İslam Din Dersleri Almanya’da Okullarda Öğretilen İslam

Almanya'da devlet okullarında verilen İslam din derslerinin temel çerçevesi nedir? Halise Kader Zengin, bu derslere devletin ilgisini ve genel tartışmaları özetledi.

Halise Kader Zengin 1 Mayıs 2014

Her ülke eğitim sistemini yapılandırırken; yetiştirmek istediği vatandaş profilini, anayasasını, ulusal ve uluslararası yasaları, eğitim yönetmelik ve yönergelerini dikkate alır. Bu anlamda ülkenin toplumsal, dinî-kültürel, siyasal yapısı da eğitim sisteminde önem arz etmektedir. Bir ülkenin benimsediği devlet ve rejim anlayışı, o ülkenin eğitim politikalarını ve eğitim felsefesini etkiler; insan, eğitim, bilgi ve din anlayışları ile eğitim politikasını şekillendiren bir devlet, istediği özelliklere sahip vatandaşı yine eğitim yoluyla inşa eder.

Almanya’da 1960-1974 yılları arasındaki yoğun işçi göçüyle çok farklı etnik, dil ve din mensuplarına kapı aralanmıştır. Başlangıçta ülkeye gelen “öteki”nin kalıcılığı düşünülmediğinden topluma uyumu yönünde adımlar atılmamış, sadece “misafir”e yer gösterilmekle yetinilmiştir. Zamanla ağırlanan misafir, ev sahibi olmaya niyetlendiğinde devletin kurumları geç kalmışlık ruhuyla, sorunlar yumağının tam ortasında kendisini bulmuştur. Zira “farklı” olanın toplumla kaynaşması, aynı renklere sahip olup, benzer idealleri taşıması aynı zamanda sosyolojik dönüşümü de gerektirmiştir.

Entegrasyon politikalarının temel hedefleri arasında yer alan Müslüman bireyin Alman toplumuna uyumunu sağlamak, birçok kurumun eylem planları içerisinde yer bulmaya başladıktan sonra sosyal, siyasal, ekonomik, sağlık ve eğitim gibi alanlar da devletin politikasına uygun adım atmak mecburiyetinde kalmıştır. Alman devletinin, camilerde verilen eğitimin içeriğinden ve pedagojik kalitesinden duyduğu endişe, Müslümanlara okullarda din eğitimi verilmesi konusundaki tartışmalarda etkin bir unsur olmuştur. Zira devlet, camilerde verilen İslam eğitimini okullara taşıdığında, öğretilen İslam bizzat devletin gözetim ve denetiminde olurken, ayrıca öğreticilerin pedagojik formasyon yeterliliği belli bir kalitede olacak; diğer yandan şimdiye kadar derneklerde verilen din eğitimi, okullarda resmî kurumların onayıyla verilmek durumunda kalacaktır.

Müslümanlar açısından bakıldığında Almanca öğretilen din, Müslüman çocukların ve gençlerin kendi dinî kimliklerini tanıtabilmelerinde önemli bir unsur olacak; farklı din mensupları arasında diyalog kurmak için gerekli dil yeterliliği, bu ders sayesinde kazandırılacaktır. Diğer taraftan; çocuğuna kendi dinini öğretecek kadar bilgi veya zamana sahip olmayan anne baba, bu donanıma sahip bir öğretmene çocuğunu teslim edebilecektir. Ayrıca Protestan, Katolik veya Yahudi sınıf arkadaşları din dersi alırken, eşit koşullar Müslüman öğrencilere de sunulacak, din dersinin alternatifi olarak gösterilen Etik, Felsefe, Değerler ve Normlar gibi dersleri Müslüman öğrenciler mecburen almak durumunda kalmayacaktır. Tüm bu önemli etki ve sonuçlarla birlikte Alman Anayasasının din öğretimi konusunda ciddi bir belirleyiciliği söz konusudur.

Din öğretimi, Alman anayasasının 7/3. maddesince şekillenmektedir. Madde şöyledir: “Din dersi, mezhepsiz okullar dışındaki kamu okullarında düzenli derslerdendir. Din dersi, devletin denetim hakkına zarar vermeyecek şekilde, dinî cemaatlerin temel ilkeleriyle uygunluk içinde verilir. Hiçbir öğretmen, iradesine aykırı olarak din dersi vermeye zorlanmaz.” Buna göre dersi devletin denetlemesi; dersin hedeflerinin, uygulanmasının, öğretim programının düzenlenmesinin, öğretmenin ve ders kitaplarının seçiminin okul yetkililerince, anayasaya, yasalara ve kamu düzenine aykırılıklarının incelenmesi olarak anlaşılır ve uygulanır. Ancak dersin dinî muhtevasını oluşturmak ve amaçlarını belirlemek dinî cemaatlere aittir.1

Müslümanlar, yasada belirtilen “dinî cemaat” statüsünü kazanma yönünde yıllarca yetkili makamlara başvuru yapmış, gerekli şartları sağlayabilmek adına çözüm yolları aramışlardır. Temelde Hristiyan cemaatleri düşünülerek hazırlanan yasanın İslam dinine uyarlanması sıkıntı doğurmuştur. Buna yetkili makamların, “Biz İslam için kimi, hangi cemaati muhatap alacağız?” sorusu eklenmiş; tüm bunlar, “çocuğun, velisinin dini üzere eğitim alma hakkı” esas alındığında devletin, İslam Din Dersi için ara çözümler üretmesini zorunlu kılmıştır. Eyaletlerin çoğunda çeşitli Müslüman derneklerin bir araya gelmesiyle oluşturulan “yuvarlak masa” yapısı, İslam Din Dersi ile ilgili karar vermede yetkili merci kabul edilmiştir.

İslam Din Dersi program geliştirme çalışmalarında ders içeriğinin anayasa ve eyalet yasalarına uygunluğuna dikkat edilmektedir. Bunun haricinde özellikle İslam hukuku alanına giren bazı konularda çok hassas davranıldığı, ders içeriğinde kadın-erkek eşitliğinin vurgulanmasına özen gösterildiği görülmektedir. Cihat konusu, “Müslüman olmayanların öldürülmesi” olarak algılandığından programlarda asla yer alması istenmemektedir. Eyaletlerde okutulan İslam Din Dersi programları genel anlamda incelendiğinde, inanç, ibadet, ahlak ve diğer dinler konuları ünite ve alt başlıklarına bölünerek işlenmektedir. Almanya’da yaşayan bireyin bu ders vasıtasıyla topluma uyumu, farklı din mensuplarını tanıması ve onlarla barış içinde hayatını sürdürmesine yönelik bilgi, beceri ve tutumların kazandırılması istenmektedir. Dolayısıyla İslam Din Dersi, sadece dinî bilgilerin sunulduğu bir ders olmanın ötesinde, devletin “makbul Müslüman” anlamındaki isteğini de yansıtmaktadır.

Bunun yanında özellikle İslam’ın öğrenciye sunumunda inandırmak ve benimsetmek hedeflenirken, farklı etnik ve mezhepsel mensubiyete sahip öğrencilerin ortak bir derste İslam’ı öğrenmelerini sağlamak ancak mezheplerüstü din öğretimi yaklaşımıyla mümkün olmaktadır. Iraklı, Kosovalı, Suud, Faslı, Türk, Boşnak, Arnavut gibi farklı milletlerden öğrenciler ortak dil Almanca ile İslam’ı Kur’ân-ı Kerîm ve kısmen sünnete dayalı bir programdan öğrenebilmektedir. Bununla aslında öğrencilerin, sahip oldukları geleneksel kültür kodlarından kopartılıp, Alman Müslüman vatandaş olarak yetişmeleri hedeflenirken, diğer din mensuplarıyla saygı çerçevesinde bir iletişim öngörülmektedir.

İslam Din Dersleri’nin eyaletlerde uygulanması incelendiğinde ilk önce pilot uygulamalar olarak başladıkları, deneme aşamalarından sonra birkaç okula daha yaygınlaştırıldıkları, temelde eyaletin tamamında uygulanmadıkları görülmektedir. Dersin bazı şehirlerde yaygınlaştırılabilmesi için velilerin, eğitim yetkililerine dilekçe ile başvuruda bulunmaları ve yeterli sayıda öğrencinin varlığını belgelendirmeleri gerekmektedir. Eyaletlerin tüm şehirlerinde dersin uygulamaya geçirilmesi ise hâlen istenen ve beklenen bir durumdur.

Dersi veren öğretmenlerin önceleri öğretmenlik formasyonuna sahip olmaları yeterli iken zamanla İslam Din Dersi Öğretmenliği sertifika programları ve hizmet içi eğitimlerle öğretmenlere belli bilgi ve beceriler kazandırılma yoluna gidilmiştir. 2010 yılından itibaren entegrasyon politikalarının bir parçası olarak kabul edilen ve Tübingen, Erlangen, Münster, Osnabrück, Frankfurt ve Giessen Üniversitelerinde açılmaya başlayan İslam Teoloji Merkezleri, hem teolog hem de İslam Din Dersi öğretmeni yetiştirme görevini üstlenmeye başlamıştır. Bu merkezlerin öğretim programlarının yapılandırılması ve eksik öğretim elemanlarının tamamlanması hâlinde hem cami, hastane, hapishane gibi yerlerde din hizmetleri ile İslami manevi danışmanlık ve rehberliklerin yürütülmesinde hem de okullarda İslam Din Dersi’nin kalite kazanmasında ciddi kazanımlar elde edilecektir.

Din Öğretimi Vasıtasıyla Oluşturulmak İstenen Müslüman Kimliği

İslam Din Dersi’nin yanı sıra değinilmesi gereken önemli bir diğer ders de Alevilik Din Dersi’dir. 1998 yılında Hamburg’ta “Herkes İçin Din Dersi” (Religionsunterricht für Alle) programına dahil edilen Alevilik konuları sayılmazsa, ders ilk olarak 2002 yılında müstakil olarak uygulamaya konulmuştur. Dersin yürütücüsü Almanya Alevi Toplumu’dur (AABF).

Bu noktada ilgi çeken konu, Türkiye ve Almanya’da öğretilen “Alevilik” arasında bulunan ve zihin karışıklığına neden olan farklılıklardır. Türkiye’deki Alevilerin din öğretimi gibi konularla ilgili talepleri 2009-2010 yılları arasında düzenlenen 7. Alevi Çalıştayı ile belirlenmiştir. Çalıştaylar sonucunda Aleviler, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersi ile ilgili olarak, dersin içeriğine ve veriliş biçimine yönelik uzlaşamamalarına karşın çoğunluğu ders içeriğinin yeniden düzenlenmesi ve Aleviliğe yetkin bir biçimde yer verilmesini istemiştir. Bunun sonucu olarak 2010 yılında Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersi program ve kitaplarına Alevilikle ilgili konular eklenmiştir. Almanya’daki uygulama incelendiğinde Almanya Alevi Toplumu’nun (AABF) yetkisinde şekillenen Alevilik Din Dersleri’nin, kendisini İslam’ı içinden çıkmış, ayrılmış olarak kabul ettiği görülür. Alevilik Din Dersi ile, Alevi inancının öğretilmesi, Alevi kimliğinin kazandırılması, Alevi cemaatiyle ilişkinin geliştirilmesi hedeflenmektedir. İslam Din Dersi’nde olduğu gibi entegrasyon politikasının bir uzantısı olarak, içinde bulunulan topluma uyum, birlikte yaşama alışkanlıklarının kazandırılması, demokrasi ve sosyal barışa hizmet edilmesi gibi amaçlar programlara dahil edilmiştir. Allah, Hak-Muhammed-Ali, Ehlibeyt, 12 İmam ve kader konuları inanç esasları bağlamında işlenirken Hz. Muhammed, kitaplar, ahiret ve diğer peygamberler konularının sınırlı kaldığı ve melekler ile ahiret hakkında neredeyse hiç öğretimin yapılmadığı görülmektedir. Cem ve cemle ilişkili konular oldukça derinlemesine işlenirken, İslam’daki hac, namaz ve orucun, Sünni anlayışın aksine, kabul edilmediği, bu konularda farklı yorum ve uygulamaların öğretildiği dikkat çekmektedir. Sonuç olarak Türkiye’de İslam içinde kabul edilen Alevilik, Almanya’da daha çok siyasi ve sosyal sebeplerle İslam’dan ayrı olarak öğretime konu edilmektedir. İslam Din Dersi’nin içeriğine dair noktalar ile Alevilik dersinin Türkiye’de sunulduğundan tamamen farklı bir içerikle din derslerinde öğretilmesi, din derslerinin aslında devletin din öğretimi vasıtasıyla oluşturmak istediği Müslüman kimliğine dair ipuçlarını da ortaya koymaktadır.

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar