Fransa'da Başörtüsü Sorunu Başörtüsünü Tartışarak Sosyal Sorunları Unut(tur)mak

Fransa’da Aile Bakanı Laurence Rossignol’un başörtülü Müslüman kadınları zenci kölelere benzetmesi tepkiyle karşılandı. Geçmişte başörtüsü hakkında yapılan tartışmaların büyük sosyal sorunları nasıl gölgelediği hatırlandığında tartışmaların aslında ne kadar verimsiz olduğu da ortaya çıkıyor.

Hatice Şahin 2 Mayıs 2016

Fransa Aile, Çocuk ve Kadın Hakları Bakanı Laurence Rossignol’un örtülü Müslüman kadınlar hakkındaki yorumları tepkilere yol açtı. Müslüman kadınların boyun eğen ve olup bitenlerden haberdar olmayan Amerikan zenci kölelerine benzetilmesi başörtülü kadınlara hakaret olarak algılandı. Rossignol’u destekleyenler olduğu gibi istifasını isteyenler de oldu. Laik, feminist, hatta bazı İslam düşmanı şahıs ve kurumlarla, Müslüman ve siyahi hanımların hakkını savunanların televizyon, gazete ve sosyal medyadaki tartışmaları polemik hâlini aldı. Başörtülü kadınların otoriteye karşı cepheleşmek için, bir bayrak gibi başörtüyü siyasi bir sembol olarak veya Selefilerin yönlendirmesiyle Avrupa toplumlarına meydan okumak ve huzur bozmak için örtündüklerini düşünenler var. Diğer yanda başörtüyü içe kapanmanın, gettolaşmanın, radikalleşmenin işaretleri olarak görüp “iyi niyetle” müdahale etme gereği duyanlar da var. Özellikle feminist derneklerin çıkış noktalarından biri bu. Bazı tanınmış markaların “İslami moda” diye yeni koleksiyon piyasaya sürerek, ürünlerin promosyonunu yapmasıyla birlikte İslami tesettürün yaygınlaşmasından endişe duyulmaya başlandı. Oysa Müslümanların eşit hak ve sorumluluklara sahip olarak toplumda huzur içinde yaşamaktan başka talepleri yok.

Medyatik Tantananın Arka Planı

Müslüman kadınların örtünmesine dair tartışma ülkenin asıl sorunlarının korku saçarak nasıl unutturulabileceğini de ortaya koyuyor. Durumu anlamak için Fransa’nın siyasi ve sosyo-ekonomik konjonktürüne daha yakından bakmak gerek.

Birçok Avrupa ülkesi gibi nüfusu yaşlanan Fransa gelecek yıllarda emeklilerin ve işçilerin hakkını karşılamakta zorlanacak. Bunun için bir takım reformlar gerçekleştirmek zorunda. 2003’te Emeklilik Reformları (Fillion Kanunu) ciddi sosyal tepkilere ve grevlere sebep oldu. Bu reformlara dair tartışma okulda başörtüsü yasağı tartışmaları paralelinde yürütüldü ve neticede 2004 yasası meclisten geçti. Ortaokul ve liselerin kapıları dinî vecibelerini yerine getirmek isteyen başörtülü kızlara kapandı.

2010’da yeni Emeklilik Yasası reformları sunuldu ama aynı zamanda kamusal alanda peçenin yasaklanması tartışmaları yapıldı. Peçeyi yasaklayan kanun Ekim 2010’da kararlaştırıldı. İstatistiklere göre peçe takan kadınların sayısının 300 ile 3000 arası olduğu ortaya çıkınca da nasıl bir “Commedia dell’arte” oynandığı ortaya çıktı.

2013’te Emeklilik Yasasının yeniden gözden geçirilmesiyle birlikte üniversitelerde başörtüyü yasaklama polemiği tekrar alevlendi. 2016’da Çalışma Yasasına tepkiler çığ gibi artarken “İslami moda” tartışmaları ortaya atıldı ve Başbakan Manuel Valls üniversitelerde başörtü konusunu tekrar tartışmaya açtı.

Jean Jaures, “Asıl sosyal sorunlarla ilgilenmek için dinî konuları yatıştırmak gerek.” der. Bugün ise Manuel Valls, “Dinî konuları tartışmaya açalım ki, sosyal sorunları unutturalım.” demeye getiriyor.

Bunların hepsi tesadüf olabilir mi? Gelecek korkusu ve ekonomik endişeler taşıyanlara başka korkular empoze etmek adına Müslümanları ve özellikle kimliğini cesaretle, özgüvenle ortaya koyan kadınları ötekileştirmek, sindirmek, hedef göstermek, böylece ortak bir düşman oluşturmak siyasi ahlakla bağdaşmayan hamleler olsa gerek.

Sosyal Sorunlar Başörtüsüyle Örtülüyor

Başörtülü kadınlar aracılığıyla kamufle edilen esas konular ise farklı: Fransa’da 140 bin öğrenci her yıl diplomasız okulu terk ediyor ve gençlerin %26’sı işsiz. 2.5 milyon insan asgari ücretin altında yaşam mücadelesi verirken, yıllık vergi kaçakçılığının 80 milyar Euro’ya mal olduğu düşünülüyor. (Liberation 14/4/16)

10 milyon Fransız uygun konutlarda yaşamıyor, bunlardan 3.5 milyonu ya çok kötü şartlarda ya da sokakta yaşıyor. Tabii bu kesimin ne baskı yapacak lobisi var ne de seçmen olarak ağırlıkları.

Buzdağının Görünmeyen Kısmı

Bir taraftan sosyal ve ekonomik sorunlara tepkiler artarken öte yandan Müslümanların hedef tahtası olarak gösterilmesi aslında ciddi siyasi önerilerden yoksun, ekonomik projelerden mahrum yaklaşımları belirginleştiriyor. Bu yönüyle Rossignol’un başörtülü kadınlara yönelik ifadelerinin sosyal çözümler sunmaktan aciz, hedef saptırmak için sarf edilen sözler olduğu açık. Küçümseme, kin ve nefret içeren ifadelerle Rossignol sosyal sorunları çözmek yerine Müslüman kadınları tahkir ederek esasen kendisi siyasi yetersizliğini ortaya koymuş oldu. Dahası bu ifadeler temsil ettiği hemcinslerinin bir kısmını tanımadığının da işareti. Oysa sayın Bakan sadece kendine benzeyenlerin değil, Fransa’daki bütün kadınların haklarını korumalı ve savunmalı idi. Genel olarak önde gelen siyasilerden ötekileştirmekten ziyade, toplumun her kesimine istisnasız sahip çıkmaları, kriz anlarında da özellikle tansiyon düşürücü ve daha kucaklayıcı olmaları beklenir. Bu nedenle her siyasi sözlerini süzgeçten geçirmelidir. Ama bunun için önce zihnin ırkçı düşüncelerden arınması, daha toleranslı, hoşgörülü olması gerekir. Bununla birlikte bilhassa Müslümanlar siyasilerden açık olmaları ve toplumun her kesimini saygıyla kucaklamaları; basit, ucuz ve popülist yaklaşımlara meyletmemeleri gibi beklentilere sahipler.

Rossignol’un ifadelerinin ardından beklenen ise sayın Bakan başta olmak üzere tüm siyasilerin, haklarında ön yargılı ithamlarla bahsettikleri kesimi –Müslüman kadınları- daha yakından tanımaları. Siyasiler hür iradeleriyle örtünen Müslüman kadınların dış görünüşlerine takılı kalmadan, onların Fransa’ya ve insanlığa kazandırabilecekleri zenginliklere odaklanmalı. Başörtüsü tartışmalarıyla gölgede kalan sosyal sorunlar ancak bu tarz sahici adımlarla çözülebilir.

Fotoğraf:©Flickr.com/Parti socialiste

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar