Çifte Vatandaşlık Almanya’da Opsiyon Tartışmasında Aşılamayan Argümanlar

Almanya'da Federal Kabine uzun bir git-gelin ardından Vatandaşlık Yasasının Opsiyon Modelinde bir değişiklikliğe gitti. Bu düzenlemeyle 2000 yılından sonra Almanya’da doğmuş olan gençler, eğer Almanya’da büyümüşlerse anne-babalarının vatandaşlığı ile Alman vatandaşlığı arasında seçim yapmak zorunda kalmayacaklar.

Kamil Mizanoğlu 1 Mayıs 2014

Uzun tartışmaların ardından Vatandaşlık Yasasının Opsiyon Modeli üzerinde mutabakata varıldı. Hazırlanan yasa taslağına göre Almanya’da en az sekiz yıl yaşamış, en az 6 yıl okula gitmiş veya Almanya’da herhangi bir okuldan mezun olan ya da meslek eğitimini tamamlamış olan gençler bu yasadan faydalanabilecek. SPD bu yeni düzenlemeyi övgüyle karşılayarak bu adımın, Alman Vatandaşlık Yasasının liberalleşmesi adına büyük bir adım olduğunu belirtti. Birlik partileri CDU/CSU, daha önce pek de niyetli görünmedikleri bu uzlaşmayı güzel bir çözüm olarak göstermeye çabalıyorlar. Muhalefet partileri ise, SPD’nin, seçim vaadi olan çifte vatandaşlık sözünü yerine getirmediğini belirtiyor ve kabinenin çıkarmak istediği yasayı, vatandaşları birinci ve ikinci sınıf olarak ayırdığı için ayrılıkçı olarak nitelendiriyorlar.

Bu yeni düzenlemeyi daha iyi anlamak için çifte pasaport karşıtı olanların argümanlarını tarihsel olarak incelemek gerekir. Çifte vatandaşlık üzerine anlaşmazlıklar 1998 yılına kadar dayanıyor. O dönem Başbakan Gerhard Schröder (SPD), Helmut Kohl’dan (CDU) görevi devralarak 16 yıllık sarı-siyah iktidar çoğunluğuna bir son vermişti. Schröder Hükümeti vatandaşlığa geçiş oranını arttırmak amacıyla çifte vatandaşlığı yürürlüğe sokmak istedi. Bu düşünce CDU tarafından büyük bir dirençle karşılandı. CDU’dan Wolfgang Schäuble ve CSU’dan Edmund Stoiber’in başlattığı “Entegrasyona Evet, Çifte Vatandaşlığa Hayır” kampanyasıyla büyük bir tartışma başladı. Almanya genelinde açılan bilgilendirme stantları ile çifte vatandaşlığa karşı beş milyon imza toplandı. Çifte pasaport karşıtlarının ana argümanlarından ilki, yabancı pasaportu olan kişinin entegrasyon için istekli olmayacağı; ikincisi ise bu durumun kişilerin ülkeye bağlılığını zayıflatacağı düşüncesiydi. FDP’nin önerisi üzerine SPD ve Yeşiller, çifte pasaport karşıtları CDU ve CSU ile uzlaştı ve ardından şu ana kadar geçerli olan, Almanya’da doğan çocukların 18 ila 23 yaş arası anne babalarının vatandaşlığı ya da Alman vatandaşlığından birini seçmelerini gerektiren yasal düzenleme ortaya çıktı. Böylece birlik partilerinin “entegrasyon ve bağlılık sorunu” argümanları geçerli olmaya devam edecekti. Yıllarca bu iki argüman büyük ölçüde silikleşse de CDU ve CSU geri adım atmadılar.

Bu tartışmada esas mevzunun “Türkler” ve belli kalıp yargılar olduğunu aşağıdaki örnek daha iyi açıklamaktadır:

12 Mart 2014 tarihinde Opsiyon Modelini kaldırmak için yapılan parlamento görüşmesinde CDU’lu milletvekili Thomas Stroll tüm konuşmasında “Türkler” üzerinden örnekler vererek şunları söyledi: “Abida, Almanya’da doğuyor ve doğumundan kısa bir süre sonra, babası kızının bu bozuk ülkede yaşamasını istemediğinden onu Türkiye’ye götürüyor. Anadolu’daki büyükanne ve büyükbabasına götürülüyor ve burada Kur’an kursuna gönderiliyor. 15 yaşında iken, hayatında hiç görmediği bir adamla evlendiriliyor. Hiç Almanca konuşamıyor, Almanya’yı hayatında görmemiş ve Almanya ile hiç ama hiçbir bağı yok. Başarılı entegrasyon diye adlandırdığımız şey bu değil. Her hâlükârda bu tür kişileri asla ve asla Alman vatandaşlığı ile onore etmek istemiyoruz.”

Konuşmanın bu kısmında CDU/CSU grubu sıralarından alkış sesleri yükseldi. Türk ismi olarak “Abida” gibi anlamsız bir kelimenin kullanıldığı bu örnekten yola çıkarak, SPD ile CDU/CSU arasında yapılan Opsiyon uzlaşmasının ilerici bir adım olup olmadığını anlayabiliriz.

Bir de şöyle bir örneğe göz atalım: “Abida” Almanya’da büyümediği için birçok kişi, onun Alman vatandaşlığından vazgeçmesi gerektiğini düşünüyor. Aslında yeni düzenlemeden sonra da iki vatandaşlıktan birini seçmesi gerekiyor. Eğer Türk vatandaşlığını tercih ederse koalisyonun entegrasyon ve bağlılık argümanları etkili oldu demektir. Fakat Alman vatandaşlığını seçerse, Birlik partilerinin ileri sürdüğü gibi “entegre olmamasına” ve Almanya’ya karşı bir bağlılığı bulunmamasına rağmen Alman olarak kalacaktır. “Türk Abida”nın doğumundan beri Türkiye’de hiç bulunmadığını, bir kelime bile Türkçe konuşamadığını ve Türkiye ile hiç bir bağının olmadığını farz edelim. Birlik partilerine göre bu durumda her şey yolundadır. Bu durumda ilk örneğin aksine Almanya’da doğup büyüdüğü için hayret verici bir şekilde Türk pasaportu alabilir. Bunun neye yarayacağına ise anlaşılan sadece Birlik partileri politikacıları karar verebilir.

Bir de başka bir yerden bakalım: “Abida”nın Almanya’da doğup büyüdüğünü, Türk kültürünü en iyi şekilde öğrendiğini, düzenli olarak Türk yakınlarını ziyaret ettiğini ve anne-babasının anavatanına karşı duygusal bir bağ kurduğunu farz edelim. Türkiyeli bu kızın Birlik partilerinin mantığına göre “entegre” olup olmadığı, durumdan duruma göre değişebilir. Başarılı bir öğrenci olabilir ya da okulu terk etmiş olabilir. Peki çifte pasaportuna rağmen Almanya’ya bağlı olabilir mi? Bu soru kolay cevaplanabilecek bir soru olarak gözükmüyor. Kesin olan tek şey, onun bu sorunsalda hiçbir zaman bağlılığı tartışılmayan bir İspanyol, Yunan ya da İtalyan’dan daha çok ya da az sadık olmadığıdır.

“Abida” ve yasadan etkilenecek gençlerden yüzde 90’ına yakını için bu düzenleme büyük bir kazançtır. Zira bir önceki düzenlemenin aksine hem Alman, hem de Türk pasaportlarını muhafaza edebiliyorlar. Sorulması gereken soru ise şu: Neden sadece 2000 yılından sonra Almanya’da doğmuş olan gençler bu yasadan yararlanabiliyor? Mesela 70’li ya da 80’li yıllarda Almanya’da dünyaya gelmiş ve büyümüş olan bir kişi ülkeye daha mı az bağlı? Bu insanların birden çok ülke vatandaşlığına sahip olma haklarının ellerinden alınmasının, ortaya sunulan mesnetsiz argümanlar dışında elle tutulabilir bir dayanağı var mı?

Çoğunlukla bahane bulma amaçlı üretilmiş “entegrasyon” ve şu ana kadar dayanağı olmayan “bağlılık/sadakat” argümanlarının saçmalığı bu düzenlemeyle açıkça ortaya çıkıyor. Umulur ki gelecekte insanlar, vatandaşlık yasasının bu tozlanmış ve çağ dışı argümanlardan daha sağlam temellere dayanması gerektiğini anlarlar.

Fotoğraf: ©Flickr.com/sludgegulper

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar