Avusturya'da İltica Avusturya İçin Bir Utanç Kaynağı: Traiskirchen

Traiskirchen: Avusturya’nın mültecilerle imtihanını kaybettiği yer. Traiskirchen’deki mülteci kampında gayriinsani şartlarda yaşayan her yaştan insan Avrupa’daki iltica politikalarının yeni baştan sorgulanması gerekliliğini de ortaya koyuyor.

JacquelIne ArefIe 1 Eylül 2015

Yer: Aşağı Avusturya’daki Traiskirchen kenti; daha doğrusu mültecilerin ülkeye girdikten sonra ilk olarak yerleştirildiği Traiskirchen’deki merkez. Bugüne kadar hiç bu kadar kalabalık olmayan bu mekânda takriben 4.300 insan yaşıyor. Mülteci merkezindeki aşırı doluluk sebebiyle bu alan medyanın da odak noktasında. Hakkında çıkan haberler gün geçtikçe çoğalıyor ve kamptaki kötü şartlar giderek artıyor. Gazetecilerin bu mülteci kampına girmeleri yıllardır yasak. Kampın yöneticisi “Bu prosedür mültecileri korumak amaçlı” diye geçiştirse de asıl sebep muhtemelen mültecilerin insan onurunu zedeleyen şartlarda yaşaması ile yakından ilgili. Binalarda mültecilerin konaklayabilmesi için yeteri kadar alan yok; takriben 500 mülteci çadırlarda, aralarında çocukların da bulunduğu 2 bin mülteci ise dışarıda yatmak zorunda. Yani bu 2 bin kişinin başlarını sokacak çadırları ya da kötü hava koşullarında binalara sığınmaya hakları yok. Sıhhî tesisatları yetersiz, bazıları yakında bulunan camide veya Schwechat nehrinde yıkanıyor. Durum Uluslararası Af Örgütü Amnesty’in müdahil olacağı kadar vahim durumda.

“Hoş Geldiniz”

Traiskirchen’deki insanlık onurunu hiçe sayan durum uzadıkça, çevredeki insanlar da yardım eli uzatmak konusunda o kadar hızlı ve istekli oluyorlar. Çok sayıda kişi mültecilere çadır, kıyafet, gıda ve hijyen ürünleri vererek onları desteklemek istiyor. Yakınlarını ve arkadaşlarını seferber ederek daha fazla bağış toplamayı hedefleyenler ya da kıyafet, uyku tulumları, çadırlar ve battaniyeler satın alanlar var. Avusturya halkının büyük bir kısmı mültecilerle dayanışma içinde ve elinden geldiğince onların yanında olmak istiyor. Fakat bu yardımların birçoğu mülteci kampının kapılarındaki güvenlik personelleri tarafından “Burada yeterince eşya var! Bağışları burada bırakarak suç işliyorsunuz!” denilerek geri çevriliyor. Mülteci kampının yakınındaki Selimiye Camii ramazan ayı boyunca her gün içlerinde mültecilerin de olduğu 2 binden fazla yoksul ve evsize ücretsiz yemek dağıttı. Talebin yoğunluğu sebebiyle yemek dağıtımı ramazan sonrasında cuma günleri de yüzlerce insanla devam etti. Takdire şayan olan, caminin sadece bağışlar ile bu yiyecekleri finanse etmesiydi.

Avrupa’nın göbeğinde mültecilerle ilgili durum bu kadar içler acısıyken, maalesef sadece olumlu girişimler değil, oldukça yıkıcı ve olumsuz tepkilerle karşılaşmak da mümkün. Bilhassa sanal ortamdaki tartışmalarda mültecilerin geldikleri yerlere dönmeleri gerektiği, “biz”lerin burada “onlar”a ihtiyaç duymadığımız veya mülteciler yerine ülkemizdeki evsizlerle neden kimsenin ilgilenmediği sıkça dile getiriliyor. Buralarda dile getirilen bazı ifadeler o denli ırkçı ki bu yazıları kaleme alanlar arasında işverenleri tarafından işten çıkarılanlar bile var.

Benim Küçük Katkım

Caritas’ın bir minibüsü Traiskirchen’deki mülteci kampının direk önünde duruyor. Mültecilerin buraya, Avusturya’ya hoş geldiklerini göstermek ve onları ellerinden geldiği şekilde desteklemek adına internette bir bağış kampanyası başlatıldı. İnternette yer alan resimler benim için ürkütücü nitelikteydi. Burası Avusturya mıydı? Burası benim vatanım mıydı? Utandım ve inanılmaz bir hayal kırıklığı yaşadım. Ne kadar çok haber okuyup fotoğraf gördüysem içimdeki huzursuzluk o kadar arttı. Ben de yardım etmeye karar verdim ve Caritas’ın “Yardım Ediyoruz” çağrısına katıldım. Hemen annemi, babamı ve gelinimizi devreye sokarak “hoş geldiniz” paketleri hazırlamaya başladık. 2 yaşındaki kızımla beraber kartonlar boyadık. Eşim büyük bir çuval erkek kıyafeti ile katkıda bulundu. Kayınvalidemle beraber Traiskirchen’e doğru hareket ettiğimizde oldukça heyecanlıydım.

Orada beni acaba ne bekliyordu? Mülteci kampındaki durum nasıldı? Kendisi de bir zamanlar beş çocuğu ile 7 yıl boyunca Traiskirchen’de yaşayan kayınvalidem acaba ne düşünecekti? Çocukluk yıllarının bir kısmını geçirdiği yere tekrar dönen eşim acaba ne hissedecekti? Bu mekân, bende birçok farklı soru ve düşüncenin de önünü açtı.

Mülteci kampının bulunduğu sokağa dönmeden biraz öncesinde ramazan ayı boyunca 2 binden fazla yemeğin dağıtıldığı caminin önünde erkeklerin sıra hâlinde beklediğini gördük. Saat henüz akşamüstü 3’tü. “Aman Allah’ım, burada bu saatten itibaren akşam yemeği için mi sıra bekliyorlar?!” Sonrasında anladım ki bu insanlar camiye duş almak için gidiyorlarmış.

Park yeri ararken mülteci kampının yanından geçtiğimizde gözlerim doldu. Henüz hiçbir şey görmemiş olmama rağmen duygusal olarak son derece etkilenmiştim. Bu atmosfer bana çok dokunmuştu.

Park eder etmez 70’li yaşlarının üzerinde iki yaşlı hanımefendi gördük. Yorgun, tükenmiş ve zayıf görünüyorlardı. Kayınvalidem onlarla temasa geçmeye çalıştı. Kardeşlermiş, Afganistan’dan iltica etmişler ve 9 saatlik bir yürüyüşü geride bırakmışlar. Bu hikâyelerinin sadece küçücük bir kısmıydı, fakat bunu bile dinlemek yıpratıcıydı.

Başka bir adam bize aslında kardeşi ve yeğeni ile Afganistan’dan kaçtığını anlattı. Üç adam bir ülke sınırında durdurulmuş ve 10 yaşındaki yeğenleri geri gönderilmiş. Adam şimdi kardeşi ile Traiskirchen’de ve ikisi de yeğenlerinin başına ne geldiğini bilmiyorlar.

Hiç kimse yakınları katledilir, rehin alınır ya da kaçırılırken sadece üzerindeki kıyafetler ile kaçmak zorunda kalmayı, yeni bir yurt aramayı, yeniden bir hayat kurmayı ve yeni bir ülkeye gelip insan onurunu bu denli hiçe sayan bir muamele görmeyi hak etmiyor. Bu durumda bütün sınırlar kapatılırken Avusturya toplumunun merhameti ve insanların kendi kalp sınırlarını kaldırarak bu insanlara el uzatmaları Traiskirchen’deki acıyı bir nebze de olsa hafifletiyor.

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar