı olarak, eşi ise kalite güvence alanında bir yazılım mühendisliği firmasında çalışıyor. Çift ekonomik olarak hayatlarını rahatça sürdürebildikleri bir gelire sahip.

El Mehdi’nin ailesi ticaret ile uğraşıyor ve uzun yıllardır ayakkabı ve tekstil üzerine bir mağaza işletiyorlar. Kız kardeşi de eşi gibi bilgisayar bilimleri üzerine yüksek lisans yapmış ve şu anda Paris’te Bilişim Teknolojileri danışmanı olarak çalışıyor. El Mehdi’nin kimya eğitimi alan kayınpederi lise düzeyindeki okullarda müfettişlik görevini yürütüyor. Kayınvalidesi ise sınıf öğretmeni.

Aile gün boyu işleriyle meşgul olurken, molalarını namaz vakitlerine göre ayarladıklarını belirtiyorlar. Çift işten sonra genellikle spora gidiyor. Eve geldiklerinde ise eşi akşam yemeğini hazırlarken, El Mehdi yüzünde bir tebessümle bazen bu konuda eşine yardımcı olduğunu ekliyor. Fas’ta günün en önemli öğünü çorba, kırmızı et ve tatlıdan oluşan öğle yemeği. Akşam yemeğinde Faslılar öğleye göre daha hafif bakliyat ve hamur işi yiyecekler tüketmeyi tercih ediyor. El Mehdi ve eşi akşam yemeği ve yatsı namazının ardından istirahate çekiliyor.

El Mehdi, aile kavramının Fas’ta çok büyük anlam ifade ettiğini ve aile büyüklerine saygının çok önemli olduğunu belirtiyor. Bununla birlikte aile içerisinde bireysel sınırların ve özgürlük alanlarının da mevcut olduğunu, fakat yeri geldiğinde aile büyüklerinin fikirlerine de başvurduklarını aktarıyor.

Fas’ta Hz. Peygamber’in bir sünneti olan ve Endülüs’te de etkisi görülen öğle istirahati, İspanyolların deyimiyle “fiesta” geleneği devam ettiriliyor. Hafta içi her gün sabah 8’den akşam akşam 18.30’a kadar açık olan mağazalar öğlen 12 ile 14.30 arası kapalı. El Mehdi’nin babasının mağazasına gelen müşterilerin yüzde 70’ini Fransız, İspanyol, Alman ve Doğu Avrupalı gayrimüslimler oluşturuyor. Sömürge dönemine göre Avrupalı yerleşimci sayısının oldukça azaldığı Fas’ta yaşayan Avrupalı göçmen nüfus bugün Kazablanka ve başkent Rabat’ta yoğunlaşmış durumda. Bu da ailenin gayrimüslimlerle sıkı arkadaşlıklar kurmasına, saygı ve sevgi dolu diyalog ortamlarının oluşmasına yol açmış. Kazablanka’da yoğun bir Yahudi topluluğun yaşadığını belirten El Mehdi, dedelerinin zamanlarında Yahudilerin Fas’ta barış ve refah içinde yaşadığını ve Müslüman toplumla aralarında sevgi ve saygı dolu bir ilişkinin hüküm sürdüğünü aktarıyor. II. Dünya Savaşı sırasında Almanya’nın Fransa işgali sırasında kurulan Fas’taki Vichy rejimi Yahudilere karşı ayrımcı politikalar uygulamaya başlamış. İsrail’in kurulmasından sonra ise Yahudi ve Müslüman toplum arasında yükselen tansiyon nedeniyle birçok Yahudi İsrail’e göç etmiş. 1963 yılında yüz bin civarında Fas Yahudi’si zorunlu göçe tabi tutulmuş. El Mehdi dönemin kralı V. Muhammed’in Yahudi göçüne karşı çıktığını, hatta göçe zorlanan Yahudi halkla birlikte kendisinin de sınır dışı edilmesini talep ettiğini söylüyor. Geçmişe nazaran bugünkü Yahudi-Müslüman ilişkilerinin daha kötü bir durumda olduğunu, bunun başlıca nedeninin ise yaklaşık üç çeyrek asırdır süren Filistin işgali olduğunu belirtiyor.

“Almanya’da yaşadığım 10 sene bana her ırka, dine ve sosyal sınıfa karşı saygılı olmayı öğretti”

El Mehdi Almanya’da yaşarken farklı tecrübeler edindiğini ve bu tecrübelerden hareketle farklı dinî, etnik, kültürel ve sosyal çevrelere mensup insanlarla karşılıklı saygı içerisinde birlikte yaşamayı öğrendiğini belirtiyor. Fas’ta durumun biraz farklı olduğunu vurgularken, hoşgörü ve yardımseverliğin bazen kişinin kendisi için zarara dönüşebildiğini ve insanların iyi niyetinin istismar edildiğini belirtiyor. Yine de bu konuda Allah’a tevekkül ettiğini ve yaşadığı tecrübelere güvendiğini dile getiriyor. Hayattaki en önemli hedeflerinin ahiretlerini süsleyecek mümkün mertebe çokça salih amelde bulunmak, evlat sahibi olmak ve evlat edinmek olduğunu belirten El Mehdi, ayrıca ileride kendi işlerini kurmak istediklerini de ekliyor. Aile, işlerinden arta kalan zamanlarda spor yapmayı, seyahat etmeyi, okumayı, akraba ve arkadaş ziyaretlerinde bulunmayı ve farklı yardım etkinliklerine katılmayı tercih ettiklerini söylüyor.

Fas’ta da her Müslüman ülkede olduğu gibi Ramazan ve Kurban bayramları aileyle birlikte vakit geçirilen, aile büyüklerinin ziyaret edildiği ve büyük-küçük demeden herkesin mutlu edilmeye çalışıldığı yılın en önemli günlerinden. Her iki bayramda da, ilk gün bayram namazından sonra büyük bir aile kahvaltısıyla güne başlanıp çeşitli ziyaretler yapılıyor. El Mehdi Ramazan Bayramı’ndan farklı olarak Kurban Bayramı’nın üç gün kutlandığı Fas’ta köylerde bayram kutlamalarının iki veya üç haftaya kadar sürebildiğini belirtiyor. Bunun nedeni ise bu bayramın yıllık izin olarak sayılması ve genellikle köylerden şehre gelen işçi sınıfının bu izinden yararlanıyor olması. Bayram süresince metropollerin boşaldığını, mağazalar ve iş yerlerinin kapandığını aktarıyor El Mehdi. Ramazan Bayramı’nın ise iki günden fazla sürmediğini ve aile ile geçirilen zamanlar dışında bu günleri genellikle deniz kıyısına veya farklı yerlere seyahat ederek değerlendirdiklerini belirtiyor. Bu iki bayram dışında Fas’ta Hz Peygamber’in doğum gününün kutlandığı Eid al Mawlid adlı bir dinî bayram daha mevcut.

1956’da bağımsızlığına kavuştuktan sonra anayasaya dayalı meşruti bir krallık hüviyetine bürünen Fas’ta parlamenter monarşi rejimi hâkim. 1 Temmuz 2011’de çok yüksek bir katılımla gerçekleştirilen referandumla seçmenin yüzde 98.5’inin evet dediği yeni anayasa, çağdaşlarına uygun, geniş hak ve hürriyetleri garanti altına alan bir nitelikte. El Mehdi Kasım 2011’den beri iktidarda olan Adalet ve Kalkınma Partisi PJD’nin (Parti de la Justice et du Développement) bilhassa Müslüman kesimin sempatisini kazandığını belirtiyor. Bu sempatinin iktidar partisinin İslami ve demokratik bir siyaset benimsemesinden kaynaklandığını vurgularken, bu siyaset anlayışının Müslümanların gündelik sorunlarına kolaylaştırıcı yaklaşımlar içerdiğini belirtiyor. Buna en basit örnek olarak ise ev satın alma konusunda sağlanan kolaylıkları zikrediyor. Çoğu Müslümanın faizle ev almak istemedikleri için ev sahibi olamadıklarını, bu soruna çözüm bulmak için belli bir kanuni alt yapı gerektiğini ve PJD’nin tam da bu noktada güzel bir siyaset yürüttüğünü öne sürüyor. Bu olumlu siyasi havaya bağlı olarak Müslümanların da siyasete katılımlarının yavaş yavaş arttığını vurgulayan El Mehdi, artık her kesimden insanın oy vermek için sandığa gidiyor olmasının bunun en belirgin göstergesi olduğunu söylüyor. Bu durumun halk, kral ve iktidar arasında gelişen güvenden kaynaklandığını vurguluyor.

El Mehdi ve ailesinin ümmetten en büyük beklentileri ise, Müslümanların artık bir olması ve bu birliğin güçlenmesiyle birlikte artık İslam coğrafyasına barışın hâkim olması. Bunun için Hz. Peygamber’in, “Müslüman Müslümanın kardeşidir ona zulmetmez; onu düşmana teslim etmez. Kim bir Müslüman kardeşinin ihtiyacını giderirse, Allah da onun bir ihtiyacını giderir. Kim bir Müslümanın sıkıntısını giderirse, Allah da kıyamette onun bir sıkıntısını giderir. Kim de bir Müslümanın ayıbını örterse, Allah da kıyamette onun bir ayıbını örter.” (Buhârî, Mezâlim 3) hadisini hayat felsefesi olarak benimseyerek, bu ümmet bilincini insani ilişkilere de yansıtmak gerektiğini vurguluyor.

Aynı zamanda IŞİD’in sebep olduğu fitne ve zulümlerin İslam âlemi ve Müslümanları çok güç duruma soktuğunu, bu nedenle de geleceğe dair endişe duyduklarını ekliyor El Mehdi. Bu ve benzeri İslam ile alakası olmayan oluşumların İslam’ın Batıda olduğundan çok daha farklı ve kötü algılanmasına neden olduğunu, bunun ise bilhassa Batılı ülkelerde yaşayan Müslümanların hayatlarını git gide zorlaştırdığını belirtiyor.

 

ETİKETLER:

    0 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.

    • *Tüm alanları doldurunuz

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar