Ortadoğu Irak Krizi ve İşgal Sonrası Siyasi Boşluk

2014 Ocak ayında Irak Ordusu Anbar eyaletindeki Müslüman-Sünni kesimin protesto gösterilerini dağıtırken sivil kayıplar yaşanmış, protestolara destek veren Iraklı bir milletvekili tutuklanmış ve ardından 44 Sünni-Iraklı milletvekili istifa etmişti.

Emrah Usta 1 Mart 2014

Irak Meclis Başkanı Usame Nuceyfi’ye yapılan suikast girişimi ve Maliki’nin merkezî yönetimde uygulamaya koyduğu Şii ağırlıklı politikalar Irak’ta mezhepsel gerilimi artırmıştı. Irak’ın batısındaki Anbar eyaletine bağlı Felluce ve Ramadi kentlerindeki çatışmalar hız kesmeden sürerken, bu iki kentin Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) tarafından ele geçirildiği söylenmişti. Anbar’daki olaylar, Başbakan Maliki’ye karşı düzenlenen gösterilerin önemli isimlerinden muhalif vekil Ahmed El Alvani’nin liderliğinde sürdürülüyordu. Alvani’nin tutuklanması, ardından 5 koruması ve kardeşinin ölümü Irak’ta gerilimi yükseltti.

Irak’ta artan şiddet eylemlerinin ardında elbette farklı grup ve mehzepler arasındaki gerilim yatıyor. Sünni topluluğun Maliki hükümetine muhalif tavırlarının nedeni, 2003 yılından sonra oluşan mezhepsel gerilimin yanı sıra Sünni siyasi oluşumların tam olarak güçlenememiş olmaları. Bütün bunları anlayabilmek için ise Irak siyasetine yakından bakmak gerekiyor.

Irak Siyasetine Bakış

Amerikan işgali sonrasında dört bir yana savrulan Iraklı Müslümanların, oluşan boşlukta siyasi gücü kendi lehlerine çevirebilmek için kısa bir dönem Bölgesel Kürt Yönetiminin politikalarını izledikleri söylenebilir. Bunun yanında oluşan siyasi boşlukta İran ve Kürtleri destekleyen partilerin avantajlı olacağını ifade eden birçok isim bulunurken, şu anda Nuri El Maliki ve Dava Partisinin de güçlü olduğu görülüyor. Irak Kürdistan İttifakı Partisi Milletvekili Şuruş Mustafa, Irak’taki bu siyasi durumu, “ABD’nin çekilmesinin ardından herhangi bir gücün siyasi haritada egemen olmasına olanak sağlayacak bir güvenlik boşluğu oluşmayacak.” şeklinde değerlendiriyor.

Irak’taki siyasi merkezin, Amerikan işgali sonrasında İran ve Kürtleri destekler pozisyonda dağıtıldığı aşikâr. Maliki hükümetinin mezhepsel gerilimli bu krizin bir parçası olduğu da biliniyor. Ama Irak hükümeti bu gerilimin kutuplarından sadece biri. Bölgesel beklentiler, sosyoekonomik alt yapının daha da gelişmesi ve Irak halkının federal yapı içerisinde kimliğinin yeniden tanımlanması, bu gerilimin ortasında gözetilmesi gereken faktörler arasında yer alıyor. Bu durum ancak merkezî yönetimin tarafsız-eşitlikçi tavırlarıyla mümkün olacaktır. Irak’ta zayıflık ve siyasi gruplaşmalar arasındaki bu çekişmeler devam ettikçe, oluşan boşlukları ulusal güvenliği tehdit eden El Kaide gibi unsurlar doldurmaktadır.

Irak’ı Afganistan’dan ayıran ve ilişkilerin bu denli gergin olmasını sağlayan unsur işgal sırasında sadece binaların değil, aynı zamanda sosyoekonomik tabanın da bombalanmış olmasıdır. Bu sebeple Irak’ın toplanması, Afganistan ve Libya gibi ülkelere nazaran zaman alıyor. Yeni dönemdeki Irak’ta mezhepçi ve milliyetçi tabanda siyaset üreten partiler muhtemelen uzun vadede ülkede barınamayacaktır. Bu sebeple merkezî hükümetin daha torelanslı politikalar üretip Iraklı kimliğini yeniden tanımlaması ve ulusal güvenliği tam anlamıyla sağlaması gerekir. Irak’ın geleceğiyle ilgili kararların merkezî yönetim olan Bağdat’tan alınacağı unutulmamalıdır. Kürdistan Bölgesel Yönetimi ile petrol gelirleri bakımından her ne kadar ters politikalar yürütseler de ülkede yaşayan Sünni ve Şii grupların güvenliğinden Maliki hükümetinin sorumlu olduğu da açıktır.

Küresel Aktörler

Irak’la ilgili ilginç bir gelişme ise, Obama ve Ruhani yönetimlerinin ilk defa bir konu üzerinde anlaşmaları oldu. Irak’ın işgali sonrasında mevcut boşluğun İran ya da El Kaide tarafından doldurulmasından ciddi ölçüde rahatsız olan Beyaz Saray, İran ile El Kaide konusunda anlaşmaya yöneldi. Peki İran tarafı bu anlaşmaya neden yaklaştı? Tahran yönetimi de El Kaide’nin gücünden rahatsız mı? Tüm bu sorular İran’da da tartışılıyor. Simetrik gücü elinde bulunduran İran, Hizbullah ile Orta Doğu’nun farklı coğrafyalarında bunu kullanırken, El Kaide’nin kendi bölgesine yaklaşmasını istemiyor. Bu sebeple El Kaide’yi Hizbullah karşısında bir düşman olarak görüp her türlü iş birliğine açık bulunuyor. ABD ise daha önce izlemiş olduğu politikaları esneterek Afganistan’dan çıkışını da Irak provasıyla gerçekleştiriyor. Örneğin ABD, Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesut Barzani liderliğindeki Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) ve Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani liderliğinde Kürdistan Yurtsever Birliği’ni (KYB) kendi terör listesinden çıkarıyor. Yani Irak’ta siyasi kriz arkasında yaşanan gelişmeler bunlar iken, küresel çapta ilişkiler de gelişmeler gösteriyor.

Yerelden küreselliğe doğru yeni Iraklı kimliğinin tanımlanması, ekonomik istikrar programının düzenlenmesi ve güvenliğin üst düzeyde tüm gruplar nezdinde sağlanması Irak’ın kalkınmasına katkı sağlayacaktır. IŞİD’in saldırıları sonrasında kimliklerini yeniden tanımlama bakımından Iraklıların eline güzel bir fırsat geçti. Bu saldırılar sonrasında Felluceliler Kerküklü ailelerin yanlarına sığındı. Böylece Kerkük’ün güneyinde yer alan Türkmenlerin yoğunlukta yaşadığı yerlere Felluceliler geliyor ve köylülerle birlikte yaşıyorlar. Sünni-Şii ayrımının olmadığı bu bölgede Iraklıların aynı çatı altında, beraberce kendi ülkelerini nasıl kalkındırabileceklerinin de örneği sergileniyor. Türkmen, Şii ve Sünnilerin iç içe olduğu, demografik yapının değiştiği Kerkük’te halkın bu tavrı ülkenin geneli için de bir örnek niteliğinde.

Irak’ta istikrarı engelleyen bir diğer durum ise Saddam döneminde güçlü olan, ancak son Amerikan işgaliyle zayıflayan Irak milliyetçiliğidir. Bu nedenle “Iraklı kimliği”nin yeniden ele alınarak, farklı gruplar nezdinde tanımlanması ve bütünü içine alan politikaların yürütülmesi Iraklılar için yerinde bir tutum olacaktır. Ekonomik kalkınma paketleri ve ticaretin gelişimi ile dışarıya açılmaya çalışan Irak, içinde bulunduğu durumdan ancak bu şekilde kurtulabilir.

Fotoğraf: ©Flickr.com/The U.S. Army

ETİKETLER:

    0 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.

    • *Tüm alanları doldurunuz

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar