Ayrımcılık Avusturya Eğitim Kurumlarında 2020’de 186 Ayrımcılık Vakası Yaşandı

Avusturya eğitim kurumlarında geçen yıl pandemi önlemleri nedeniyle yüz yüze eğitime ara verilmesine rağmen toplam 186 ayrımcılık vakası yaşandı. İlkokullar yüzde 91 ile en fazla mağduriyetin yaşandığı eğitim kurumları oldu.

admin 29 Haziran 2021

Eğitim sisteminde din, cinsiyet, kültür, etnik köken ve benzeri nedenlerle ayırımcılığa maruz kalan öğrenci ve eğitmenlere ilişkin 5 yıldır çalışmalar yürüten Ayrımcılık Karşıtı Eşitlik Derneği (IDB) tarafından düzenlenen basın toplantısında, “2020 Avusturya Eğitim Sisteminde Ayrımcılık Raporu” kamuoyuyla paylaşıldı.

Ayrımcılık nedenleri başta olmak üzere, yaşanan olaylara ilişkin örneklerin aktarıldığı raporda, geçen yıl ayrımcılık nedeniyle 186 vaka kayıt altına alındı.

Yüz Yüze Eğitime Ara Verilmesi Vaka Sayılarını Düşürdü

Raporda, 2019’da 403 vakanın rapor edildiğini, buna göre geçen yıl yüzde 54 düşüş yaşandığı ancak vaka sayılarındaki gerilemenin tamamen yeni tip koronavirüs (Kovid-19) önlemleriyle doğrudan ilişkili olduğu belirtildi.

Salgın nedeniyle mart 2020’den itibaren üniversitelerde fiziki eğitime ara verildiği, ilköğretim okullarında ise öğrencilerin yaklaşık 10 hafta sınıf ortamından uzak kaldıkları bilgisine yer verilen raporda, Kovid-19 önlemlerinin aileler üzerindeki yükün artmasına neden olduğu, salgının yol açtığı sorunlarla baş etmeye çalışan ebeveynlerin ayrımcılığı geri plana atmak durumda kaldığına işaret edildi.

Etnik Köken, Birinci Derecede Ayrımcılık Nedeni

Raporda, Avusturya eğitim kurumlarında bireylerin yüzde 74’le en çok “etnik köken” nedeniyle ayrımcılığa maruz kaldığı belirtilirken, bunu yüzde 15 ile İslam karşıtlığının takip ettiği, yüzde 11’nin ise çeşitli nedenlerle mağduriyet yaşadığı ifade edildi.

Raporda, ayrımcılık suçunu işleyenlerin yüzde 63’ünün öğretmenlerden, yüzde 20’sinin öğrencilerden, yüzde 7’sinin ise okul yöneticilerinden oluştuğuna dikkat çekilerek, kurumsal ayrımcılığın ise yüzde 10 seviyelerinde olduğu aktarıldı.

En Çok Olay Viyana’da Yaşandı

Ayrımcılığa şahit olan üçüncü kişilerin yüzde 94’ünün medeni cesaret göstererek mağdurdan yana tutum sergilemediğinin belirtildiği raporda, ayrımcılık yapan faillerin sadece yüzde 1’inin işledikleri suçlar nedeniyle cezalandırıldığı, geri kalanının ise ceza almadığı bildirildi.

Raporda, mağdurların büyük bir çoğunluğunun nerede ayrımcılığa maruz kaldıklarına ilişkin bilgiyi paylaşmak istemediği, buna karşın başkent Viyana’nın vaka sayısı açısından ilk sırada yer aldığı aktarıldı. Yüzde 91 ile ilköğretim öğrencilerinin en çok mağduriyet yaşayan kesim olduğu vurgulanan raporda, bu oranın eğitmen, üniversite öğrencisi ve stajyerlerden oluşan grupta ise yüzde 9 olduğu kaydedildi.

Eğitimde Ayrımcılık Konusu Tabu Olmaktan Çıkarılmalı

Raporda, eğitim kurumlarında yaşanan ayrımcılığın giderilmesi için de önerilerde bulunuldu. Buna göre, ayrımcılık konusunun eğitimle ilişkili kurumların gündeminde olmadığına, bu konuya ilişkin elle tutulur bir çalışma yapılmadığına işaret edilerek, yetkililerin bu konuyu tabu olmaktan çıkartıp, üzerine eğilmeleri gerektiğinin altı çizildi.

Öğrencilerin herhangi bir kaygı olmaksızın yaşadıkları sorunları aktarabilecekleri bağımsız yapıların hayata geçirilmesi gerektiğine değinilen raporda, öğretmen ve yöneticiler arasında farklı etnik ve dinî kökenden bireylerin sayısının artırılmasının önemine değinildi.

Raporda, ilkokullardan başlamak üzere her okulda birlikte yaşam ve çok kültürlülük üzerine eğitim verilmesi çağrısında bulunulurken, eğitmenlere yönelik ırkçılık ve ayrımcılık karşıtı eğitimlerin gönüllü değil, zorunlu olması gerektiğinin altı çizildi.

5 Yılda 1096 Vaka

IDB Başkanı Dr. Sonia Zaafrani, rapora ilişkin yaptığı açıklamada, gönüllülük ilkesine dayalı olarak 5 yıldır derneğin çalışmalarını sürdürdüğü, bu zaman zarfında 1096 vakanın kayıt altına alındığını ifade etti.

Zaafrani, ilkokullarda uygulanan başörtüsü yasağının Aralık 2020’de Anayasa Mahkemesi tarafından kaldırıldığını anımsatarak birçok uzmanın bu düzenlemenin anayasaya ve eşitliğe aykırı olduğunu vurguladığını ancak iktidarın aksi yönde hareket ettiğini, benzer durumun ayrımcılığa yol açan “Almanca teşvik sınıfları” için de geçerli olduğunu söyledi.

“Almanca Teşvik Sınıfları”

Almancası yetersiz öğrencilere yönelik bir yılı aşkın süredir uygulanan Almanca teşvik sınıflarına gitmek durumunda kalan çocukların bu dili geliştiremediğine işaret eden Zaafrani, ana dili Almanca olan çocuklarla aynı ortamı paylaşmadıkları için dil bilgilerinin gerilediğini ifade etti.

Zaafrani, bu sınıfa giden çocukların matematik gibi temel dersleri görmediklerini, bu durumun eğitim hayatlarını tehlikeye attığını, söz konusu uygulamadan başta öğretmenler olmak üzere öğrenci ve ebeveynlerin şikayetçi olmasına rağmen hükûmetin bu konudaki ısrarını sürdürdüğünü anlattı.

Kovid-19 nedeniyle yüz yüze eğitime ara verilmesinin öğrenciler arasında ciddi eşitsizliğe yol açtığını, gerekli fiziki ortam ve teknolojik araca her öğrencinin sahip olmadığını belirten Zaafrani, özellikle söz konusu Almanca teşvik sınıflarında bulunan çocukların bu süreçte neredeyse hiç eğitim görmediklerini sözlerine ekledi. (AA, P)

admin

Phasellus eu varius felis. Quisque quis aliquet metus. Vestibulum odio augue, viverra at ligula vel, placerat aliquam erat. Integer maximus facilisis tellus non facilisis. Maecenas ac odio nisi. Etiam lobortis lobortis metus quis feugiat.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar