Martin Luther Avrupa’da Köklü İslam Algısı: Martin Luther Örneği

Avrupa’da İslam ve Müslümanlara dair çoğu algı oldukça eskilere uzanır. Bu nedenle sürekli olarak dile getirilen ön yargılı düşüncelerin daha iyi kavranabilmesi için ön yargıların arka plan ve bağlamlarını tetkik edebilecek bir anlayış geliştirilmesi gerekir.

Ali Mete 1 Mart 2014

Martin Luther ismiyle karşılaşıldığında, insanın aklına ilk olarak onun kiliseye yönelik eleştirileri ve dindarlığı ile reform hareketinin sembol figürü olduğu gelir. Daha az bilinen bir şey ise Luther’in İslam, daha doğrusu Hz. Muhammed (s.a.v.) ve Kur’ân-ı Kerîm hakkındaki düşünceleridir. Luther iki güncel ifade ile söylenecek olursa “İslam eleştirisi”nden “İslam düşmanlığı”na kadar düşüncelerini sürekli bir biçimde dile getirmiştir.

Luther’in Yaşadığı Dönem

Luther’in çoğunlukla tarihten gelen, sosyopolitik ve teolojik temelli düşüncelerini kavrayabilmek için, her şeyden evvel iki gelişme dikkate alınmalıdır: Reform ve “Türk tehlikesi”. Zira ancak bu arka plandan bakıldığında döneminin İslam ve Hz. Muhammed (s.a.v.) tasavvurları sağlıklı bir şekilde incelenebilir. Bunlar yine çağdaş tartışmalara hizmet eden bir projeksiyon perdesi gibi, geç Antik Çağ ve Orta Çağ tasvirlerinin bir devamı olarak anlaşılabilir. İslam’a, daha doğrusu Hz. Peygamber’e yönelik isnatları bugünden bakıldığında açık bir şekilde kabalık olarak görülebilmesine rağmen, bu isnatlar sadece Luther’e ait kötü niyetli uydurmalar değildir.

Luther tüm hayatı boyunca İslam ve Müslümanlarla, dolayısıyla Türklerle ilgilendi. Onları düşman, Tanrı’nın istediği düzeni yakıp yıkan ve tanrıtanımaz sapkın kimseler olarak gördü. Luther’e göre Kur’an –haşa- “yalanlarla dolu bir kitap” ve Hz. Muhammed (s.a.v.) ise –yine haşa- “eşi bulunmaz bir sahtekâr”dı. Bu ve benzeri isnatların kökleri geç Antik Çağ ve Orta Çağ’dan Luther’in zamanına dek gelen İslam dini ve peygamberi hakkındaki düşüncelere dayanmaktadır. Böylece peygamber, Hristiyanlık içerisindeki tartışmanın bir aracı olarak kullanılmış; Protestanlar “Müslüman” olarak aşağılanmış ve Muhammed “Doğu’nun deccali” iken, Papa “Batı’nın deccali” olarak nitelendirilmiştir.

Fark edilebileceği gibi, peygamber ile ilgilenmenin merak ve bilim aşkından başka neden ve amaçları bulunmaktadır. Peygamber hakkında çizilen çağdaş resim, çok güçlü bir şekilde bu amaçlardan ve elbette tarihin ruhundan besleniyor. Bu durum “Türk tehlikesi” ve reform çabaları ile gündemini oluşturan Martin Luther ve yaşadığı dönem için de aynen geçerlidir.

Luther ve “Türk Tehlikesi”

Luther zamanındaki sosyopolitik gelişmelerin başında özellikle “Türk tehlikesi” denilen mesele ve buna bağlı olarak “Türk korkusu” gelmektedir. Bu tehlike ve korkunun kökleri İstanbul’un 29 Mayıs 1453’te Fatih Sultan Mehmed tarafından fethi ve Hristiyan Bizans İmparatorluğu’nun sona ermesine kadar uzanmaktadır. Kuzey Avrupa’da o zaman hissedilen tehdidin gücünü, 1454 yılında Jonannes Gutenberg’in bastığı “Eyn manung der cristenheit widder die durken” (Hristiyan âleminin Türklere karşı uyarılması) başlığını taşıyan el ilanından tespit etmek pekâlâ mümkündür.

Madalyonun öbür yüzünde ise Osmanlı İmparatorluğu’nun barındırdığı çekim gücü ile feodal düzen açısından arz ettiği tehlike vardı. Luther de bunun bilincindeydi: “Alman halkı kaba ve vahşi bir halk, tabiri caizse yarı şeytan, yarı insan olduğundan, bazıları Türklerle bir gelecek ve onların hükümranlığını arzu ediyorlar. Yine Alman topraklarında kral ve prenslerdense Türkleri ve onların hâkimiyetini isteyenler bulunuyor. Bu insanlarla Türklerin aleyhinde epeyce tartışılmalı.”[1]

Ezeli düşman fikrini hem Luther hem de Katolik kilisesi destekliyordu. Kilise içi çatlaklar ve zayıflayan Papalığın arka planında özellikle Katolik kilisesi, Hristiyanlığı ortak düşman karşısında birleştirme düşüncesindeydi. “Her dinî ayinde gözü korkmuş insanların başına kakılan Türk algısı, merhametsiz ve tehlike içeren bir algıydı. Türkler tüm tanrısal nizamı yakıp yıkan kişiler ve tüm Hristiyanların düşmanı olarak görülüyordu.”[2]

Teolojik ama aynı zamanda siyasi nedenlerle Türkler “Tanrı’nın sopası” olarak tasvir ediliyordu. Teolog Luther’e göre Türkler Tanrı tarafından gönderilmişlerdi: “Zira Türk, sana aslında günlerini nasıl müreffeh geçirdiğini, Tanrı’ya ve onun hizmetçilerine karşı utandırıcı bir şekilde kötü ve şükürden uzak olduğunu, çevrendekilere merhameti unuttuğunu öğretecek kişidir.”[3]

Katolik Kilisesi ile anlaşmazlık

Tarihî açıdan değerlendirildiğinde Protestanlığın iç içe geçen ve birbiriyle bağlantılı olan iki düşman algısı olduğu söylenebilir: Papalık ve Türkler. Türkler her ne kadar Katolik kilisesinin ve Luther’in ortak düşmanı olsalar da, Luther’in gözünde Papalık ve Türkler iki eşit düşman gibiydiler.
Bu düşmanlık kilise ilahilerine dahi girmişti. Bugünkü Protestan kilisesi ilahi kitabının bir yerinde şu ifadeler geçmektedir: “Tanrım bizi sözüne sadık olanlardan eyle/düşmanlarını ölümle cezalandır/oğlun olan Îsâ’yı/senin tahtından indirmek istiyorlar.”

Fakat bu satırlar önceden farklıydı. “Hristiyanların ve kutsal kilisenin ezeli düşmanları olan Papalık ve Türklere karşı söylemek için bir çocuk şarkısı” başlıklı, 1451 tarihli orijinal metnin ilk dörtlüğü şu şekildedir: “Tanrım bizi sözüne sadık olanlardan eyle/Papa ve Türkleri ölümle cezalandır/oğlun olan Îsâ’yı/senin tahtından indirmek istiyorlar.”

O zamanlarda bu metinler toplum içerisinde problem teşkil etmiyordu. Zira çevrede bu problemin yönelebileceği Müslümanlar pek yoktu. Bu daha çok Türkler ve İslam hakkındaki halkın görüşünü büyük ölçüde etkileyen kilise içi bir meseleydi. Günümüzde kamuoyunda karşılık bulan hangi düşüncelerin gerçekten somut bir şekilde bunlarla ilişkilendirilebileceği incelenmesi gereken bir mesele olsa da, Luther’in söz konusu düşüncelerinin bugünkü İslam algısı üzerinde önemli bir etkisi vardır.

 

[1] Spohn, Margret: Alles getürkt. 500 Jahre (Vor)Urteile der Deutschen über die Türken, Bibliotheks- und Informationssystem der Universität Oldenburg, 1993. S. 21.
[2] Spohn, 1993. S. 46.
[3] Lind, Richard: Luthers Stellung zum Kreuz- und Türkenkrieg, Gießen, 1940, 40:57.

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar