Ortadoğu Türkiye’nin IŞİD’i Desteklediği İthamları Ne Anlama Geliyor?

Irak ve Suriye’de IŞİD’in ilerleyişi üzerine medyaya, uluslararası toplumun Türkiye’nin IŞİD’e saldırması konusundaki beklentileri yansıdı. Türkiye’ye IŞİD konusunda yapılan ithamlar ise arka planda farklı bir algı yönetimini barındırıyor.

admin 1 Kasım 2014

“Türkiye, Esad rejimini güçsüzleştirmek için uzun süre Suriye’deki cihadistleri destekledi. Fakat Irak’ı istikrarsızlaştıran IŞİD savaşçıları şimdi yüzlerini Ankara’ya döndüler.”1 Bu yorum, Türkiye-Suriye-Irak gibi jeopolitik açıdan büyük önem arz eden üç ülkenin gündemine dair Avrupa’daki temel tartışmaları yansıtır nitelikte. Türkiye, diplomatlarını kaçıran, binlerce Yezidi’nin canlarını kurtarmak için kaçmasına sebep olan ve sivillere yönelik cinayetler işleyen IŞİD konusunda uluslararası toplumun büyük baskısı altında. Türkiye’nin IŞİD’i desteklediği ithamı, son zamanların dış politika haberlerinde sadece sabit bir içerik olmakla kalmıyor; Türkiye’nin NATO’yla ilişkisine dair yorumlar2 incelendiğinde, Türkiye’nin ekseninin kaydığı ve artık Batı ittifakının bir parçası olmadığı yönündeki düşünceler de aynı anda güçleniyor.

IŞİD’in mevzilendiği alanlarla herhangi bir sınırdaşlığı bulunmayan diğer ülkelerde ise ciddi hareketlenmeler söz konusu: Mesela Kobani’nin kuzey ve doğu kısımlarındaki IŞİD mevzilerini bombalayan ABD, IŞİD’i yok etmeleri amacıyla Suriyeli muhaliflere savaş eğitimi vermek gibi bir ajandaya sahip. İngiltere ve Almanya gibi ülkeler, IŞİD sempatizanlarının muhtemel bombalı eylemlerine karşı alarm vermiş durumda. Diğer Avrupa ülkeleri de, IŞİD’e katılıp geri dönen savaşçıların toplumsal barışa verebilecekleri zarar etrafında yoğun tartışmalara sahne oluyor. Bu durumda Suriye iç savaşı başladığından beri yerleşik bir iltica politikasının olmamasına ve altyapı eksikliğine rağmen 1,6 milyon mülteciyi kabul eden Türkiye’nin, IŞİD’e karşı daha fazla angajman ortaya koymasını istemek ve bu angajman eksikliğini, Türkiye’nin teröristleri lojistik olarak desteklediğine yormak, güvenlik önlemlerini en üst seviyeye çıkartan Avrupa toplumları açısından mantıklı görünüyor. Peki bu durum gerçekten öyle mi? Türkiye’nin IŞİD’e karşı askerî harekat gerçekleştirmesini bekleyenler nasıl argümanlara sahip?

İthamların Sağladığı Konforlar

Yanıbaşındaki terör eylemlerinin ülkeye sıçramasından korkan Türkiye, kendisine yönelebilecek saldırıları bertaraf etmeyi ön gören Başbakanlık Tezkeresini, 298’e 98 oyla kabul etti. Davutoğlu’nun, “Türkiye, Kobani’nin radikal milislerin eline geçmesini önlemek için her adımı atacaktır.” açıklamasının ve tezkerenin ardından Avrupa ve ABD’nin IŞİD konusundaki beklentileri somut bir şekilde karşılanmayınca çıkan tezkerenin aldatmaca ya da siyasi bir manevra olduğu yorumları etrafında kamuoyu oluştu. Almanya’nın birçok kentinde Kobani’nin düşmesinin engellenmesi yönünde protesto gösterilerinde, Türkiye’nin IŞİD’e saldırması ve askerî müdahalede bulunması isteği çok açık bir şekilde dile getirildi. Avrupa’nın birçok kentinde buna benzer barışçıl gösteriler yapıldığı esnada Türkiye’nin özellikle doğu kentleri, sokak çatışmalarına sahne oluyordu. Nitekim bu çatışmaların ağır bilançosu (36 ölü) ve Türkiye’yi Kobani’ye destek olması konusunda teşvik etmek için kullanılan hatalı metotlar (yağma, keyfî infaz ve saldırılar), Türkiye’de Kobani’ye destek anlamında toplumsal bir uzlaşının oluşmasını önemli ölçüde etkiledi.

Avrupa’da birçok ülkede kamuoyu, basından yansıyan haberler vesilesiyle Türkiye’nin, IŞİD’in Suriye ve Irak’taki ilerlemesinden sorumlu olduğu kanısında. Bu durum ise IŞİD’le mücadele konusunda Türkiye’nin elini taşın altına koyması gerektiği düşüncesini doğuruyor. Bu düşünceye sahip olanlar için iki tür konfor söz konusu: Birincisi; içinde mülteciler, askerî ve diplomatik önlemler gibi kompleks unsurların bulunduğu “Batı, IŞİD’e karşı ne şekilde bir inisiyatif almalı?” sorusuna cevap verme lüzumu ortadan kalkıyor. Böylece soru, “Batı değil, asıl sorunu besleyen Türkiye bu konuda inisiyatif üstlenmeli” şeklinde cevaplanabiliyor. İkinci konfor ise, Türkiye’nin IŞİD’i destekliyor olarak resmedilmesinin ve bu algının güçlenmesi yönündeki çabaların, Avrupa’da büyük bir kısmını Türkiye kökenlilerin oluşturduğu Müslümanlara yönelik baskıcı önlemleri meşrulaştırma gibi bir işe yaraması: “Türkiye eşittir IŞİD, eşittir Avrupa’da yaşayan Türkiye kökenli Müslümanlar” algısını oluşturmak, bu denklem için hiç de zor değil; hatta Müslümanlara yönelik, içeriği ve kapsamı sürekli değişkenlik gösteren “uyum” politikalarını destekleyici olması sebebiyle çok da uygun. Fakat bu algının sonuçları korkutucu.

Berlin Kreuzberg’te 12 Ekim 2014’te düzenlenen ve 3.000 kişinin katıldığı protesto gösterisinde en fazla kullanılan pankartlardan bazıları “Erdoğan-Türkiye’si IŞİD terörünü finanse ediyor” ya da “NATO üyesi Türkiye, Kürtlere karşı IŞİD’i destekliyor” şeklindeydi. Bu durumda Türkiye’nin IŞİD’e karşı askerî müdahale kararı, kendi ulusal çıkarları doğrultusunda değerlendirmesi gereken bir konu olmaktan çıkıp, uluslararası topluma kendi tarafını ispat etme gibi farklı ve kaygan bir anlama da bürünüyor. Öte yandan Türkiye, sadece dış politika alanında bu baskılara muhatap değil. Özellikle Türkiye ya da diğer ülkelerde düzenlenen Kobani ile dayanışma gösterilerindeki pankartlara bakıldığında farklı bir durum ortaya çıkıyor. Bu pankartlardan birinde, “IŞİD destekçisi Türkiye, Kürt ve Yezidilerin asıl katilidir.” ifadesi bulunuyor örneğin. Böylece 30 yıllık Türkiye-PKK çatışması, IŞİD gündeminde yeniden canlandırılabiliyor. Diğer bir deyişle Kürt vatandaşlarını senelerce baskı altında tutmuş bir “devlet” figürü, bu sefer sınır ötesindeki Kürtlere dolaylı yoldan zulmeden bir “devlet” kılığında yeniden sahneye çıkıyor.

Bu durumda çözüm süreci, Orta Doğu’da üstlenmek istediği öncü rol ve Avrupa Birliği sürecinde Türkiye’nin, IŞİD söz konusu olduğunda sadece Suriye iç savaşının ardından ortaya çıkan “yeni” sorunlarla değil, kökleri senelere kadar uzanan eski sorunlarıyla da yüzleşmek durumunda olduğu ortada. Uluslararası baskıya direnip bu sorunlarla kendi iç dinamiklerine başvurarak başa çıkması, belki de hem Türkiye, hem de bölge için daha faydalı olacaktır.

Fotoğraf: ©Flickr.com/Libertinus

admin

Phasellus eu varius felis. Quisque quis aliquet metus. Vestibulum odio augue, viverra at ligula vel, placerat aliquam erat. Integer maximus facilisis tellus non facilisis. Maecenas ac odio nisi. Etiam lobortis lobortis metus quis feugiat.

YAZARIN DİĞER YAZILARI
ETİKETLER:

    0 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.

    • *Tüm alanları doldurunuz

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar