Doğu Türkistan “Uygurlara Yapılan Baskı Dayanılamayacak Hâlde!”

2005’ten beri Amerika’da sürgün hayatı yaşayan ve Dünya Uygur Kongresinin başkanlığını yapan Rabia Kader, Doğu Türkistan’da yaşanan insan hakları ihlallerini ve Uygurların meselesini dünyaya duyurmak için uluslararası arenada pek çok çalışma yürütüyor. Kader’le Uygurların sorunları, Çin’in bütün dünyanın gözünü yumduğu haksız uygulamaları ve kendi hikâyesi üzerine konuştuk.

1 Mart 2014

Bir zamanlar başarılı bir iş kadını olmanız sebebiyle Çin devleti tarafından “azınlıkların içinden çıkan örnek kadın” olarak lanse ediliyordunuz. Şimdi ise Çin yetkilileri, Uygur Türklerini “kışkırttığınızı” düşünüyor. Sizi bu noktaya getiren süreçten bahseder misiniz?

Ben sadece bir iş kadını değildim Çin’de, aynı zamanda bir siyasi figür, bir politikacıydım. Hem Eyalet Parlemantosunun, hem de Çin Millî Parlamentosunun üyesiydim. İki dönem üst üste seçilerek toplam on sene görev yaptım. Ondan sonra yine on sene Doğu Türkistan Sincan Özerk Bölgesi Ticaret Odası başkanlığı yaptım. Bunun dışında Doğu Türkistan Sincan Özerk Bölgesi İş Kadınları Derneği’nin de başkanlığını yaptım. 1995 senesinde Pekin’de yapılan Dünya Kadınlar Kongresine Çin heyetinin üyesi olarak katıldım. Çin hükümeti beni Çin’in örnek kadını seçti. Fakat bu vazifeleri ifa ederken hiçbir zaman Uygur meselesini unutmadım ve hükümetin tepkisini çekmeden problemlerine çözüm üretmeye çalıştım. Bir hadise meydana geldiğinde olayı araştırıp belgeleriyle Çin hükümetine sundum. Elbette Çin hükümetine bu konularda nüfuz edebilecek bir gücüm yoktu, dolayısıyla onlara var olan sıkıntıları aktarma ve bu şekilde bir çözüm arama yoluna gidiyordum. Çünkü o zamanlar Çinli yetkililerin gerçek vaziyeti bilmediklerine inanıyor, dolayısıyla kendilerine olan biteni aktardığım zaman hem Çin’in, hem de kendi halkımın yararına bir şeylerin değiştirilebileceğine inanıyordum. Elbette beni, “Bunları dile getirme! Senden önce de söyleyen Uygurlar oldu, fakat sonunda ya hapse atıldılar ya da öldürüldüler.” diye uyaranlar çok oldu. Ancak bunu yapamazdım, çünkü iş kadını olmam hasebiyle Doğu Türkistan’ın bütün şehirlerine ve köylerine gidiyor; oradaki duruma şahit oluyordum. Oralardaki durumu ve Çin’in uyguladığı baskıyı gündeme getirmeye devam ettim. Uygurlar da bunu bildiği için gittiğim her yerde etrafımı çevirip bana sıkıntılarını aktarıyorlardı. Onların bana aktardıklarını Çin yetkili makamlarına iletmek benim için bir sorumluluktu.

Vaziyet buyken, 5 Şubat 1997’de Doğu Türkistan’ın Gulca şehrinde Uygurlara büyük bir katliam yapıldı. O zaman parlamento üyesi olarak çeşitli yetkilere sahiptim; bütün hükümet dairelerine girebilir, devlet başkanı ile bile görüşebilirdim. Bu kanlı olaylardan sonra Doğu Türkistan’daki başka liderler bu meselenin örtbas edilmesi gerektiğini ifade ettiler. Fakat bu üstü örtülemeyecek kadar kanlı bir olaydı: Bir annenin 5 evladı gözlerinin önünde Çin güvenlik güçleri tarafından öldürülmüştü. Güvenlik güçleri tarafından o kadar büyük bir zulüm uygulandı ki, tutuklanan Uygur çocukları mahkemeye çıkarılıp da haklarında ölüm cezası verildiğinde anne babaları, kardeşleri ve aile üyeleri bu kararı alkışlamaya zorlandı. Hatta bazı yerlerde sanıklara verilen ölüm cezasını onaylamayan, karşı çıkan, hatta alkışlamayan bazı insanlar da öldürüldü. Bu olaylar olurken ben 3 kişiyle birlikte vaziyeti bizzat gözlemlemek için Gulca’ya gittim. Oradaki olayları araştırdıkça hadisenin ne kadar korkunç boyutlara vardığına şahit oldum. Merkezî hükümete ulaştırmak için olayın iç yüzüne dair ulaşabildiğim belge ve bilgilerin hepsini topladım. Fakat güvenlik güçleri katliama dair topladığım bütün filmleri ve diğer materyalleri elimden aldı. Bu hadiseden sonra artık ben de takibe alındım ve gözetlenmeye başladım.

Doğu Türkistan halkı hangi sorunları yaşıyor peki?

İlk olarak Doğu Türkistan kültürel ve dinî olarak bir baskı altında. Uygurların günlük örf ve âdetlerini yerine getirmeleri bile yasak. Uygur Türklerinin yüzde 86’sı çiftçidir ve dolayısıyla halkın büyük bir kısmını bunlar oluşturur. Doğu Türkistan’ın kültür ve medeniyetini muhafaza eden tabaka da bu çiftçi tabakasıdır. Bu sebeple Çin hükümeti bunları dağıtmak için Uygur çiftçilerinin arazilerini ellerinden alıp, onları Çinli göçmenlere vererek Uygur çiftçilerini göç etmeye mecbur bırakıyor. Yine bu asimilasyon politikasının bir parçası olarak Çin hükümeti, Doğu Türkistan’dan 14-26 yaş arası Uygur kızlarını Çin’in iç bölgelerine göçe zorluyor. Ekonomik açıdan da Doğu Türkistan halkı iktisadi gelişmelerden mahrum bırakılıyor; günden güne yoksullaşıyor. Aynı zamanda eğitim olanaklarından da mahrumlar.

Çin hükümetinin yıllardan beri sistemli olarak yaptığı bir uygulama da Çin’in iç bölgelerinden Doğu Türkistan’a Çinli yerleşimci taşınması ve oradaki Uygur nüfusunun bu yöntemle azınlık durumuna düşürülmeye çalışılması. İşte bu haksızlıklara karşı çıkan herkes bugün hapiste. Çinliler için Uygurları tutuklamak ve hapse atmak çok kolay. O yüzden Doğu Türkistan’daki siyasi suçluların sayısı onbinleri geçiyor. Çin’de 1989’dan bu yana siyasi sebepten idam edilen kimse olmamasına rağmen, bu uygulama Uygur siyasi suçluları için hâlâ devam ediyor. Birkaç sene içinde binlerce Uygur ölüm cezasına çarptırıldı veya Çin güvenlik güçleri tarafından keyfî bir şekilde öldürüldü. 2009’daki 5 Temmuz olaylarından önce de Doğu Türkistan şehirlerinin sokaklarında polis vardı; ancak 5 Temmuz’dan sonra “güvenlik tedbirleri” daha da arttırıldı ve artık polisle birlikte Çin askerleri de Doğu Türkistan’ın sokaklarında dolaşmaya başladılar. Şimdi Doğu Türkistan’da durum o kadar kötü ki; bir savaş bölgesi gibi sokaklarında tanklar, panzerler ve silahlı askerler bütün köşe başlarını tutmuş durumda.

2013’ten sonra çok başka bir baskı daha yaşanmaya başlandı. Artık Uygurlar bir araya gelemiyorlar. 20-30 Uygur toplandığı zaman Çin askerleri gelip sorgusuz sualsiz öldürüyor onları. Ayrıca binlerce Uygur genci, özellikle genç erkekler kayboluyorlar. Çin güvenlik güçleri akşamları gelip gençleri tutukluyor ve “Sorguya çekip geri getireceğiz.” diyerek ailelerinin ellerinden alıyor. Böylece binlerce kişi kayboluyor. Aileler karakola gidip çocuklarını soruşturduklarında, “Haberimiz yok.” deniliyor onlara. Çocuklarını bulma konusunda ısrarcı olanların kendileri de tutuklanıyor. Uygurlara olan bu baskı dayanılmayacak bir duruma gelmiş hâlde.

Çin hükümeti Uygurlara karşı bu baskıcı tutumunu mazur göstermek için çok kolay bir bahaneye sığınıyor: Müslüman Uygurlara, “Bunlar teröristtir!” diyor ve işin içinden çıkıyor. Uygurlar -ki Çin hükümeti bile bunu diyordu- barışçıl bir halktır. Ancak Çin hükümetinin yürüttüğü bu politikalar onları aşırılığa zorluyor. Çünkü bu zulme ailesinden kurban vermeyen kimse yok. Her ailenin en az bir ferdi ya öldürülmüş, ya tutuklanmış ya da kaybolmuş. Doğu Türkistan halkının da sabrı taşmış durumda.

Peki bu zulmün gerekçesi ne? Örneğin siz 1999 yılında tutuklandığınızda ne ile suçlanıyordunuz?

Ocak ayında Ekonomi Profesörü İlham Tohti, Çin hükümeti tarafından tutuklandı. Çin hükümeti Tohti’yi hangi nedenlerle tutukladıysa beni de aynı gerekçeyle tutukladı: Şahit olduğum haksızlıklar karşısında susmadığım için. Hatta tutuklanmadan önce Çin hükümeti beni birkaç defa uyardı: “Hükümette yüksek bir makamın var, siyasi anlamda yetkin var. Sen bu nimetlerden yararlan. Karşılaştığın durumları anlatmaya çalışma.” Baktım ki Çin hükümeti beni ve Uygurların sorunlarını dinleme niyetinde değil; ben de, “Uygurların durumunu dış dünyaya anlatmalıyım.” dedim. Halkıma yapılan cinayetler, tutuklamalar, haksız ve keyfî uygulamalar karşısında elbette susamazdım, bir şey yapmak zorundaydım.

Aslında benim yaptığım hiçbir yanlış yoktu, kanunsuz bir harekette bulunmadım. Dolayısıyla bana yapılan muamelenin de kanuni bir yanı yoktu. Beni tutukladıkları zaman Çin’in beni suçladığı şey devlet sırlarını dışarıya vermekti. “Devlet sırrı” olarak niteledikleri şey ise olaylarla alakalı Çin gazetelerinde çıkan haberlerdi. Ben de o haberleri Amerika’daki kocama göndermek istiyordum. Bu haberlerde tutuklanan, ölüm cezasına çarptırılan ve idam edilen Uygur çocuklarının isimleri geçiyordu. Bundan dolayı Çin hükümeti beni tutukladı, çıkarıldığım mahkeme de beni sekiz 8 buçuk sene hapse mahkum etti. Oğlum Abdulhekim’i de her şeyden habersiz olmasına rağmen sırf benimle birlikte olduğu için tutuklayıp 3 sene hapis cezasına çarptırdılar. Ben Amerika’ya gittikten sonra onu tekrar tutukladı Çin hükümeti ve hiçbir sebep göstermeden 9 sene hapse mahkum etti. Şu an oğlum hâlâ hapiste.

Esasında benim yapmak istediğim şey aynı zamanda Çin hükümetinin ve dolayısıyla Çin devleti sınırları içerisinde yaşayan tüm insanların menfaatine olan bir şeydi. Doğu Türkistan’a barışın hâkim olması demek, orada yaşayan tüm milletlerin birlikte yaşamaları demektir. Doğu Türkistan’ın barış içinde olması ve Uygurların meşru ve tabi hak ve taleplerinin yerine getirilmesi lazım. Bizim orada verdiğimiz mücadele Çin Anayasası sınırları içerisinde bir mücadeleydi. İllegal veya kanunlarda yer almayan herhangi bir talebimiz olmadı. Doğu Türkistan Uygurların ana yurdu, Uygur Türkleri de Doğu Türkistan’ın yerli halkıdır; dolayısıyla onlara mahsus hakların verilmesi lazımdır.

Ailenizin geri kalanı Doğu Türkistan’da. Onların hayatlarından endişe ediyor musunuz?

Elbette. Çin hükümeti bütün mal varlığımı dondurdu. Akrabalarım, çocuklarım ve torunlarım olan 23 kişi baskı ve gözetim altında yaşıyor. Doğu Türkistan’da 5 çocuğum var. Şu an Çin’in insafına kalmış durumdalar. Güvenlik kuvvetleri istedikleri zaman onları karakola götürüp sorguya çekiyor ve dövüp, işkence yapıp bırakıyorlar. Ben yurt dışına çıktıktan sonra iki çocuğumu hapse atmıştı Çin yönetimi. Birini 7 sene hapse mahkum etmişlerdi, Alim ismi… Alim hapis cezasını tamamladı ve hapisten çıktı, ama gözetim altında yaşıyor. Ben 6 sene hapiste yattım. Kocam 9 sene hapiste yattı. Oğlum Abdulhekim toplamda 12 sene hapis cezasına çarptırıldı ve dediğim gibi şu an hâlâ hapiste. Ailece toplam 37 senemiz hapiste geçti. Kısa süre önce oğlum Abdulhekim’in normal hapishaneden daha üst düzey güvenlikli bir hapishaneye transfer edildiğini öğrendim. Hapishane gardiyanları tarafından dövülmüş ve iki ay hastanede yatmak mecburiyetinde kalmış gördüğü şiddetin ardından…

Çocuklarımın tutuklanmalarına gerekçe olacak herhangi bir suç unsuru yok. Uygurların davasını tüm dünyaya duyurma çabalarımız karşılığında Çin hükümeti ailemden bu şekilde intikam alıyor. Ne zaman Uygurların davasını duyurmak adına büyük bir faaliyete katılacak veya bir devlet adamıyla görüşecek olsam oradaki çocuklarımdan öç alınıyor.

Uygurlara yönelik saldırıların durdurulmasını, keyfî öldürmelerin sonlandırılmasını talep ettiğim için düşman ilan edildim. Aslında bu taleplerimiz Çin’in millî menfaatlerine de uygun taleplerdi.

Çin halkının Uygurlara bakış açısı nasıl?

Çin hükümetinin yıllardan beri sürdürdüğü bir propaganda var. Bu propaganda neticesinde bazı Çinlilerin beyni yıkanmış; Uygurların yok edilmesi gerektiği düşüncesindeler. Uygurlara karşı bir nefret havası hâkim, hatta sırf Uygur oldukları gerekçesiyle küçük çocukları bile öldüren Çinliler var. Fakat bu zulümden haberdar olan ve Çin hükümetinin propagandalarına kanmayan Çinliler de var. Çin hükümetinin Uygurların haklarına saygı gösterip baskıların kaldırılması ve Çin Anayasası’nda vadedilen temel hakların onlara da verilmesi gerektiğini dile getiriyorlar.

Uygurların haklarını savunanlar ekseriyetle Çin’in iç bölgelerinde yaşayan Çinliler. Doğu Türkistan’a yerleştirilen Çinliler arasında Uygurların tümüyle yok edilmesini savunan Çinlilerin sayısı oldukça fazla. Zira Çin’in iç bölgelerinden Doğu Türkistan’a yerleştirilen bu Çinlilere orada yaşayan Uygurlara istediklerini yapabilecekleri ve oranın aslında Çin’in kendi toprağı olup Uygurlar tarafından sonradan işgal edildiği söylenerek beyinleri yıkanıyor. Onlar da Doğu Türkistan’a Uygurlara ilişkin peşin bir hükümle gelmiş oluyorlar. Dolayısıyla Çin halkı arasında meseleye farklı şekilde bakan iki grup var.

Doğu Türkistan halkının üzerinde senelerdir dolaşan bu kara bulutun kalkması için sizin çözüm öneriniz nedir?

İlk olarak Çin hükümetinin Doğu Türkistan’a yerleştirdiği ve Uygurlara yönelik saldırılar düzenleyen askerî birliklerini geri çekmesi lazım. Ondan sonra da Doğu Türkistan’daki bütün siyasi suçluları serbest bırakması lazım. Nihai anlamda tek çözüm yolu ise Doğu Türkistan’ın kaderini belirleme hakkının Doğu Türkistanlılara verilmesi ve siyasi geleceklerini kendilerinin tayin etmeleri için imkân sağlanması. Ancak ondan sonra biz Çinlilerle başka şeyleri konuşabiliriz. Yine ancak bu şekilde Çin’e, Doğu Türkistan’a ve bölgeye kalıcı bir barış ve istikrar ortamı hâkim olabilir.

Fotoğraf: ©Flickr.com/United States Mission Geneva

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar