Myanmar Seçimleri Myanmar’da Demokrasi Zaferi: Rohingya Müslümanlarını Ne Bekliyor?

Myanmar’ın 8 Kasım 2015’te geride bıraktığı seçimler Rohingya Müslümanları açısından da geniş bir değerlendirmeye ihtiyaç duyuyor.

Shah Syed 23 Aralık 2015

Özgür ve adil bir seçimle bütün dünya Myanmar’ın demokrasi yolunda kat ettiği beklenmedik ilerleyişi gördü. Bu ilerleyiş yalnızca ülkedeki özgürlük sever milyonlarca insan arasında değişim umudunu yeşertmekle kalmadı; bu umudun ışığı, baskıcı anti demokratik askerî rejimlerden dolayı uluslararası toplum tarafından terk edilmiş bir şekilde yaşayan insanların hayatında olumlu bir değişim görmek isteyen dünya toplumları arasında da yaygın bir biçimde görülüyor. Myanmar hakkında en ufak bir fikre sahip herhangi bir insanın zihninde ortaya çıkıveren tüm bu meselelerin ötesinde Rohingya Müslümanlarının zulme uğraması bütün dünyanın meselesi hâline geldi. Gelecek demokratik rejimin Rohingyalara tanınmış bir statü getirme girişimine dair beklentiler ise oldukça büyük. Peki, seçimlerin ardından Rohingya Müslümanlarını neler bekliyor?

Bir güneydoğu Asya ülkesi olan Myanmar dünyaya açık görünüyor. On yıllar evvel iktidarı ele geçirmiş olan askerî cuntalar ülkeyi bir paryaya döndürdü. Ülkenin demokratik hareketleri baskılayan, etnik azınlıkları bastıran ve özelde de Rohingya Müslümanlarına sistematik zulüm uygulayan yapısıyla insan hakları ihlalleri konusunda kötü bir geçmişi bulunuyor. Demokrasi ve insan hakları ideallerinin aforoz edildiği ülke uluslararası toplumdan da ayrı bırakıldı.

8 Kasım’da yapılan genel seçimler son 25 yıldaki ilk özgür ve adil seçim olarak adlandırılıyor. Aung San Suu Kyi’nin partisi Demokrasi İçin Ulusal Birlik Partisi (NLD) salt çoğunluğu elde etti ve eğer tarih tekerrür etmezse yeni hükûmeti kuracak.

NLD’nin zaferi on yıllardır süren askerî diktatörlüğe karşı değişim arzusunun bir yansıması. Myanmar’ın demokratik seçimleri demokratikleşme alanında elde edilmiş önemli bir ilerleme olsa da daha önemli olan mesele yeni hükûmetin insan hakları durumunu olumlu yönde ilerletip ilerletmeyeceği, daraltarak söyleyecek olursak Rakhine eyaletindeki Müslüman azınlık olan Rohingyalara uygulanan ırksal ve etnik şiddeti durdurup durdurmayacağıdır. Etnik gerilimle yaşayan ülke, yıllarca sürecek bir uzlaşma süreci gerektiren çok fazla nefret ve bölünme tohumu ürettiği için bu soruyu cevaplamak göründüğü kadar kolay değil.

Arakan

Arakanlı Müslümanların Myanmar’a Dönüşü Mümkün Görünmüyor

19 Aralık 2017

Son seçimlerde NLD’nin zaferi Budist aşırıcıları mutlu etmiş değil. Seçimlerde ciddi bir yenilgiye uğrayan askerin desteklediği Birlik, Dayanışma ve Kalkınma Partisi (USDP) askeriyede önemli yer edinmiş bulunan Budist aşırıcıların desteğini alıyor. Budist aşırıcılar ise destekçilerini, “Müslümanlar sayılarını arttırıyor ve Myanmar devletini ele geçiriyor.” diyerek artırıyor. Onlara göre Müslümanlar yabancı ve Myanmar toplumundan dışlanmaları gerek. Askerî yöneticiler ise Budistlerin Myanmar’ı “yabancı” Müslüman “mütecavizler”den koruma davasına sıcak bakarak daima Budist ulusalcıları destekledi ve Myanmar’daki Müslümanlara zulmetti. Milyonlarca Müslüman oy vermekten ve Rakhine eyaletinde ya da başka bir yerde kaydolmaktan alıkondu. 8 Kasım seçimlerinde Budist ultra ulusalcı gruplar Aung San Suu Kyi ve partisine karşı geniş çaplı bir propaganda yürüterek onların Müslüman siyasetçilerle iş birliği içinde olduğu ve “tehlikeli” Rohingya Müslümanlarına karşı yeteri kadar sert olmadıklarını belirttiler.

Bu askerî-ulusalcı bağlantı açısından NLD’nin zaferi ülkedeki Müslüman karşıtı güçlerin yenilgisi olmuş gibi görünüyor. Pek çok Myanmarlı Müslüman liderin yakınlarda umudunu ifade etmesiyle birlikte demokrasinin askeriyeden kurtulması Müslümanlara karşı şiddetin durmasında hayati önem taşıyor. Ancak Müslüman karşıtı propagandanın seçmenlere hitap etmediğini düşünmek çok safdil bir tutum olur, çünkü tarihte ilk kez hiçbir Müslüman aday meclise girmedi. NLD’nin zaferinde önemli rol oynayan şey daha çok halkın, Myanmar’ı dünyanın geri kalanından ayıran on yıllar boyu süren askerî diktatörlüğü kaldırma arayışıdır.

Çok sayıda siyasi analizcinin söylediği gibi NLD’nin iktidara gelişi Myanmar’daki Müslümanların kaderini de değiştirecek. “Demokrasi lideri” olarak anılan Aung San Suu Kyi’nin Rohingya meselesi üzerine gözlemlenen suskunluğuna rağmen Rohingya sempatizanlarının, NLD’nin Rohingyalı Müslümanları vatandaş olarak tanıyarak onlara Myanmarlılarla eşit haklar vermesi için çalışacağı yönündeki beklentilerini göz önüne aldığımızda Myanmar siyasetinin karmaşık denklemindeki bazı noktalara değinme ihtiyacı ortaya çıkıyor.

NLD’nin Rohingyalara karşı mevcut politikaları değiştirmeye yönelik herhangi bir girişiminin anayasal olarak meclisteki temsilin yüzde 25’ini işgal eden ve en güçlü üç bakanlığı (İçişleri, Sınır ve Savunma Bakanlığı) kontrol eden askeriyenin sert muhalefetiyle karşılaşacağı aşikâr. USDP ülkeyi yönetme meşruiyetini ciddi anlamda sert Budist ulusalcılara dayandırıyor. Dolayısıyla bu partinin NLD’nin bu tür bir hareketini desteklemek için herhangi bir nedeni de yok. Dahası, NLD’nin Rohingya meselesindeki duruşu belirsiz ve parti politikasının ötesine geçebilirmiş gibi görünmüyor. Aung San Suu Kyi Budist keşişlerin güdümündeki ulusalcıların Rohingyalara karşı işlediği etnik şiddeti kınayan net ifadelerde bulunmaktan kaçınıyor ve Myanmar’ın mutlak kontrolünü elinde bulunduran askerî rejimi kızdırmak istemiyor. Onun sessizliği Rohingyalara yapılan ve tüm dünyanın haykırdığı zulmün de açık bir inkârı anlamına geliyor.

Pek çok uzmana göre Rohingya mevzusu Myanmar toplumunu öylesine kutuplaştırdı ki Suu Kyi aşırı bölünme yaratan ve oluk oluk kan akmasına sebebiyet veren bir çatışmada herhangi bir partiyle hareket ederek halk desteğini riske atmayı tercih etmiyor. Ayrıca Suu Kyi, bir yandan ancak halkın egemenliğiyle gerçekleştirilebilecek mevcut demokratik hareketlerini sürdürmek için Myanmar halkının çoğunluğunun desteğini kaybetmekten korkuyor. Öte yandan NLD’ye oy vermekten başka seçeneği olmayan milyonlarca Müslümanın desteğini de cepte tutmak istiyor. NLD’nin siyaseti, iktidarın demokrasi ve insan hakları idealleri üzerine çıktığı kaba bir reel politiği ortaya koyuyor. Bu durum da Suu Kyi ve partisinin demokrasi hareketinin sorgulanmasına neden oluyor.

NLD bir seçim stratejisi olarak Müslüman adayların yerine Myanmar’ın etnik gruplarından adayları getirdi. Yani parti, Myanmar halkının Myanmar Müslümanları ve özelde Rohingyalar hakkındaki hassasiyetinden korkuyor. Partiye göre Müslümanları desteklemek hâlâ siyasi bir tabu.

Meclisteki koltukların çoğu, Budist aşırıcı gruplarla olan ilişkisi ve Rohingyaların vatandaşlık ve seçme hakkı elde etmesine karşı lobileşmesiyle bilinen bir siyasi grup olan Arakan Ulusal Partisi tarafından kazanılmış olmasına karşın NLD’nin iktidara gelişi Rakhine eyaletinde Rohingyaların uğradığı zulmün yoğunluğunu muhtemelen değiştirecek. Gelgelelim mecliste bir Müslüman vekilin bulunmaması ya da NLD üyesi bir Müslümanın ulusal mecliste partiye katılmaması hâlinde Rohingya politikasının muhafazası veya üzerinde herhangi bir değişiklik yapılması mevzusu Aung San Suu Kyi ve Myanmarlı parti üyelerinin insafına kalacaktır.

Red ve dışlama kültürünü değiştirmede Rohingyaların yapabileceği şey sınırlı gibi görünüyor. Rohingya Müslümanları bu marjinalleştirilmiş topluluğun sistematik biçimde zulme uğramasına karşı küresel kamuoyu yaratmak ve Myanmar Devleti üzerinde baskı kurmak için uluslararası toplumun desteğine ihtiyaç duyuyor. Kimliklerinden dolayı ayrımcılığa tabi tutulan ve normal bir hayat sürmekten alıkonan Rohingya etnik cemaati potansiyel terör yuvası olarak işlev görebilir. BM üyesi ülkelerin terörle mücadele çabaları bizzat üye devletler eliyle gerçekleştirilen uluslararası terörizmin ardındaki yapısal nedenlere işaret etmelidir. Rohingya zulmü vakası bunun bir istisnası değildir. Myanmar’da demokrasinin hakiki zaferi insan haklarının itibar gördüğü, etnik topluluklar arasındaki farklılıkların arasının bulunduğu ve şiddetin itidalle yer değiştirdiği bir ortam yaratmakta yatmaktadır.

ETİKETLER:

    0 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.

    • *Tüm alanları doldurunuz

DİĞER YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar