Avusturya Kurz’un “Ben” Siyaseti ve Avusturya’nın Geleceği

Avusturya Dışişleri ve Entegrasyon Bakanı Sebastian Kurz, Avusturya Halk Partisi’nin (ÖVP) yeni başkanı oldu. Erken seçime gidecek olan Avusturya’da yeni başbakan ekim ayında belirlenecek.

İbrahim Yavuz 1 Haziran 2017

Avusturya’da geçtiğimiz ay Avusturya Halk Partisi (ÖVP) Başkanı ve Başbakan Yardımcısı Reinhold Mitterlehner’in istifasının ardından boşalan parti başkanlığı görevine 30 yaşındaki Dışişleri ve Entegrasyon Bakanı Sebastian Kurz geldi. Yeni parti başkanını seçmek için yapılan toplantının ardından basın açıklaması yapan Kurz, parti başkanlığını duyurdu fakat selefi Mitterlehner’in Başbakan Yardımcılığı görevini üstlenmeyeceğini de sözlerine ekledi.

Kurz yaptığı açıklamada, “Partimiz son yıllarda çokça başkan gördü, bu durum değişmeli. ÖVP değişmeli.” dedi. Kurz’un bu açıklamayı yaptığı toplantıda sunduğu yapısal manadaki önerilerin hepsi kabul edilmişti. Öne sürdüğü bütün şartlar yerine getirilmiş, parti içindeki birçok yetkiyi eline almıştı. Kurz, ayrıca Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne (AB) giriş müzakerelerinin durdurulması yönündeki görüşleriyle biliniyor.

Avusturya’da kartlar yeniden karıldı. Genç yaşı ve görece az tecrübesiyle Sebastian Kurz önümüzdeki yıllarda Avusturya siyasetinin belirleyicisi olmak için emin adımlarla ilerlemeye çalışıyor. Parti başkanlığı görevini üstlenmek için önceden şartlar sunan politikacı, “yeni halkçı parti” sloganıyla da erken seçim talep etti. Başbakan Yardımcısı Mitterlehner’in istifasının ardından yaptığı açıklamada Kurz ancak ve ancak yazdan sonra yapılacak bir erken seçim söz konusu olduğunda parti başkanlığını devralacağını belirtmişti. Aksi takdirde partisinin adına konuşamayacağını savunmuştu. Nitekim koalisyon ortağı Başbakan Kern ve Cumhurbaşkanı Van der Bellen ile yapılan istişare sonucu erken seçim tarihi olarak 15 Ekim 2017 belirlendi. Meclisteki tüm partiler de bu tarihi kabul etti.

ÖVP eski lideri Mitterlehner sadece parti başkanlığından değil Başbakan Yardımcılığı görevinden de istifa etti. Dolayısıyla ÖVP’ye yeni başkan seçilen Sebastian Kurz’un aynı zamanda Başbakan Yardımcılığı görevini de yürütmesi bekleniyordu. En azından Başbakan Kern’in beklentisi bu doğrultudaydı. Küçük manevralarla hâlihazırdaki Adalet Bakanı Wolfgang Brandstetter’i bu görevi üstlenmesi için teklif eden Kurz’a Başbakanın cevabı gecikmedi: “Bu düpedüz sorumluluktan kaçmaktır. Kimse Avusturya’yı kendi çıkarları için kullanmamalı.” Kurz’un bu tutumu üzerine ÖVP’de geniş yetkili parti başkanlığı yapmanın Başbakan Yardımcılığı görevinden daha üstün olduğu, böylelikle önümüzdeki dönemlerde Başbakanlığa dahi oynayacağı alenen tartışılmaya başladı. Ekim ayındaki seçime kadar Brandstetter Başbakan Yardımcılığı görevini yürütmeye şu anlık mecbur.

Tam bir yıldır başbakanlık görevini yürüten Kern henüz seçim görmediği ve seçilmediği için eleştirilerin hedefi hâline gelmişti. Daha önce bazı devlet şirketlerini yöneten Sosyal Demokrat Parti (SPÖ) başkanı Christian Kern son olarak Avusturya Devlet Demiryolları’nın (ÖBB) Yönetim Kurulu başkanıyken 2016 yılının mayıs ayında dönemin Başbakanı Faymann’ın istifa etmesiyle başbakanlık görevine getirilmişti. İlk aylarında olumlu bir grafik çizen Kern’in, koalisyon ortağı ÖVP içerisinde gelişen çekişmeler ve değişimlerden büyük ölçüde etkilendiği gözlemlenmekteydi. Fakat sosyal demokratların gündeminde erken seçim hiç olmadı. Son olarak Kurz’un 2017 içerisinde yapılması için direttiği seçimin tarihinin belirlenmesiyle birlikte Kern’in siyaset dışından gelmesi de, günlük siyasete yetkinliği de sorgulanır oldu.

Koalisyon ortağı ÖVP’deki gelişmelerin ardından erken seçime gitmeye neticede mecbur kalan Kern, koalisyon ortağı tarafından yarı yolda bırakıldığını iddia ediyor. Bu durum resmî olmasa bile fiilen Avusturya’da koalisyon ortaklığının bittiğinin bariz işareti olarak görülüyor.

Partisinin işleyişinden duyduğu memnuniyetsizliği daha önce ifade eden Kurz, başkanlık görevini üstlenmek için öne sürdüğü 7 maddelik değişikliğin partisi tarafından istisnasız kabul edilmesi şartını koşmuştu. Kurz, bu durumda partide mutlak gücü elinde toplarken ulusal ve eyalet seçimlerine girecek adayların belirlenmesinden olası koalisyon görüşmelerine kadar birçok alanda tek başına karar verebilme yetkisini elde etti. Dışişleri Bakanı Kurz’un yeni yetkilerini şu şekilde özetleyebiliriz:

1. Seçime giderken oluşacak listelerde ve eyaletlerdeki atamalarda son sözü parti başkanı söyleyecek, eyalet yönetimlerinin söz hakkı zayıflatılacak.

2. Ekim ayında yapılacak seçime “Sebastian Kurz Listesi-Yeni Halkçı Parti” ismiyle girilecek.

3. Başkanın parti içi alınacak her karar için veto hakkı bulunacak.

Kurz’un parti dışından bağımsız isimlerin de ÖVP’ye katılımlarını sağlamak için teklif ettiği yeni “Sebastian Kurz Listesi” ek yetkiler de göz önünde bulundurulduğunda partide her şeyden çok genç politikacının isminin ön plana çıktığını gösteriyor.

Genel duruma bakıldığında Sebastian Kurz ÖVP’nin yeni başkanı olsa da parti yine eski ÖVP. Kişiye has özenle dikilen başkanlık gömleği de ancak ve ancak Avrupa’da gittikçe yaygınlaşmaya başlayan “limited şirket particiliği” portföyüne uymakta. Siyasete ilginin düştüğü bir dönemde, yeni stil siyasetin reklam ve araştırma şirketleriyle, sosyal medya ölçümleriyle kat etmeye çalıştığı yolun yolcularının gelecekleri parlak. Fakat unutulmamalı ki yaklaşık 9 milyon nüfusa sahip olan Avusturya’nın popülist genç siyasetçilerden çok duyarlı insanlara ihtiyacı var.

Viyana mayıs ayında siyasi krizlerle boğuştu. Aşırı sağcı Heinz-Christian Strache’nin de (FPÖ) güçlü bir şekilde var olduğu Avusturya siyasetinde ibre üçlü bir mücadeleyi gösteriyor: Yeni Başbakan Kurz mu, Kern mi yoksa Strache mi olacak ekim ayında göreceğiz.

©Flickr.com/Österreichisches Außenministerium

ETİKETLER:

    0 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.

    • *Tüm alanları doldurunuz

DİĞER YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar