Avrupa ve İslam İsviçre’de İslam ve Müslümanlar

İsviçre’deki İslam; çeşitliliği benimseyen, toplumsal gelişmeleri destekleyen ve bunları yaparken de kendi kişiliğini muhafaza eden bir orta yoldur. Bu yol, tehdit olarak değil, herkes için bir kazanım ve şans olarak algılanmalıdır.

Dr. Hisham Maizer 1 Mart 2014

İsviçre tarihine baktığımızda, miladi 906 yılında, Kuzey Afrika üzerinden bugünkü İsviçre’nin güneybatısına kadar ilerlemiş ve hatta bir dönem bölgede yerleşmiş olan Müslüman bir Arap kavmine rastlarız. Bu kavmin mensuplarına, “Müslüman” anlamına gelen “Sarazenler” denilmektedir. Bundan, İslam’ın bu beldedeki tarihî geçmişinin, İsviçre Konfederasyonu’nun miladi 1292 yılındaki kuruluş tarihinden çok daha öncesine dayandığını çıkarabiliriz.

İslam İsviçre’de Göçmenlerin Dini

Bugün itibariyle baktığımızda İslam’ın İsviçre’de çoğunlukla bir göçmenler dini olduğunu tespit edebiliriz. İkinci Dünya Savaşı’nın bitmesi ve iktisadi kalkınmanın başlaması, bölgede Müslümanların durumunu belirleyen gelişmelerdir. Bu dönemde Türkiye’den, sonra Balkanlar ve eski Yugoslavya’dan, çoğunlukla iş gücü sıfatıyla yabancı veya misafir işçi gelmiştir. Hatta meşhur İsviçreli yazar Max Frisch 1965 yılında, “Biz iş gücü istedik, insanlar geldi.” ifadesinde bulunmuştur.

Bu birinci kuşak işçiler çoğunlukla kırsal bölgelerden gelmekteydi ve geçici bir süre için burada kalabileceklerini düşünüyorlardı. Müslüman derneklerde ve kültür merkezlerinde bir parça “vatan” hissi bulabiliyorlardı. Bu derneklerde toplumdan uzak bir şekilde buluşabiliyor, sevinç ve dertlerini paylaşabiliyor, birlikte ibadetlerini yapıyorlardı. Bu yaşam göze çarpmıyor ve dolayısıyla İslam ve Müslümanlar toplumda konu olmuyordu.

Ancak ikinci kuşak yetiştiğinde, dinî kimliklerine ilişkin bir şuur ve bununla birlikte ihtiyaçlar gelişti. Zamanla İslam, toplumda görünür ve fark edilir hâle gelerek devlet, toplum ve kiliseler için ilgi gerektiren bir mesele olmaya başladı. Bununla beraber 11 Eylül’ün tarihî bir dönüm noktası teşkil etmesinin ardından Müslümanlar bütün dünyada şüpheli konuma düştüler. Bu durum, Almanya’daki heterojen yapıya sahip İslami cemiyetlerin, dışarıya yönelik daha açık bir tutum sunmalarına neden olmuş, İsviçre’de de buna bağlı bazı gelişmeler meydana gelmiştir. Doğu İsviçre’de 2003 yılında Doğu İsviçre ve Liechtenstein Prensliği İslami Cemaatler Çatı Kuruluşu (DIGO) kurulmuştur. 2006 yılının Nisan ayında ülke çapında İsviçre İslam Kuruluşları Federasyonu (FIDS) kurulmuştur. Bu kuruluşla İsviçre’nin on iki kantonunda yerleşik olan İslami kuruluşlar birleşmiştir. FIDS, 170’ten fazla merkeziyle tüm İsviçre çapında faaliyet gösteren en büyük İslami kuruluştur. Bunun yanında İsviçre’de yaklaşık 50 merkezden oluşan İslam Teşkilatları Koordinasyonu (KIOS) adı altında bir küçük kuruluş daha bulunmaktadır.

İsviçre’de İslami Kuruluşların Profesyonelleşmesi

2006 yılının Mayıs ayında, bir yaratıcıya inanan bütün dinî cemaatlerin temsilcilerinin yer aldığı İsviçre Dinler Konseyi (SCR) kurulmuştur. Tüm İsviçre çapında önem taşıyan bu kurula, FIDS ve KIOS başkanları Müslümanları temsilen üyedirler. 2010 yılının sonundan beri FIDS ve KIOS kuruluşları sıkı bir iş birliği içerisindedirler. Bu omuz omuza vermenin hedefi ise, siyasal ve toplumsal alanda ortak hareket etmek ve İslam’ın İsviçre’de yasal olarak tanınmasını sağlamaktır. Buna bağlı olarak dinî ve din odaklı olmayan cemiyetlerle, İsviçre’nin sivil toplumuyla ve devletin kendisiyle yapıcı bir diyaloğun teşvik edilmesi de bu iş birliğinin hedeflerindendir. İsviçre’de yaşayan Müslümanların belirgin çoğunluğunu temsilen orta yolu temsil eden, yani her türlü aşırılıktan uzak olan, müzakere eden ve İsviçre’nin hukuk ve demokratik yapısına saygı gösteren bir İslam teşvik edilmektedir. Böylece “İsviçreli olmak” ile Müslüman olmanın bir çelişki ifade etmediği ortaya konulmaktadır. Diğer amaç ise, geleneklerin yaşatılması ve seküler toplumdaki bireyselleşme temayülleri arasında meydana gelen yeni sorunlarla baş edebilmektir. Gelecek yıllarda bu diyaloğun devamına ilişkin bir endişenin oluşmasına gerek yoktur. Çünkü İslami kuruluşların giderek profesyonelleşmesi ve yeni nesillerin topluma daha fazla entegre edilmesiyle diyaloğun devamı sağlanabilecektir.

İsviçre, Avrupa’da özel bir konuma sahiptir. Avrupa Birliği’ne dâhil değildir ve doğrudan demokrasisi ile İsviçre halkı yasama üzerinde bir egemenliğe sahiptir. Başka bir deyişle, halkın bir kesimi veya siyasal bir parti, örneğin 2009 yılındaki minare inşası gibi bir talebi doğru bulmadığında buna karşı bir inisiyatifle beraber muhalefet etme hakkına sahiptir. Halkın veya kantonun çoğunluğu bu görüşteyse, devlet, halkın iradesini kabul etmek ve hemen uygulamaya koymak durumundadır; ortaya çıkan durum hükûmet tarafından benimsenmiyor olsa dahi durum değişmez. Bu şekil bir doğrudan demokrasi uygulaması her ne kadar takdire şayan ise de bunun bazı kesimler için bir engel teşkil ettiğini göz ardı etmemek gerekir.

İsviçre Müslümanlarının Sorunları

İsviçre’deki Müslümanlar olarak, Avrupa’nın diğer kesimlerinde olduğu gibi, problemlerimiz mevcut. Kamuya ait okullarda başörtüsü takılması, bazı Müslüman öğrencilerin okul gezilerine katılmamaları gibi sürekli ısıtılarak gündemde tutulan tartışmaların yanı sıra, yerel halkta kendini gösteren toplumun sözde İslamlaşması gibi endişeler bu problemlere örnek olarak verilebilir. Bunun yanında İslam dinî cemaatlerinin henüz eyalet kiliselerinde olduğu gibi devlet tarafından tanınmaması da vardır. Mücadelesini verdiğimiz bu tanınma, bize örneğin kamuya ait okullarda İslam din dersi eğitimi verilmesinin kapılarını aralayacaktır. Helal ürünlere ve helal kesime dair sorular, çözülmeyen sorunlar arasında yer alırken, Müslümanlara ait mezarlıklarla ilgili sorunların çözülmesinde olumlu bir ivme yakalandığı söylenebilir.

Müslüman cemaatler, İslam’ın buradaki yerleşik durumunu diğer dinlerle yakın ilişkiler kurmak ve beraber çalışmak açısından tarihî bir şans olarak görmektedir. İsviçre’deki İslam; çeşitliliği benimseyen, toplumsal gelişmeleri destekleyen ve bunları yaparken de kendi kişiliğini muhafaza eden bir orta yoldur. Bu yol, tehdit olarak değil, herkes için bir kazanım ve şans olarak algılanmalıdır.

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar